KANDİL NOTLARI - II -

Dağda sonbahar... Bütün renklerin en güzel göründüğü, insanın kalbinin ritmini hızlandıran ve mücadale enerjisi kazandıran dağ iklimindeyim yine...
Patikalara bakınıyorum. Dağların doruklarında inceden bir kar tabakası var.
Sonbaharın kendisini kışa devredecek soğukluğuna meşe yaprakları hala dallarında direnç gösteriyor.
İlk yağmur damlasıyla rüzgarda savrulup düşen söğütlerin incecik dalları çiçeklenmek için baharı beklemeye başlamış bile.
Bir sincap ve bir diğeri şaşkın ve hızlı adımları ile kış üslenmesini sürdürmek için ıslak ağaç dallarında koşuşup duruyor.
Serçelerin ötüşleri ve diğer kuşların cıvıltısı da sonbaharda olduğumuzu hatırlatıyor. Yaylaya çıkan köylüler yukarılardan aşağılara doğru hareket halinde...
Dağda sonbahar, mücadelenin sıcak geçtiğini de gösteriyor. Bütün gerillalar hareket halinde.
Kış üslenmesi, rutin bir uğraş onlar için. Bütün dikkatleri mücadelenin en keskin yerine odaklanmış gerillanın. 
Tabii ki dağın, yani gerillanın gündemi de faşist DAİŞ’e karşı Kobanê’den başlayan Mexmûr’a, Kerkük, Celawla ve Xaneqîn’e uzanan direniş cephesinde yaşananlar... Bütün bu cephelerdeki gelişmeler 24 saat boyunca gerilla tarafından anı anına takip ediliyor. 
Gerillalar ve KCK yetkilileriyle sohbetimin odak noktasını, direniş hattındaki gelişmeler ve uluslar arası yankıları oluşturuyor.
 Ve tabii haliyle, Türk devletinin, özellikle de Recep Tayyip Erdoğan ve ekibinin Kürt politikasındaki oyunları, hinlikleri ve hesapları...
Önce Kobanê direnişiyle ilgili aldığım notların özetlerini paylaşayım. Gerillanın kitabında kaybetmek yok! Gerilla demek, “başarı ve zafer” demektir. 30 yıllık Kuzey Kürdistan’daki ARGK ve HPG gerilla tarihi bunun örnekleriyle dolu.
15 Ağustos 1984’te çok küçük imkanlarla başlayan gerilla mücadalesinin Kürdistan’a kazandırdıklarını, Kürt’ün dostu da düşmanı da çok iyi biliyor. Abdullah Öcalan önderliğindeki PKK hareketinin gerilla mücadelesinin keskinliği, artık bütün dünyada kabul gören bir başarı öyküsü.
Bir gerilla, bugün olanları iyi anlamak için son üç dört yılda olanları hatırlamak gerektiğini ifade ediyor. Son 4 yılda olanlara baktığımızda Kürt Özgürlük Hareketi’nin tasfiyesini amaçlayan bütün devletlerin konseptleri, gerilla öncülüklü halk direnişi ile çökmek zorunda kaldı.
2007’de Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı oğul Bush ile yaptığı “ortak düşman” tespitli saldırı konsepti, 2008’de Zap Direnişi’yle alt üst oldu.
2009-2010’da Türk devletinin Suriye-Irak-İran ile ortaklaşarak gerçekleştirdiği saldırılar, gerillanın direnişi ile boşa çıkarıldı. O dönemleri hatırlarsak, Türk-İran ortaklığı ile geniş kapsamlı saldırı dalgası vardı. Ancak Öcalan’ın kısıtlı imkanlarda sağladığı perspektifler ve gerillanın direnişiyle bu saldırılar boşa çıkarıldı.
İran 2011’deki saldırılarıyla PJAK güçlerini ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek istemişti. Gerilla doğu cephesinde müthiş direnmiş, Zap’tan sonra Kandil hattında önemli bir zafer kazanmıştı. Güney ve Doğu Kürdistan halkı gerillayı o dönem de bağrına basmıştı. Doğu cephesinde eylemsizlik bazı sorunlara rağmen günümüze kadar devam ediyor.
2012’de ise Türk devletinin topyekün saldırılarına karşı gerilla öncülüklü Devrimci Halk Savaşı direnişi gerçekleştirildi. Türk devletinin bütün uluslar arası desteğine rağmen gerilla karşısında askeri olarak başarısızlığı, halkın direnişe katılması ile boyutlanan savaş, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın tarihi hamlesi ile farklı bir aşamaya taşındı.
Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa Hamlesi’yle Türk devleti, çözüm zeminine çekilmek istendi. Öcalan’ın tarihi hamlesi Türk devlet siyasetindeki ezberleri alt üst etti. Kürt Özgürlük Hareketi’nin demokratik siyasette etki gücünü ortaya çıkardı.
Bugünkü durum işte bütün bu gelişmelerin sonucunda ortaya çıktı. Rojava Devrimi ile ivme kazanan Kürt Özgürlük Hareketi’nin gelişmesi, Türk devleti başta olmak üzere statükocu diğer güçler tarafından durdurulmak isteniyor. Bunun için Kürt karşıtı güçler, Kürt Özgürlük Hareketi’nin gelişmesine ivme kazandıran ve hareketin Ortadoğu ve uluslar arası alanda giderek büyüyen etkisini kırmak için anti-Kürt stratejilerine yeni ortaklar arayışına girdiler. Türk devleti Kuzey’de gerillanın eylemsizlik durumunu fırsat bilerek Kürtlerle savaşı Suriye’de Rojava üzerinden yürütmeyi esas aldı. Bunun için Suriye’deki bazı rejim karşıtı grupları silahlandırıp, siyasal olarak palazlandırıp Kürt düşmanlığı esasında örgütledi. Önce Özgür Suriye Ordusu eliyle daha sonra El Nusra ve Irak Şam İslam Devleti (DAİŞ) ortaklığıyla ve giderek sadece DAİŞ’le kendisine yeni bir anti-Kürt ittifakı yarattı. Bu ittifağın içine Irak’taki bazı Sünni güçleri ve Kürt işbirlikçilerini de dahil etti.
Ve Türkiye, Rojava üzerinde DAİŞ elbisesi giyerek Kürtlere karşı savaşa girişti. Bölgesel şartları da değerlendiren Türk devleti Bağdat’daki Şii bloğa karşı Irak’taki Sünni blok içinde yer alarak DAİŞ‘in Güney Kürdistan’da Şengal, Musul, Mexmûr ve Kerkük saldırılarına da büyük ölçüde ortak oldu. Çünkü DAİŞ çeteleri Rojava’da PKK çizgisinin yarattığı devrimi boğmayı, Güney Kürdistan’da Türk devletinin yıllardır hesabını yaptığı Mexmûr’u boşaltmayı, Güney Kürdistan’daki kazanımları bloke etmeyi ve Kerkük’teki Kürt nüfuzunu da kırmayı amaçlıyordu. Türk devletinin bu planına ortak olan statükocu Sünni Arap milliyetçileri de vardı. Türk devleti, bu satranç oyununda hamlesini DAİŞ çeteleri üzerinden gerçekleştiriyordu.
Bu nedenle DAİŞ’in Şengal’i işgaline ses çıkarmıyor, alttan alta Mexmûr’daki işgale destek veren Türkiye, en ölümcül hamlesini ise Rojava’da, Kobanê’de yapmak istedi. Çünkü  gerilla, Türk devletinin Güney’deki hesabını Şengal, Mexmûr ve Kerkük’te bozdu.
Türk devleti de ittifağı DAİŞ çetesi ile Kobanê’ye saldırdı. Kobanê için “Düştü düşecek!” söylemleriyle Kürt düşmanlığında yeni bir hal alan AKP iktidarı ve Recep Tayyip Erdoğan’ın temsil ettiği Türk devleti, oyun üzerine oyun kurguladı.

AKP’nin Kobanê oyunu:  Askeri olmadı siyaseten düşürelim!


AKP’nin en büyük oyunu “Kobanê’yi askeri olarak düşürmek”ti. Bütün Türk devlet kurumları bu stratejiye göre çalıştı. DAİŞ‘in elindeki 49 konsolosluk görevlisinin rehine tiyatrosu da Kobanê oyunu içinde sahnelendi. Ancak AKP devletinin ve DAİŞ’in “iki üç günde Kobanê düşer” hesabı tutmadı. Çünkü Kobanê’de müthiş bir direniş vardı. Direniş günler, haftalar boyunca sürdü. Halk serhildanları, AKP devletini alt üst etti. Kobanê’nin düşmesini hayal eden Türk devleti, Kuzey Kürdistan’daki serhildanlarda büyük paniğe kapıldı. Ağlayarak Ankara’ya tekmil veren kaymakam ve valiler, diğer mülki idare amirleri, Kürt kentlerinin Rojava gibi özerklik ilan edebileceğini özel hatlarla Ankara’ya bildirdi. Ankara korku ve paniğe girmişti. Kürt öfkesi büyümüştü. Sadece Kürt kentleri değil Türkiye kentleri de ayaktaydı. Türk’ü ve Kürt’üyle Kobanê direnişine sahip çıkan halk, devleti de ezip geçiyordu. Bunun üzerine devreye giren bakanlar, “Bu geceyi de atlatsak” diyerek iyice paniğe kapılmıştı. Serhildanların kendiliğindenliğe evrilmemesi ve olası büyük halk katliamlarının önüne geçmek için Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan devreye girdi. Demokratik zeminde halkın meşru mücadelesini yürütürken çözüm için diyalog yollarını gösterdi. AKP ise Kürt öfkesinin varabileceği boyutu bizzat yaşayarak öğrenmiş oldu.
Serhildanlar sadece AKP’yi ve Türk devletini sarsmakla kalmadı; Kobanê konusunda uluslar arası güçleri de harekete geçirdi. Kobanê direnişi, artık bütün dünyanın ortak insanlık sorunu oldu. DAİŞ çetelerine karşı mücadelenin faşizme karşı mücadele olduğu bilincini yaydı. Kürt Özgürlük Hareketi’ne bütün dünyada büyük bir ilgi oluştu. Türk devleti ise dünyada teşhir oldu.
Bu süreçteki yenilgisini durdurmak ve başarısızlığını örtmek için saldırgan politikalarını sürdüren Türk devleti, ikinci bir taktik geliştirdi. Bu taktiğin iki yönü vardı. Birinci yönü Türkiye ve Kuzey Kürdistan’daki serhildanları ve Kürt öfkesini dindirmek için “çözüm süreci” argümanını kullanıp “hızlı adımlar atabileceğini” ifade etmeye başlayarak “iyi şeyler olacak algısı yaratma” girişimi oldu. Sözüm ona “Yol Haritası” hazırladı. KCK yetkilileri ile yaptığımız görüşmelerde AKP’nin yol haritasının askeri ve güvenlikçi bir içerikte olduğu, Kürt sorununun demokratik çözümünü içermediği ifade ediliyor. AKP’nin gerçek çözümler yerine sahte ve oyalayıcı politikalar peşinde koştuğu belirtiliyor. Eğer AKP bu konuda samimiyse en kısa sürede sekreterya oluşturma, Öcalan’ın çalışma koşullarının düzeltilmesi, müzakereye geçilmesi, üçüncü gözün -yani gözlemci heyetin- oluşturulması, güvenlikçi polisiye tedbirlerden vazgeçilmesi, insani olarak hasta tutsakların şartsız serbest bırakılması ve devletin çözüm ciddiyeti göstermesi gerektiği ifade ediliyor.
İkinci yönü ise Kobanê’deki askeri yenilgisini siyasal hamle ile farklı bir noktaya çekmek istedi. Yani askeri olarak düşüremediği Kobanê’yi siyasi olarak düşürmeyi hedefledi. Bunun için de Kobanê’ye yapılacak askeri ve siyasi yardımların kendi belirlediği esaslar ve özneler üzerinden gelişmesini gündeme getirdi. Uluslar arası güçlerin havadan Kobanê’ye askeri ve insani yardımını engellemek içinse, “Kobanê’ye Peşmerge gönderme” formülünü ortaya attı. Peşmerge gönderme fikrini, Türk devleti ve bizzat Tayyip Erdoğan dile getirdi. Tabii ki Kürtlerin ortak savunma gücünün oluşması Kürtlerin gündemiydi. Kobanê, Şengal ve Kerkük’te Kürt ortak direniş güçleri tarafından savunulmalı... Ancak Türk devletinin “Kobanê’ye Peşmerge” formülü iyi niyet taşımayan, Kobanê etrafında örülen ulusal birlik ruhunu, uluslar arası desteği kesmeye dönük ve inisiyatifi kendi eline almaya dönük bir hamledir. Çünkü, Erdoğan’ın danışmanı ve başbakan yardımcısı olarak bilinen, Kürtlere karşı özel savaş taktikleri geliştiren Yalçın Akdoğan’ın bizzat ifadesiyle, “Kobanê’ye Peşmerge formülü”, Kürtlerin dengesini bozacak ve huzursuzluk yaratacak hesabıyla ortaya atıldı. Tabii ki Kürt Özgürlük Hareketi devletin oyununu görerek bu hamleyi de Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nin lehine değiştirecek bir kabiliyete sahip. Ancak Türk devletinin bu oyununun da iyi görülmesi gerekiyor.
Bizim Güney Kürtlerinin siyasal yapıları ise bu konuda, yani Türk devletinin ince oyunları konusunda hala dikkatsiz ve hazırlıksız. Bunu Kobanê’ye Peşmerge göndermek için Güney Meclisi’nden çıkarılan yasanın zamanlamasından da, havadan Kobanê’ye yapılan silah yardımı konusundaki farklı seslerden de görebiliyoruz. Hazırsızlıkları havadan yapılan silah yardımlarının  YNK’nin “Biz gönderdik”, KDP’nin “Yok biz gönderdik” açıklamalarıyla da görülebiliyor. Oysa yapılan silah yardımının YNK tarafından özellikle yapıldığı bilgisi söz konusu. KDP’nin ise bu konudaki isteksizliği birçok çevre tarafından ifade ediliyor.
Kısacası YNK’nin havadan yaptığı hamleye karşılık KDP de karadan Peşmerge göndererek kendince öne geçmek istiyor. Ancak Güney Kürdistan’da da herkesin sorduğu “KDP Şengal konusunda ve diğer alanlarda neden DAİŞ ile aktif mücadeleye girmiyor da Kobanê’ye gidiyor?” sorusu, daha güncel bir önem kazanıyor. Soruyu “Neden Türk devleti istediği için ve istediği zaman Peşmerge’nin Kobanê’ye gitmesi gündeme geliyor?” ya da “Şengal halkının çağrısına neden yanıt vermiyor da neden Ankara’nın siyasi ihtiyacına göre şekil alıyor?” şeklinde de soranlar var.
Bu dönemde, uluslarası güçlerin Kobanê’ye yardımlarının da önünü kesmek isteyen Türk devletinin bu hamlesinin de başarısız olacağını söylemekte fayda var. Çünkü askeri olarak tutmayan bir hamlenin, siyasal olarak restore edilerek kazanılması çok zor. Kobanê direnişinin sonuçlarıysa daha şimdiden Kürtlerin birliğine, ortak savunma hattının gelişmesine katkı sağlamış; dünyada insanlığın vicdanı olarak yer edinerek de büyük bir başarı sağlamıştır.
Buna bir de PKK hareketinin zengin taktikler ve farklı politik çıkışlarla her alanda sonuç alıcı hamleleler yapması eklenince Kobanê direnişi, Türk devletinin büyük bir sarsıntı geçirmesine Kürtlerin ise daha büyük kazanımlara sahip olmasına neden olacaktır. - BİTTİ

BAKİ GÜL / SÜLEYMANİYE