Sayın Öcalan, 5 Nisan 2015 gününden beri ağır tecrit altında... O günden beri ne avukatları ne de ailesinden birisi görüşebiliyor.
Ne mektup, ne telgraf, ne de telefon.... CPT heyeti görüşmeden döndü.
Yaşıyor mu? İmralı Heyetine göre: „Bilen, gören, duyan yok“
Diliyor ve umuyoruz ki, yaşıyor ve sağlığı yerinde olsun.
Yaşıyorsa ne ala...Yaşamıyorsa, katili sadece faşist darbeci Erdoğan değil, ona engel olamayan hepimiz oluruz. Hepimiz de bu suçun altında eziliriz. Bu durum bile Erdoğan’ın gerçek darbeci olduğunu ve faşist Erdoğan darbesinin gerçek yüzünü gösteriyor.
Öcalan her türlü hukuk ayaklar altına alınarak korsanca tutsak edildi. Ama tutsakların sahip olduğu hakların hiç biri tanınmadı.
Onlar, tutsak değil de „Ağırlaştırılmış, müebbet hapse mahkum“ diyorlar. Öyle olsa bile mahkumların da yasal hakları vardır: Avukatlarıyla, ailesiyle görüşme ve sağlık sorunları için tıbbi kontrol-tedavi hakkı gasp edilemez.
Oysa Öcalan’ın bu hakları 18 aydır açıkça gasp edilmiştir. Sadece Öcalan’a değil, daha önce O’nunla birlikte kalan tutsaklara da tecrit uygulanmaktadır.
Nereden bakarsanız bakın, hukukdışı bir zulüm uygulanmaktadır. Bu uygulama hangi yasaya dayanmaktadır? Meçhuldür, yasal dayanağı yoktur.
Bu tecrit emrini kim vermiştir? O da meçhuldür. Öyle bir emir verebilecek yasal merci de yoktur. Zaten kimse ortaya çıkıp „Ben emir verdim“ diyemiyor.
Geçmişten beri söylenen hava bozuk-koster bozuk yalanları da ciddiyetini yitirdiği için bir açıklama da yapılmıyor.
Bürokrasinin labirentlerinde kim sorumlu ilan edilirse edilsin, baş sorumlu-baş suçlu Dolmabahçe mutabakatını çöpe atan ve masayı devirip savaş emrini veren Erdoğan’dır. Her ne sebeple olursa olsun, Erdoğan’ın hukukdışı, yasadışı emirlerini uygulayanlar da suç ortağı olarak hesap verecektir. Konusu suç teşkil eden emirler uygulanamaz. Uygulayanlar da sorumluluktan ve cezalandırılmaktan kurtulamaz.
Freni patlamış kamyon gibi yokuş aşağı giden Erdoğan darbesi yasa, anayasa, hukuk demeden dümdüz gidiyor. Üç aylık OHAL uzatmaları zinciri başladı bile. Bir duvara toslayana kadar, bir hendeğe düşene kadar ya da halktan sert bir çelme-tokat yiyene kadar da gidecek.
Açıkça görüldü ki, Öcalan’a tecrit ve 7 Haziran seçimlerinin iptaliyle ilk ve gerçek darbeyi yapan Erdoğan çetesidir.
Zaten Öcalan son görüşmesinde: „Ya müzakere ve siyasi çözüm yolu açılır ya da darbeler mekaniği devreye girer, çok kanlı bir çatışmalar süreci başlar“ diyerek tehlikenin boyutunu açıklamıştı.
Kendi saltanatından başka bir şey düşünmeyen Erdoğan ve devlet çetesi bunu anlamak istemedi. „Benden sonrası tufan“ dediler.
Ülkede ve AKP içinde yapılan Erdoğan darbesine karşı FETÖ darbesi geldi. Şimdi de birçok darbe ve felaket art arda sırada gibi.
Erdoğan darbesi yeni Osmanlı hayaliyle „Yurtta savaş, cihanda savaş“ diyerek her yerde kudurmuş gibi saldırıyor.
Bunun önündeki en büyük engel diyalog, siyasi çözüm, eşitlik, özgürlük, barış diyen Önder Öcalan ve onun temsil ettiği devrimci-yurtsever değerlerdir. Bunun için ilk ve en ağır saldırı da onun şahsında, bütün ezilen halklara yapılıyor.
Bu nedenle gün bütün ezilenlerin özgürlük, eşitlik ve barış umutlarını temsil eden Öcalan yoldaşa sahip çıkma günüdür.
Strasbourg’dan Amed’e, meydanlardan zindanlara kadar yayılan kutsal direniş bu nedenle her geçen gün daha da önem kazanıyor. Direnişten başka bir çözüm de yoktur.
Eşkıya çetesi halklara karşı her gece yeni bir saldırı teşebbüsü içinde. O’na sahip çıkamazsak hiç bir şeye de sahip çıkamayız, hiç bir şeye de sahip olamayız! Bütün değerlerimiz, insanlık adına neyimiz varsa hepsi de talan edilir.
Gündem çok sıcak ve görev çok kutsaldır. Öcalan özgürleşmeli, faşist eşkıya çetesinin diktası yıkılmalıdır.