Açık bir faşist darbe sürecini yaşıyoruz. DAİŞ-IŞİD ile birlikte Rojava Devrimini boğmaya çalıştılar. Halkın inanılmaz direnişi karşısında bozguna uğradılar. Direnişi bastırabilmek için "İç Güvenlik Paketi" çıkarıldı.
Diyalog ve çözüm sürecine son verilmesi, Öcalan'ın tecride alınması darbenin açık göstergesi oldu.
O günden beri her gün, saray darbesi adım adım ilerliyor. Sokağa çıkma yasakları, tutuklamalar, yargısız infazlar Evren devrini de, Demirel-Çiller-Ağar çetesinin zulmünü de kat kat aştı. Eskiden terörist diye kişiler katlediliyordu ama şimdi şehirler yakılıp yıkılıyor. Bazıları darbeyi hala sadece Erdoğan'ın işi zannedip küçümsüyor.
İyice bakarsak, darbenin elebaşı Erdoğan olsa da, arkasında Başbuğ'dan Bahçeli'ye, Baykal'a kadar geniş bir Kürt düşmanı "kutsal cephe" var. 3 B formülü çoktan yürürlüğe girdi. Bunlara dokunulmazlıkların kaldırılması için "Anayasaya aykırı ama evet" diyen Kılıçdaroğlu CHP'sini de, Perinçek vb. solcu sosları da ekleyebilirsiniz.
HDP'lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması darbenin son aşaması ve bir anlamda başarısı olacaktır. TBMM'ye bakarsak darbeye karşı direnen tek parti HDP'dir. Darbenin önündeki en büyük engeldir. Bu nedenle barajın altında bırakıp boğamadıkları HDP'yi, Ankara'da tekme tokatlarla linç ederek boğmak istiyorlar. Kinle, vahşice ve alçakça saldırıyorlar. HDP'lilerin bölücülüğü, teröristliği iddiaları tamamen yandaş medyanın köpürttüğü bahanelerdir. Buna kendileri bile inanmıyor. Ama HDP'yi boğmanın gerçek nedenleri daha ciddidir. HDP var oldukça kimse ne başkan olabilir, ne de demokratikleşmeyi engelleyebilir. Kimse memlekette keyfine göre, istediği gibi at oynatamaz.
Her ülke gibi Türkiye'nin de ekonomik, siyasi, sosyal vd. bir çok sorunu var. Ama sorunun temelinde her türlü farklılığı düşman olarak gören "TEK TEK TEK"çi ırkçı zihniyet var. Devlete egemen olan bu zihniyet bütün farklılıkları ezip toplumu kurşun askerler gibi betonlayıp dondurmak istiyor. Bu zihniyetin elebaşı da Erdoğan'dır.
Darbecibaşı Erdoğan, meclisi ve partileri etkisiz-göstermelik hale getirip diktasını taçlandırmak istiyor. CHP ve MHP bugüne kadar ona yardımcı oldu. Onlar tuttu, Erdoğan çaktı.
Davutoğlu darbeyi çok geç anladı. Seçim zaferi kazandığını zannediyordu ama iktidarı altı ay bile sürmedi. Zaten başından beri 23 Nisan başbakanıydı, farkına bile varamadan gitti. Şimdi refiklerine sitem ediyor. Boşuna Yeni Osmanlı demiyorlar. Osmanlı sadrazamları gibi gelip öyle de gidiyorlar.
CHP, MHP de darbeye muhalefet etmiyor. Tam tersine destekliyorlar. Akşam sabah Erdoğan ve AKP şeflerinin hırsızlığından söz edip hesap soracağız diyorlardı. Ama hepsi de Erdoğan'ın arkasında birleşip HDP'ye saldırıyor. Bu nedenle onlar da bölünmekten ve kargaşadan kurtulamıyor.
HDP'liler şahsi pozisyonlarını, çıkarlarını değil, halkların özgürlüğünü ve demokrasiyi savunuyor. Önümüzde iki seçenek var: Ya darbeye boyun eğip dikta rejimi altında çırpına çırpına dağılıp gideceğiz ya da darbeye karşı direnip herkesin eşit özgür yaşayabileceği bir demokrasiyi kuracağız.
Darbeyi bozguna uğratmak ve demokrasiyi kurmak için HDP en önde direniyor. Ama bu yetmez. Hangi partiden olursa olsun ya da hangi partiye oy vermiş olursa olsun demokrasiden yana olan herkesin, her gücün birleşmesi şarttır.
DTK ve HDK'nin sivil toplum örgütlerinin çağrısı bu açıdan çok önemlidir. HDK ve DTK’nin 252 bileşeni, açıkladıkları ortak deklarasyonla "Darbeye teslim olmayacağız", "Halkın iradesine ve Meclis’teki sesime dokunma” diyerek, mücadele kampanyası başlattı ve tasfiye planları karşısında hükümete açık uyarıda bulundu.
Eski Türkiye'nin partileri de, meclisi de yetersiz kalıyor ve dağılıyor.
Eski Türkiye yıkılıyor, yeni bir Türkiye kuruluyor. Erdoğan yeni Türkiye'nin tek hakimi ve padişahı olmak istiyor.
Ona dur demek, darbecileri bozguna uğratmak, yeni ve özgür-demokratik Türkiye'yi kurmak bizim kendi elimizdedir.