Suat BOZKUŞ suatbozkus@gmail.com
Birikmiş sorunların cenderesinde kıvranan Türkiye nereye gidiyor?
Erdoğan şefliğindeki gericilik Cumhurbaşkanlığı hükümeti sistemi adı altında „Tekçi sistemi“ bir dikta rejimi olarak restore etmek istiyor. Devletin bütün yapısı buna göre değiştiriliyor.
Yasama-yürütme-yargı gibi güçlerin ayrılığı ilkesi çoktan rafa kaldırıldı. Tek tekçilik tüm güçleri de tekleştirdi. Hepsi de tek merkeze ve tek adama bağlandı. Hepsinin varlığı ve işlevi göstermelik hale getirildi.
Dışta her güçle anlaşıp içerideki her türlü muhalefeti ezmekten başka programları yok. En basitinden en karmaşığına kadar bütün sorunlar karşısında itiraz eden halkı kanla bastırmak dışında düşünceleri yok. Aslında dış güçlere bağlı olan tek güç Erdoğan cuntasıdır.
7 Haziran 2015 seçimlerinden bu yana muhalefete yönelik imha saldırıları azgınca sürdürülüyor.
Fethullahçı darbe bahanesiyle ilan edilen OHAL yeni sistemle kalıcı hale getirildi.
Dört başı mamur bir faşist dikta kurulmak isteniyor. Buna da devletin bekası için herkes destek vermeli ya da boyun eğmeli deniyor.
Erdoğan başkanlık sistemini getirmek isterken Hitler anayasasını örnek göstermişti. Şimdi tam da Hitler gibi adım adım ilerliyor.
Erdoğan diktasını ve destekçilerini eleştirmek, teşhir etmek elbette görevimizdir. Ama bu yeterli midir? Elbette değildir.
Eleştirmekle birlikte kendimizin ne yapacağı, ne yapması gerektiği önemlidir. Zaten belirleyici olacak olan da budur.
İş buraya gelince muhalefet dağılmaktadır.
CHP ve onun etkisinde olan solcular devletin bekası ve HDP ile birlikte görünmemek telaşıyla faşist diktanın değirmenine su taşımaktadır. Bu telaşla yaptıkları her iş faşist diktayı güçlendirmiştir.
16 Nisan 2017 referandumunda oylar çalındıysa halkı niye sokağa çağırmadınız desek „silahlı çeteler hazırdı ve çok kan dökeceklerdi“ diyorlar.
„Önceden o kadar gürültü yapıp rest çektikten sonra 24 Haziran 2018 gecesi niye YSK önüne gelmediniz“ desek gene aynı gerekçe.
İyi de, CHP böyle yapınca kan dökülmedi mi? Yoksa gemi azıya almış faşist çeteler tarafından daha mı çok kan döküldü?
2015 seçimlerinden beri dökülen kanların haddi hesabı mı var?
Köleler itaat ettiği sürece kanları daha az dökülebilir. Ama böyle özgürlük ve demokrasi mücadelesi olur mu? Bu baştan faşist diktaya teslim olmak değil midir?
Şimdi bu faşist diktaya karşı olan herkes ve her güç geç de olsa iyice düşünüp kararını vermek zorundadır.
Ya hayatın her alanında hep birlikte güçlü bir direnişle mücadele verilecek ya da faşist diktanın yerleşip kökleşmesine ve zaferine destek olunacaktır. Artık orta yol kalmamaktadır. Zaten dikta rejimi de bunu kabul etmemekte ya benden yanasınız ya da düşmansınız diyerek saldırmaktadır.
Medyada muhalif yazar çizer kalmadı. Zaten muhaliflerin yazıp çizeceği, konuşacağı bir medya da kalmadı.
HDP’lilerle birlikte CHP’li vekilleri de içeri atmaya başladılar. CHP, aynı hamam aynı tas devam ederse kendisini tüketip gidecektir. Ama isterlerse faşist diktaya karşı direnişe katılıp özgürlük mücadelesini yükseltebilir, diktaya alternatif üretebilirler.
Mezuniyet töreninde taşıdıkları karikatür nedeniyle zindana atılan ODTÜ’lü öğrencilerin başına gelenlere bakın. Yıllar önce yapılan ve yargılanıp beraat eden bir karikatür nedeniyle gençlere yapılan bu zulüm hangi hukuka sığar? Bu karikatüre ve bu gençlere bile sahip çıkamayacaksak hangi demokrasiden, hukuktan, haktan söz edebiliriz?
Bütün bunlar artık demokratik çözümle faşist dikta arasında bir orta yol kalmadığını ve açık bir direnişle bu dikta yıkılmazsa herkesin özgürlüğünü kaybedeceğini gösteriyor.
İttihatçı Enver paşa batan Osmanlı’yı kurtarmak hevesiyle içte ve dışta savaşı kışkırttı. Ermeni soykırımı ve bir çok suça bulaştıktan sonra Osmanlıyı da batırıp kaçtı.
Erdoğan da içte bir dikta rejimini kurmak ve dışta Rojava Devrimini ezmek için her yola başvuruyor. Erdoğan’ın maceralarını destekleyenler de onunla birlikte saldırıyor. Bu kanlı macera heveslerine karşı olanların da hep birlikte, ilk gününden beri Erdoğan’ın her türlü saldırısına karşı direnen Rojava Devrimi ruhuyla karşı koymaları aciliyet taşıyor.
Başarıya giden yol tek tekçi ırkçılıktan değil Rojava Devriminde ifadesini ve özetini bulan çoğulcu demokratik devrimden geçiyor. Rojava Devrimini bayrak edinen ve onu yükseltmek isteyen halklar kurtuluş umudunu da güçlendiriyor. Faşist dikta rejimi çözüm mü?
Suat BOZKUŞ suatbozkus@gmail.com
Birikmiş sorunların cenderesinde kıvranan Türkiye nereye gidiyor?
Erdoğan şefliğindeki gericilik Cumhurbaşkanlığı hükümeti sistemi adı altında „Tekçi sistemi“ bir dikta rejimi olarak restore etmek istiyor. Devletin bütün yapısı buna göre değiştiriliyor.
Yasama-yürütme-yargı gibi güçlerin ayrılığı ilkesi çoktan rafa kaldırıldı. Tek tekçilik tüm güçleri de tekleştirdi. Hepsi de tek merkeze ve tek adama bağlandı. Hepsinin varlığı ve işlevi göstermelik hale getirildi.
Dışta her güçle anlaşıp içerideki her türlü muhalefeti ezmekten başka programları yok. En basitinden en karmaşığına kadar bütün sorunlar karşısında itiraz eden halkı kanla bastırmak dışında düşünceleri yok. Aslında dış güçlere bağlı olan tek güç Erdoğan cuntasıdır.
7 Haziran 2015 seçimlerinden bu yana muhalefete yönelik imha saldırıları azgınca sürdürülüyor.
Fethullahçı darbe bahanesiyle ilan edilen OHAL yeni sistemle kalıcı hale getirildi.
Dört başı mamur bir faşist dikta kurulmak isteniyor. Buna da devletin bekası için herkes destek vermeli ya da boyun eğmeli deniyor.
Erdoğan başkanlık sistemini getirmek isterken Hitler anayasasını örnek göstermişti. Şimdi tam da Hitler gibi adım adım ilerliyor.
Erdoğan diktasını ve destekçilerini eleştirmek, teşhir etmek elbette görevimizdir. Ama bu yeterli midir? Elbette değildir.
Eleştirmekle birlikte kendimizin ne yapacağı, ne yapması gerektiği önemlidir. Zaten belirleyici olacak olan da budur.
İş buraya gelince muhalefet dağılmaktadır.
CHP ve onun etkisinde olan solcular devletin bekası ve HDP ile birlikte görünmemek telaşıyla faşist diktanın değirmenine su taşımaktadır. Bu telaşla yaptıkları her iş faşist diktayı güçlendirmiştir.
16 Nisan 2017 referandumunda oylar çalındıysa halkı niye sokağa çağırmadınız desek „silahlı çeteler hazırdı ve çok kan dökeceklerdi“ diyorlar.
„Önceden o kadar gürültü yapıp rest çektikten sonra 24 Haziran 2018 gecesi niye YSK önüne gelmediniz“ desek gene aynı gerekçe.
İyi de, CHP böyle yapınca kan dökülmedi mi? Yoksa gemi azıya almış faşist çeteler tarafından daha mı çok kan döküldü?
2015 seçimlerinden beri dökülen kanların haddi hesabı mı var?
Köleler itaat ettiği sürece kanları daha az dökülebilir. Ama böyle özgürlük ve demokrasi mücadelesi olur mu? Bu baştan faşist diktaya teslim olmak değil midir?
Şimdi bu faşist diktaya karşı olan herkes ve her güç geç de olsa iyice düşünüp kararını vermek zorundadır.
Ya hayatın her alanında hep birlikte güçlü bir direnişle mücadele verilecek ya da faşist diktanın yerleşip kökleşmesine ve zaferine destek olunacaktır. Artık orta yol kalmamaktadır. Zaten dikta rejimi de bunu kabul etmemekte ya benden yanasınız ya da düşmansınız diyerek saldırmaktadır.
Medyada muhalif yazar çizer kalmadı. Zaten muhaliflerin yazıp çizeceği, konuşacağı bir medya da kalmadı.
HDP’lilerle birlikte CHP’li vekilleri de içeri atmaya başladılar. CHP, aynı hamam aynı tas devam ederse kendisini tüketip gidecektir. Ama isterlerse faşist diktaya karşı direnişe katılıp özgürlük mücadelesini yükseltebilir, diktaya alternatif üretebilirler.
Mezuniyet töreninde taşıdıkları karikatür nedeniyle zindana atılan ODTÜ’lü öğrencilerin başına gelenlere bakın. Yıllar önce yapılan ve yargılanıp beraat eden bir karikatür nedeniyle gençlere yapılan bu zulüm hangi hukuka sığar? Bu karikatüre ve bu gençlere bile sahip çıkamayacaksak hangi demokrasiden, hukuktan, haktan söz edebiliriz?
Bütün bunlar artık demokratik çözümle faşist dikta arasında bir orta yol kalmadığını ve açık bir direnişle bu dikta yıkılmazsa herkesin özgürlüğünü kaybedeceğini gösteriyor.
İttihatçı Enver paşa batan Osmanlı’yı kurtarmak hevesiyle içte ve dışta savaşı kışkırttı. Ermeni soykırımı ve bir çok suça bulaştıktan sonra Osmanlıyı da batırıp kaçtı.
Erdoğan da içte bir dikta rejimini kurmak ve dışta Rojava Devrimini ezmek için her yola başvuruyor. Erdoğan’ın maceralarını destekleyenler de onunla birlikte saldırıyor. Bu kanlı macera heveslerine karşı olanların da hep birlikte, ilk gününden beri Erdoğan’ın her türlü saldırısına karşı direnen Rojava Devrimi ruhuyla karşı koymaları aciliyet taşıyor.
Başarıya giden yol tek tekçi ırkçılıktan değil Rojava Devriminde ifadesini ve özetini bulan çoğulcu demokratik devrimden geçiyor. Rojava Devrimini bayrak edinen ve onu yükseltmek isteyen halklar kurtuluş umudunu da güçlendiriyor.