Erdoğan ve Bahçeli ittifakı seçimleri kaybetti. Türkiye’nin beş büyük şehri ellerinden çıktı. Erdoğan çamura yatarak İstanbul seçimlerini tekrarlattı. Ancak halktan daha esaslı bir tokat yedi. Sekiz yüz bin oy farkıyla yine kaybetti. İstanbul seçimleri için ayağa düşmüş Osman Öcalan’ı bile devlet televizyonuna çıkardı. Denize düşenin yılana sarılması örneğini sergiledi. Son anda İmralı’yı da devreye koyarak Kürt oylarının demokrasi saflarına gitmesini engellemeye çalıştı. O da kendisini kurtaramadı. Çünkü Kürt halkında ve partilerinde bütün kredisini tüketmiş ve inandırıcılığı yitirmiştir.
Kürt halkı bilinçsiz ve hafızasız bir halk değil. 12 Eylül darbesi ve zulüm üreten çarklarından geçmiş. Kırk yıldır açık bir mücadele içinde. Binlerce faili meçhul cinayete tanık olmuş. Binlerce köyü yakılmış. Bol biber gazlı ve coplu saldırılara maruz kalmış. Dostunu ve düşmanını iyi tanıyan, mücadelede pişmiş bir halk. AKP’nin çözüm, barış adı altında yürüttüğü özel savaş taktiklerine her şeye rağmen şans vermeye çalışmış. Ama sonunda masayı deviren ve İmralı’yı tecride alan Erdoğan ve Bahçeli faşizmiyle karşı karşıya kalmış. Bu açıdan Erdoğan’ın artık Kürtleri kandırma, oylarını alma veya siyasi tutumlarını değiştirtme şansı kalmamıştır.
Erdoğan, İstanbul’u yitirdikten sonra siyasi olarak miadını doldurduğunu iyi biliyor. Bunun önlemek için fazla seçeneği yoktu. Ya İmralı’ya gidip doğru dürüst bir barış ve demokratik bir çözüm arayışına girer ya da savaşta ısrar eder. Önder Öcalan da açık çağrıda bulundu. Gelin savaşı durduralım, müzakere ve siyasi yöntemleri tercih edelim, dedi. Ayrıca bir ay zarfına tutumları anlaşılır diye öngörüde bulundu. Erdoğan ve Bahçeli faşizmi tutumunu netleştirdi. Çözüm ve müzakere yerine savaşta ısrarlı olduğunu ortaya koydu.
Erdoğan muhalefeti anlamsızlaştırmak ve gerçek gündemleri tartıştırmamak için savaş ipine sarıldı. Orduyu Suriye sınırına yığdı, saldıracağım deyip durdu. Bu CHP’nin yumuşak karnıydı. Çünkü savaş tezkerelerine, orduyu Suriye ve Irak’a saldırtmaya hep oy verdi. Böyle CHP’yi kuyruğuna takacak ve alternatif olmaktan çıkaracaktı. “Kazandığı zaferler’’ eşliğinde baskın seçime gidip tekrar iktidarı ele geçirecekti. Bunun dışında Erdoğan’ın seçim kazanma şansı sıfırdır. Sürekli oyları düşüyor. AKP’den ayrılanların yeni bir parti kurma tartışmaları gündemde. Böyle olursa baş aşağı gidişi artarak devam edecek.
Erdoğan, Ağustos zaferlerine yenilerini ekleyecekti! Şimdilik Suriye’yi işgal etmesi biraz zor görünüyor. ABD ile görüşmeleri bunu gösteriyor. Ama Kürt düşmanlığından ve Suriye’ye saldırma planlarından vazgeçmemiş. Erdoğan ipleri Ergenekonculara kaptırmış. Haziran seçimlerinde beri Ergenekon tarafından Bahçeli, Erdoğan’a kayyum olarak atanmış. Erdoğan HDP belediye yöneticilerini görevden alıp yerlerine kayyum atıyor ama kendisine kayyum atayanlara laf edecek güçte değil.
Erdoğan, güney Kürdistan’a saldırıları artıracak gibi. Kürtler için hedefledikleri açık bir soykırımdır. Rojava’ya saldırı planlarının hedefinde de bu var. Zaten Efrîn’den İran sınırına kadar uzanan Kürt bölgelerini temizleyeceğiz, diyor. Niyet ve planlarını gizleme gereği duymuyorlar. Nasıl olsa dünyada kimse Kürtler için savaşmaz. Büyük bir ordum var, ırkçı-milliyetçi kampanyalarla içte muhalefeti susturmuşum, NATO ve ABD, Rusya Kürtler için çıkarlarından vazgeçmez, düşüncesinde. Öyleyse saldırayım, yakıp yıkayım ve zafer kazanmış olarak seçime gidip iktidar koltuğuna oturayım, hesabında. Evet, Erdoğan iktidarı için binlerce insanın ölümünü ve ekonomik yıkımları göze almış durumda.
Bu savaş ve saldırı konseptinin bir parçası olarak da Amed, Wan ve Mêrdîn belediyelerine el koydular. Bu belediye başkanları yasal bir engelleri olmadığı için seçime girebildiler. Ayrıca seçime girdiklerinde siyasi kimliklerini ve tercihlerini halk biliyordu, onları tanıyordu. Bunu bile bile bu insanlara oy verdiler ve Türkiye’deki yasalara göre de seçimleri kazandılar. Ancak Erdoğan ve Bahçeli faşizmi Kürtleri düşman ilan ettiği için saldırıyor. Seçimle, hileyle alamadığını devletin zorunu kullanarak zorbalıkla almaya çalışıyor. Kürt halkının iradesini kırmaya çalışıyorlar. Seni ve seçimini tanımıyoruz, diyorlar.
Ortada yasayla veya hukukla tanımlanacak veya tartışılacak bir şey yok. Açıktan bütün iç ve dış yasalar, uluslararası kurallar ayaklar altına alınmıştır. Kürtleri ezeceğim ve ona yaşam hakkı vermeyeceğim, deniyor. Gücünün Kürtlere yettiğini varsayıyor. Zor gücüyle Kürtleri teslim almaya, iradelerini kırmaya ve tüm kazanımlarını ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Kürtlere karşı saldırıların bir parçası olarak belediyelere el konuyor. Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin bu bilinçle sorunu ele alması gerekir. Gaspa ve zorbalığa karşı koymak en kutsal, en meşru haklardan biridir. Faşizmi durdurmanın başka yolu da yoktur. Halklar bütün meşru direniş yöntemlerini kullanarak, birleşerek faşizmin saldırılarını püskürtmelidir.