Bütün Faşist çete başlarının hayalinde, "fatih olmak" vardır.

Saddam Hüseyin ve İran Mollaları, çağımızın son hayalcileri değildi. Onca tecrübeye rağmen, hayacilerin soyları kurumadı. Hala böyleleri var.

Sanıldığı gibi, bu hayalin yol haritasını takıp edenler, yalnızca emirleri altındaki orduları kullanıp, ülkelerini işgal eden, halkı esir alan haydut generaller diktatörlüğü değildir.

İslamo Faşist coğrafya, ortalığı kana bulamak için, dişlerini çak çak birbirine vuran barbarlarla doludur. Her biri ayrı ayrı kendini fatih adayı sanan…

Fatih olmanın en heveslileri, "daha çok ileri demokrasi" diyen, bu koşuda, camileri mesken tutup alıcısına din, iman ve öbür dünyada cennet hediye ederek oy toplayan dincilerdir. Yani, din pazarlayarak fukara halkı dolandıran çeteler…

Bunlar, yalan, dolan kulvarlarından geçip iktidarı yakalayınca, birinci hedef olarak basın ve yayını kancalıyor, söz gelişi, AKP’nin yaptığı gibi bazı gazete patronlarının önüne ceza faturasını koyarak, onları kendine yanaştırıyor, yanaşma olmayan gazetecileri işten atarak susturuyor, eski yandaş Ahmet Hakan gibi yalama şöhretleri dövdürerek yandan çarklı yandaşa eviriyor, Kürdistan’daki katliamlardan esintiler yayımlayan İMC televizyonunu karartıyor, işsiz, hayattan umutsuz bazı yaşlı Kürtleri, 60’ından sonra gazeteci, yazar olarak kiralayıp ortalığa salıyor, karşı sesleri de susturuyordu.

Bin yalanın bir pul bile etmediği Türk dincilerinin demokrasisinde "Kürtler kardeş" olmuş oluyordu, böylece…

Kardeşlikte polis ve ordu Kürt öldürme yetkisiyle donanımlıydı. Kendi ülkelerinde esir hayatı yaşamaya itiraz eden Kürtlerin şehirleri toplar, tanklarla bombalanıyor, insanlar diri diri yakılıyor, sokakta yürüyen Kürtlere kurşun sıkılarak "dur lan" deniliyor, adliye personeli, meydan nutuklarını tutuklama talimat kabul ederek, adaletini tecelli ettiriyorlardı. 

Yer yüzündeki bütün faşistlerin beyin tellerine takılmış düşman olgusu İslamo Faşizmde şizofrenik hallerdi…

Hitler'de olduğu gibi. Hitler, rüyasında gözlerini oyan Yahudiler görüp, çıldırık feryatlarla uyanıyor, ölüm emirleri veriyordu. Mussolini, Şilili Pinochet, Türk Generali Evren, solcu korkusuyla uykudan sıçrıyordu.

Bir seçilmiş olan Recep Erdoğan’ın uykularını Kürtler böler.

Ama, korkudan hırsız gibi çaktırmadan, hamleler üretir. Çünkü, benzeri korkular yaşayanlar, geçmişte hayallerine koşarken, sonunda boyunları altlarında kalmıştı.

İtalyan Mussolini ve Alman Hitler birer seçilmişti. Solcuları bitirmekle yeminli Mussolini ayağından asılarak, Yahudi korksundan uyuyamayan öbürü kendi kafasına kuşun sıkarak gidivermişti. 

1974 yılında, kendi ülkelerini işgal eden askerler katagorisine katılan Yunanlı subaylar, Kıbrıs'ı ele geçirerek fatih olmaya çabalarken, Türk işgaline zemin hazırlama suçundan hala içerde…

Arjantinli General Videla’nın Falkland adaları fatihi olma sevdası, sonunu getirdi. Kürdistan ve Kuveyt fatihi Saddam, ipin ucunda sallandı.

Erdoğan, kendince Ortadoğu kurnazlığı dansı ile uyandırıp çaktırmadan gibi yaparak, dolaylı yoldan saldırıyordu, Amerika'ya:

Bir yanda Başika’da işgal, öbür yanda Kürdistan’ın Rojava parçasına IŞİD’le işbirliği…

Amerika’nın binbir emekle, Suriye’de yürürlüğe koyduğu ateş-kesten hemen sonra, Türk topçuları Kürt bölgesine ateş açıyor, sonra Rusya’nın da teyit ettiği üzere, sınırdan içeriye IŞİD kılıklı katiller sokuyor ve çatışma başlıyor.

Kürtler, Amerika'nın bölgedeki başlıca müttefikidir.

O nedenle Amerika, saldırıya uğrayan müttefiğini yalnız bırakmıyor ve derhal hava desteği veriyor.

Amerika, tek başına unutur mu bu olayı? Yoksa, gün ola harman mı diyecek bilemiyoruz.

Ama bildiğimiz bir şey var: Bazı şeyler unutulmuyor.

Kürtlerin, "eceli gelen keçi çobanın ekmeğini yer" diye bir sözü vardır.

Ve Amerikan açısından tarihi, çobanın ekmeğini çalan keçinin başına gelenlerle doludur. 

Mesela, söz dinlemeyen İran Şahı Rıza Pehlevi, yer yüzünde gömülecek mezar yeri bulmakta zorlandı. Filipinli Marcos, güç bela sığınak bulabildi. Şilili Pinochet tekerlekli sandalyedeyken tutuklandı. Saddam ipe gitti.

 Türk-Amerikan ilişkileri de, en başta 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat, "çoban ekmeğini yemiş keçi" hikayesinin akibetleriyle doludur.

Erdoğan, balık hafızalı olarak yoluna devam ediyor. Daha dün Mısır’da olanları unutarak, "darbe" döneminin kapandığını sanıyor.

Oysa daha geçenlerde, bir Amerikan gazetesi TC’de darbe kokularından söz ediyordu. Darbenin ise bin bir şekli vardı.

Aynı zamanda yer yüzü kifayetsiz fatihler mezarlığıydı.