Kürt Özgürlük Hareketi’nin büyük devrimcilerinden Kemal Pir’in Amed zindanında Esat Oktay faşizmine karşı söylediği “faşizm, ışık ve sesten korkar” sözü, faşist Türk devlet geleneğine karşı söylenmiş bir sözdü. Bu söz bugünde geçerliliğini korumaktadır. AKP-Erdoğan rejimine, diktatörlüğüne karşı da söylenmiş bir sözdür.
Evet, faşizm ışık ve sesten korkar. Faşizm, halkların renkliliğinden ve sesliliğinden çok korkar. Faşizm daha çok sessizliği, biat etmeyi ve karanlığı sever. Ancak 12 Eylül faşist cuntası ile Amed zindanına doldurulmuş PKK’nin öncü kadrolarının direnişi, bu sözü ispatlamıştır. 21 Mart 1982 yılında Amed zindanında korkunç Dehaq’lar Kürdün beynini istediği bir dönemde Çağdaş Kawa Mazlum Doğan ile birlikte gelişen zindan direnişi faşist cuntanın, direnişin sesinden korktuğunu gösterdi. Bu direniş, Haki Karer, Halil Çavgun ve İbrahim Kaypakkaya’nın katledildikleri 18 Mayıs gününde Kürt Direniş tarihine adını altın harflerle yazdıran dörtler, (Ferhat Kurtay, Necmi Öner, Mahmut Zengin ve Eşref Anyık) direnişi büyütüp kendi bedenlerini ateşe vererek bir kez daha faşizmin ses ve ışıktan korktuğunu tüm dünyaya gösterdiler.
Tarih, 14 Temmuz 1982’yi gösterdiğinde Amed cunta zindanında artan baskı, şiddet, onur kırıcı uygulamalara karşı tarihi ölüm orucuna giren PKK önder kadroları Mehmet Hayri Durmuş, Kemal Pir, Ali Çiçek, Akif Yılmaz ise kendi bedenlerinde bu sözü tekrardan ispatladılar. PKK’nin bu öncü kadroları 12 Eylül faşizmine kendi bedenlerini ölüme yatırarak yürüttükleri direniş ile faşizminin ışık ve sesten korktuğunu bir kez daha gösterdiler. Ve o ana kadar yazılmamış olan Kürt tarihini kendi bedenleri ve direnişleri ile yazmaya başladılar. Ve bu direniş, zindandan dağlara ve ardından şehirlere aktı. Bu direnişi devralan Kürt Özgürlük Hareketi, tarihi 15 Ağustos 1984 atılımı ile bu direnişi büyüttü. Büyüyen bu direnişi ise Kürt halkı 1990’lı yılların başında gerçekleştirdikleri serhildanlarla doruklara ulaştırdı. Ve faşizmin, ses ve ışıktan korktuğunu bir kez daha gösterdiler.
2002 yılında iktidara gelen AKP hükümeti de direniş karşında büyük bir korkuyu yaşadı. Gerilla güçlerinin 1 Haziran 2004 atılım hamlesinin ardından Kuzey Kürdistan’da gelişen eylemsellikler karşısında büyük bir korkuyu yaşadı. Ve bu direniş karşısında büyük bir korkuyu yaşayan Erdoğan ve şurası, 7 Haziran seçimlerinde ve 14 Nisan referandum seçimlerinde halkın demokratik direnişinden sonra bunu açık bir şekilde gösterdi. Her türlü hile ve zorbalıklarla kendini iktidarda tutan Erdoğan rejimine karşı Kürt Özgürlük Hareketinin geliştirdiği “Devrimci Operasyonlar” ile başta Kürt halkı olmak üzere tüm Türkiyeli demokratik çevrelerin eylemleri, faşizmin ışık ve sesten korktuğunu bir kez daha ispatladı. Erdoğan faşizmine karşı “demokrasi bloğunun” sokaklarda, meydanlarda ki eylemsellikleri Erdoğan’ı korkutuyor.
Erdoğan devletinin, Güney Kürdistan’a yönelik ise geliştirdiği işgal operasyonlarına, faşizm saldırılarına karşı Kürt Özgürlük Gerillalarının gerçekleştirdiği eylemler ile Erdoğan, zor anlarını, son demlerini yaşıyor. Artan gerilla eylemleri ile gelişen halk eylemsellikleri cunta rejiminin çocuğu olan AKP devletinin sonunu hızlandırmaktadır.
Ölüm orucunun başladığı 14 Temmuz direnişinin yıl dönümüne girdiğimiz bu günlerde, PKK öncü kadrosu ve büyük devrimci Kemal Pir’in, 12 Eylül faşizmine karşı söylediği bu anlamlı ve tarihi söz, 12 Eylül cuntasının devamı olan AKP-Erdoğan devletine karşıda bugün tekrardan söylenmelidir. Gerçekleştirdiğimiz eylemlerle, sokaklara sahip çıkmakla, doğayı korumakla, adaleti savunmakla bunu tekrardan ortaya koyabiliriz. Bunun için gün direniş, mücadeleyi yükseltme ve AKP faşizmine karşı birliktelik günüdür.
Gün Erdoğan’ın çıldırmış zihniyetine karşı ortak bir şekilde mücadele etme, direnişi tüm alanlara yayma dönemidir. Bu şiar ile sokaklara, meydanlara çıkarak, özgürlüğü, demokrasiyi, adaleti, ortak yaşamı haykırma zamandır. Gün, AKP-MHP faşizminin sonunun geldiği gündür. Gün direnişi büyütme günüdür. Gün mücadelenin, direnişin kazanma günüdür. Yeni demokratik bir Türkiye’de tüm halkların özgürce, demokratik koşullarda ortak bir şekilde yaşama günüdür. Bunun için mücadeleyi büyütmeliyiz. Eylemlerimizi her alana yaymalıyız. Ancak bu şekilde özgür, demokratik bir Türkiye’yi yaratabiliriz. Bunun için her alanda direniş, direniş, direniş…