İstanbul’da yapımı süren 3. Havalimanı işçilerinin, Cuma sabahı başlattığı eyleme gece baskınıyla cevap verildi. Kapılar kırılarak 600’e yakın emekçi gözaltına alındı. İşçi kampları polis ve jandarma tarafından işgal edildi.

Yapımı devam eden ve 29 Ekim’de Türk Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan tarafından açılacağı açıklanan 3. Havalimanı’nda kötü çalışma koşulları nedeniyle eylem yapan inşaat işçilerinin kaldıkları işçi koğuşlarına önceki gün sabaha karşı jandarma, özel harekat ve polis tarafından baskın gerçekleştirildi. Kapıların kırılarak girilen koğuşlardan aralarında İnşaat-İş yöneticilerinin de bulunduğu yüzlerce işçi şirketin otobüslerine bindirilerek gözaltına alındı. Geriye kalan işçiler sabah erken saatlerde ‘işten atma’ tehdidiyle zorla inşaat alanına götürüldü, ancak emekçilerin şantiyelerde çalışmayarak pasif direniş gösterdikleri öğrenildi.

Başladığı günden beri işçilerin insanlık dışı yaşam koşulları nedeniyle eleştirilen 3. Havalimanı inşaatında Cuma günü binlerce işçinin, iş cinayetleri, kötü yaşam ve ulaşım koşullarına karşı yaptığı iş bırakma ve yürüyüş eylemi, gündüz saatlerinde gaz bombalarıyla ve oyalama görüşmeleriyle bastırılamayınca gece operasyonu geldi. Cuma akşamı yapılan ama işveren İGA yöneticisinin işçilerin taleplerini oyalamaya gitmesi üzerine kesilen görüşmeler sonrası, gece saat 04.00’te jandarma ve polis, ellerinde işveren tarafından hazırlanmış isim listeleriyle koğuşları bastı. Sendikacıları ve eyleme aktif katıldığı düşünülen işçileri hedef alan operasyonda TOMA’larla gelen jandarma koğuş kapılarını kırdı. Toplam 543 işçiyi gözaltına alarak İGA otobüsleriyle götüren jandarma, daha sonra kampı tamamen işgal etti.

Devlet güçlerinin zoruyla

Sabahın erken saatlerinde Toplama Kampı’na benzeyen işçi kampına otobüsleri getiren işveren ise işten atma tehdidiyle işçilerin bir bölümünü arabalara bindirerek şantiye alanına götürdü. Ancak, öfkeli olan işçiler, şantiyelerde pasif direnişe geçti. Arkadaşlarının bırakılmasını isteyen işçiler, aksi halde kamptaki eylemin devam edeceğini söyledi. Sabah saatlerinde kampa gelen HDP’li ve CHP’li vekillerle sendikacılar kapıdan içeri alınmadı. HDP milletvekilleri Züleyha Gülüm, Serpil Kemalbay, Erkan Baş, Ali Kenanoğlu, Zeynel Özen ile CHP milletvekili Ali Şeker ve DİSK’e bağlı Dev Yapı-İş Sendikası Genel Başkanı Özgür Karabulut burada bir açıklama yaparak işçilerin direnişte kararlı olduğunu vurguladı.

Direniş burada bitmez

Dev Yapı-İş Genel Başkanı Özgür Karabulut, “Sabah işçiler ‘işten atma’ tehdidiyle resmen zorla işe götürüldüler ama ciddi bir çalışma olduğunu sanmıyorum, çünkü herkes çok gergin ve öfkeli. Bunlara rağmen çalışmayan arkadaşlar da var. Çalışanlar da eğer gözaltılar bırakılmazsa eylemi sürdürme isteğinde ve bunu yapabilecek istek ve kapasiteleri var” dedi. Cuma günkü görüşmelere kendisinin de katıldığını belirten Karabulut, işverenin siyasal iktidar tarafından sıkıştırıldığını vurguladı ve kampın manzarasını tanımlarken, “Kışla gibi oldu. İşçiden çok asker var. Tam bir 12 Eylül manzarası. İnşaat-İş’ten arkadaşların neredeyse tümü alındı. Ama direniş artık bitmez burada” diye konuştu.

Patron-devlet güçleri ortaklığı

Sabah saatlerinde kampa sokulmayan HDP Milletvekili Erkan Baş, “AKP rejiminin yıldız projesinin kampı, bildiğimiz Nazi Toplama Kampı gibi şu anda. Bir tank eksik. Yoksulluktan beli bükülmüş, öfkeli işçiler beş-altı kontrol noktasından geçerek adım atabiliyorlar ve insanlar tehditle çalışmaya götürülüyorlar” diye konuştu. “Bir gecede bir şantiyeden yüzlerce gözaltı yapılıyor ve bu insanların neyle suçlandığı, suçlanacağı meçhul. Tek bir şeyle suçlanabilirler: Haklarını aramak” diyen Baş, şunları söyledi: “Sınıfsal olarak manzara hiç bu kadar net olmamıştı. Düşünün, jandarma beni, bir milletvekilini engellerken, ‘burası özel mülk’ diyor. Yani, devletin jandarması, ‘İGA’nın özel mülkünü korumak’ görevini üstlenmiş. Koruduğu da patronların mülkü. Dahası var. Gözaltı araçları şu anda karakolun önünde duruyor ve hepsi İGA araçları. Yani, patronun servis araçlarıyla işçiler gözaltına alınıyor. Bu kadar net! Hangi hukuktan söz edilebilir ki artık. Bu, tam bir Türkiye tablosu. Herkesin gelip görmesini istiyorum.”

Tahtakurusu, talep listesinde

Erkan Baş, daha sonra, “Düşünün, bir ülkede ‘tahtakurusu’ işçi talep listesine giriyor. Kelimeler yetmiyor anlatmaya bu skandalı. Bu, AKP rejiminin burada, bu kampta yansımasıdır. Çok açık söyleyeyim, bu havalimanının söylenen tarihte açılması mümkün değil. Çok yüksek bir ihtimalle biraz cilaladıkları bir kısmını açarlar, açtık derler ama mümkün değil. Ve yine büyük ihtimalle, bu skandalı da gözaltındaki işçi kardeşlerimizin üzerine yıkacaklar” dedi.

İşçi kıyafetli ‘memurlar’

İGA’nın en makul talepleri kabul etmek yerine masayı devirmesini kuşkulu bulan HDP İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay ise “Üç-beş gün sorna bu açılışın yapılamayacağı çok net. Yani görüşülürken kestiler ve böyle bunu da işçilerin üstüne yıkmak istiyorlar” dedi. İşçi kıyafetli ‘memur’lar İşçilerle konuşmak isterken önce işçi kıyafetli bazılarının gelip sataştığını belirten Kemalbay, “Sonra jandarma geldi. Biz şikayetçi olduk, kim bunlar dedik. O işçi kılıklı adamlar jandarmanın arkasına geçti ve komutan onların ‘memur’ olduğunu söyledi” dedi.

İşçiler serbest bırakılsın

Türk Tabipler Birliği (TTB), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), 3. Havalimanı inşaatında çalışan işçilerin, gözaltına alınmasını protesto etti. Kurumlar tarafından ortak yapılan açıklamada, işçilerin taleplerinin kabul edilerek serbest bırakılmaları istendi.  Açıklamada, iş cinayetlerine ve insanlık dışı çalışma koşullarına karşı iş bırakan işçilerin taleplerinin Jandarma baskınıyla bastırılmak istendiğine dikkat çekilerek, “Yaklaşık 500 işçi, devletin kolluk güçleri tarafından gözaltına alınarak, taşeron şirketlerin araçlarıyla karakollara taşındı. Soruyoruz: ‘İş kazalarına karşı önlemler alınsın, yatakhaneler-banyolar temiz olsun, tahtakurusu sorunu çözülsün, maaşlar elden verilmesin, SGK ve vergi hırsızlığı yapılmasın, ücretler zamanında ödensin’ taleplerini karşılanamayacak talepler olarak görüp işçilere saldırı emrini veren irade kimdir? Hukuk dışı ve insanlık dışı 18’inci yüzyıl çalışma koşulları sona erdirmek yerine işçilerin üzerine kolluk gücü gönderilmesi, işverenler ile ülkeyi yönetenlerin ortaklığının açık bir itirafıdır” denildi.

AKP ‘kölesiniz’ diyor

Jandarma karakollarının önündeki taşeron şirket imzalı “gözaltı” araçlarının bu düzenin sembolü olarak tarihe geçtiği belirtilen açıklamada, “Belli ki devletin bir çok ihalesinin torpillisi olan, vergileri sıfırlanan, doğayı yok eden, emeği yok sayan projeleriyle bilinen, millete yönelik küfürleriyle namlanan 3-5 şirketin güvenliği, işçilerin iş güvenliğinden, sağlığından, yaşamından önemlidir. AKP iktidarı ‘köle değiliz’ diyen havalimanı işçilerini gözaltına alarak, Türkiye’nin tüm işçi ve emekçilerine ‘Hayır kölesiniz’ yanıtı vermiştir. İnsanlık dışı çalışma koşullarını, devletin zor aygıtları kullanılarak dayatanlar bilsin ki, 29 Ekim’de bir siyasi gösteri ile açmak istedikleri Havalimanı, doğa katliamıyla, işçi ölümleriyle, işçilerin haklı taleplerinin zor kullanarak ezilmek istenmesiyle, yandaşları zengin eden döviz üzerinden garantili sözleşmelerle anılacaktır. Bu kara lekelerin daha da büyümemesi için gözaltına alınan işçiler derhal serbest bırakılmalı, işçilerin tüm talepleri karşılanmalıdır” ifadeleri kullanıldı.

* Tahtakurusu: Canlılara, karanlıkta musallat olan kan emiciler. Başlangıçta yarasa paraziti olduğu varsayılan bu böcekler, mağara devrinden sonra insan paraziti olduğu düşünülmektedir. Havanın sıcak veya kuru olmasından bağımsız her ortamda canlı kalmayı başarabilirler.

Sıranın kendilerine gelmemesi için

Dev Yapı-İş Genel Başkanı Özgür Karabulut, 3. Havalimanı inşaat şantiyesinde 13 Eylül’de meydana gelen ve 17 işçinin yaralandığı trafik kazasında 10 işçinin yaşamını yitirdiği yönünde ciddi iddiaların olduğunu belirterek, “İşçiler sıranın kendilerine gelmemesi için bu eylemi başlattı” dedi.

İstanbul 3’üncü Havaalanı yapımında kötü çalışma koşullarını protesto amaçlı önceki gün işçilerin başlayan eylemi gözaltılara rağmen devam ediyor. 15 maddelik taleplerinin karşılanmasını isteyen işçiler, geri adım atmamakta kararlı. DİSK’e bağlı Dev Yapı-İş Genel Başkanı Özgür Karabulut, işçileri eyleme geçiren son damlanın 13 Eylül’de meydana gelen ve 17 işçinin yaralandığı açıklanan trafik kazasında 10 işçinin yaşamını yitirdiği iddiası üzerine geliştiğini söyledi.

Karabulut, ölümlü iş cinayetinin ardından sıranın kendilerine gelmesini istemeyen işçilerin eylem başlattığını dile getirerek, “Arkadaşlarımız her gün iş cinayetine kurban gitme korkusuyla sahaya çıkıyordu. Bu korkuyu yaşamak istemiyorlardı. Daha direniş başlamadan iki gün önce bir servis otobüsü kaza yaptı. 17 işçinin yaralandığı ve 10 işçinin de yaşamını yitirdiği söyleniyor. Yaşamını yitirdiğini söylenenleri tespit edemedik ama 17 işçi kesin yaralı. İşçiler sıranın kendilerine gelmesini beklemeyip eyleme geçtiler” dedi.

Direniş devam ediyor

600’e yakın işçinin gözaltına alındığına dikkat çeken Karabulut, şöyle konuştu: “İşçiler oyalandırılmak istendi. Bu taktiği uyguladılar. İşçiler yöneticilerin bu taktiğini direniş ile reddetti. Şantiye yönetimi işçilerin taleplerini kabul ettiğine dair bir belge veremedi, işçilere. İşçilerde ‘siz bize güvence vermiyorsanız, bizde direnişimize sonuna kadar devam edeceğiz’ dedi. Şantiye içerisinde gece yarılarına kadar iş bırakma eyleminin örgütlenmesi sürdü. Gece 02.00 sıralarında koçbaşları ile koğuşların kapıları kırılarak arkadaşımız gözaltına alındı. Aralarında çeşitli sendikaların yöneticileri de var. Bu şekilde direnişi kırmaya çalıştılar. Bugün de (önceki gün) neredeyse şantiyenin yüzde 50’si sahaya çıkmadı. Bir eylem olmadı şantiyede ama onların istediği gibi işe de devam edilmedi. Belki tam bir direniş yoktu ama direniş kırılmadı da. Direniş devam ediyor.”

Provoke etme çabası

Türk medyasının direnişi provoke ettiğini ifade eden Karabulut, “Bu havalimanını açılış tarihine yetiştiremeyeceklerini dünya alem biliyor. Havaalanını yetiştiremedikleri için bir günah keçisi arıyorlar. Günah keçisi kim olabilir. Birincisi orada direnen işçiler, ikincisi desteğe gelen vekiller. En fazla da HDP’li vekiller geldi desteğe. Bugün HDP vekillerini provokatör ilan ediyorlar. Dün vekillerimiz işçilerin yanına kadar geldi ve tüm taleplerini dinledi. Bugün bu vekiller işçinin yanında durmayacak da devletin yaptığı gibi patronların yanında mı duracak. Tabi ki işçinin yanında duracak” şeklinde konuştu.

Ölü toprağı kaldırıldı

Karabulut, sözlerini şöyle sürdürdü: “İnşaat işçileri ya toplu olarak öldüğünde gündeme geliyordu ya da dünkü gibi direndiğinde gündeme geliyor. Dün Türkiye ve dünyanın gündemine oturdu havalimanındaki işçilerin direnişi. Türkiye’nin her tarafından destek mesajları geliyor. Bu kadar kısa sürede son zamanlarda bir direniş örülmemişti. İnşaat işçileri bunu becerdi. İşçi hareketi üzerindeki ölü toprağı kaldırmış oldu. Dün örgütsüzlükten nefes alamayan inşaat işçileri bugün onurlu bir şekilde isyan etmiştir. Dayanışma ile bu direniş büyüyecektir.”

İnşaat İşçileri Sendikası: İGA patronları işkence yaptı

İnşaat İşçileri Sendikası, İGA patronlarının 3. Havalimanı şantiyesinde eyleme katılanlara işkence yaptığını belirtti.

İnşaat İşçileri Sendikası tarafından dün yapılan yazılı açıklama şöyle:

İGA patronları ve devlet, sendikamızın 3. Havalimanı direnişinde gözaltına alınan yöneticilerinin tutuklanması için eşgüdümlü bir faaliyet yürütüyor. Polis, işçilerden, yöneticilerimiz aleyhine ifade almaya çalışıyor, baskı ve gözdağıyla alıyor. Direnişin başladığı Akpınar köyündeki formenler karakola getirilerek, yöneticilerimiz hakkında ifade vermeye zorlanıyorlar.

Yöneticilerimiz, bir köle ve ölüm kampına dönüşen 3. Havalimanı şantiyesindeki koşulların yaratıcısı İGA patronları ve sırtlarını dayadıkları devletleri tarafından bu direnişin “provokatörü” ilan edilmek isteniyor.

Her toplumsal patlamada, işçi ve emekçilerin direnme hakkını kullandıkları her durumda, illa bir kışkırtıcı arayan, hakkını arayanı hemen “birilerinin ajanı” ve “provokatör” ilan eden yaklaşım, 3. Havalimanı direnişinde de karşımızda.

Evet, böylesine anlamlı bir direnişin “faili”, örgütleyicisi, “provokatörü” olmaktan gurur duyarız!..

Sınıfımızın insanca çalışma ve yaşama hakkı için vereceği her direnişin parçası olmaktan gurur duyarız!..

Çomak sokmaktan gururu duyarız

Dipten doruğa çürümüş bu kan emici düzenin tekerine küçük-büyük demeden çomak sokmaktan gurur duyarız!

Bu konudaki tüm iddialar, başımız gözümüz üstüne!..

Fakat 3. Havalimanı’nda birikmiş öfkenin nedeni de biz değiliz, patlamasına ebelik eden esas fail de biz değiliz! Esas fail, işçileri köle gibi çalıştıran, onurlarını hiçe sayan, onları bir canlı olarak bile görmeyen, kanlarının akmasını bir vidanın ederinden daha önemsiz gören patronlar ve onların sınıfsal çıkarlarını temsil eden devlettir.

Modern kölelik şantiyesi

Sendikamızın, uzun süredir örgütlenme çalışmaları yürüttüğü ve bugünlerde bir temsilcilik açmaya hazırlandığı bu modern kölelik şantiyesinde patlayan direnişle anında ilişki kurması onun en doğal hakkı ve görevidir. Bizzat patronlar ve onların yaptıklarına seyirci kalan devletlerinin faili olduğu bu işçi direnişinin sesini anında duymuş ve en doğal refleksi göstermiştir.

Sınıfını satmamış, onursuz davranmamış, herhangi bir çıkar gözetmeksizin onun haysiyet mücadelesinin parçası olmuştur!..

Yöneticilerimiz tutuklayacaklarsa bundan tutuklayacaklar!..

Tarih de tanıktır ki, her gün kaç işçinin öldüğü belirsiz bu emek cehenneminde bizim gibi “provokatörlerin” tutuklanması, her türlü baskı ve saldırıya uğraması, sınıfımızın biriktirdiği öfkenin patlamasını engelleyemeyecektir.

Bizler de her yerde ve her zaman, bu öfkenin sizin o asalak düzeninizle uzlaşmayacak bir nitelik kazanması için çalışacağız!..”

‘Örgütlü suç’la kapatacaklar

Hukuk örgütleri, tamamen insani taleplerle başlayan eylemden örgüt aranmaya çalışıldığını ifade ederek, “Dosya ile örgütlü suçlar savcıları ilgileniyor” dedi.

 İstanbul 3. Havalimanı’nda çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve iş cinayetlerinin son bulması için başlatılan eylemde gözaltına alınanların durumuna ilişkin Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Özgürlükçü Hukukçular Platformu (ÖHP) ve Demokrasi İçin Hukukçular, İstanbul Barosu’nda basın toplantısı düzenledi. Açıklamada ilk olarak Demokrasi İçin Hukukçular Derneği üyesi Avukat Yıldız İmrek söz aldı. Yüzlerce işçinin hukuksuz bir şekilde gözaltına aldığını, ancak gözaltı sayısını kesin olarak bilmediklerini belirtti.

Avukatlara bilgi verilmiyor

Avukatlara en ufak bir bilginin verilmediğinin altını çizen İmrek, şunları söyledi: “Avukatın savunma hakkı engellenmiştir. Bu bir suçtur, bu durumu protesto ediyoruz. Saatler boyunca işçilerle görüşmek istedik ancak muhatap bulamadık. Örneğin Arnavutköy Karakolu’ndaki çavuşlar ‘kesinlikle bilgi’ veremeyeceklerini belirtti. İşçiler avukatlarla görüştürülmeden çıkartıldılar. İşçilerin sağlık raporları dahi alınmadı ve işçileri avukatlardan kaçırıldı.

Suç ortaklığı yapılıyor

Çalışma hukukunun bütün yönleri ile ihlalin kamuoyu tarafından bilinmesini istemediler. Oradaki suçların sümenaltı edilmesini istediler yaşanan suç ortaklığıdır. Devlet ve şirketler suç ortaklığı yaptı. İşçilerin bu şekilde gözaltında tutulması tazminat hakkı anlamına geliyor. Yetkililer bu hukuksuzluğu derhal sonlandırmalı, geri adım atmalıdır.”

Savcı değil, valinin talimatı

İmrek’in ardından ÖHP üyesi Avukat Ahmet Baran Çelik konuştu. Olayın adli bir olay gibi gözüktüğünü, ancak adli olmadığını ifade eden Çelik, dosyadan savcıların dahi haberinin olmadığını, işçilerin gözaltına alınması kararının direkt olarak İstanbul Valiliği’nden verildiğini belirtti. Hukukla ilgisi olmayan bir gözaltı sürecinin işletildiğini söyleyen Çelik, “İşçilerin çalışma koşullarının düzeltilmesi için yaptıkları bir eylem suç olarak lanse edilmek isteniyor. İnsani taleplerle başlayan bir süreç bugün bir suçmuş gibi kriminalize edilmek isteniyor. Tam net bilgilere sahip değiliz, ancak dosya ile örgütlü suçlar savcıları ilgileniyor. Haliyle bir komplo durumu gündeme geleceğini düşünüyoruz. TEM Şube’nin de işlem yapabileceği söylendi. Ancak tam olarak net bilmiyoruz” şeklinde konuştu.

Avukatlar değil, patronlar giriyor

Karakollara avukatların giremediğini, ancak patronların ellerini kollarını sallayarak girdiğini aktaran Çelik, “20’yi aşkın avukat karakollara giremedi ancak işçilerin patronları içeri çok rahat bir şekilde girdi. Süreç patronlar üzerinden gidiyor. Ne işlem yapıldı? Orada patronların geçirdiği sürede bazı işçileri hedef gösterdiğini düşünüyoruz” dedi.

Çelik son olarak işçilerin sağlık durumu hakkında endişeli olduklarını söyledi.

Esir kampında tutuluyorlar

ÇHD üyesi Sevinç Sarıyaka ise, iktidarın ve sermayenin işçilere saldırdığını belirtti. Sarıkaya, şunları ifade etti: “Türkiye tarihinde belki de bu bir ilk. İşçilerin esir kampında tutulduğunu düşünüyoruz. İşçiler sorgusuz gözaltına alındı. Hiçbirinden haberdar değiliz ama biliyoruz ki yasal anlamda gözaltı işlemi yapılmıyor. 600’e yakın işçiyi herkesin gözü önünde gözaltına aldılarsa işçilere yönelik bu saldırıların artacağı görüşündeyiz. Bu kadar açık bir şekilde yapılan saldırının devamı gelecektir diye düşünüyorum. Karakollara patronlar rahat bir şekilde gidebiliyor. Çünkü işçilere yapılan bu muamele patronların isteği üzerine yapıldı. Devlet patron el ele işçilere bu şekilde sorgusuz sualsiz bir gece yarısı gözaltına aldılar. Tüm bu süreçte inşaat işçilerinin yanındayız.”

Son olarak yeniden söz alan İmrek, işçilerin gözaltına alınması sürecine ilişkin yapılan tüm hak ihlallerine ilişkin suç duyurusunda bulunacaklarını belirterek, “İşçilerin yaşadıkları sorunlarla ilgili en önemli sorumlu devlettir. Havuz medyasının yürüttüğü karalama yüz kızartıcıdır” dedi.

Dayanışma eylemlerine saldırı

3. Havalimanı’ndaki çalışma koşullarını iyileştirilmesini isteyen işçilere destek vermek amacıyla yapılan eylemler de devlet güçlerinin saldırısına uğradı.

İstanbul 3. Havalimanı’nda çalışma koşullarının iyileştirilmesi, iş cinayetlerinin son bulması için başlatılan eyleme destek ve işçilerin gözaltına alınmasını protesto etmek üzere İnşaat-İş Sendikası ve Dev Yapı-İş Sendikası öncülüğünde Kadıköy Kalkedon Meydanı’nda eylem yapıldı. Eyleme, polis plastik mermi ve biber gazıyla saldırırken, aralarında gazetecilerin, Dev Yapı-İş Genel Başkanı Özgür Karabulut, DİSK Yönetim Kurulu (YK) Üyesi Kamber Saygılı, avukat Oya Öznur ve AFP Foto Muhabiri Bülent Kılıç’ın da olduğu 31 kişi gözaltına alındı.

 Öznur ve Kılıç karakoldaki işlemlerinin ardından serbest bırakılırken 29 kişi ise Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde tutuluyor.

İnşaat -İş Sendikası Ankara Şubesi, 3’üncü Havalimanı işçilerinin kötü çalışma koşulları nedeniyle başlattıkları eyleme nedeniyle işçilerin gözaltına alınmasını protesto etmek için Sakarya Meydanı’nda basın açıklaması yapmak istedi. Açıklamanın yapılacağı alana Yüksel direnişçisi HDP’li Veli Saçılık ile Nuray Türkmen’in yanı sıra çok sayıda sivil toplum örgütü üyesi, siyasi parti temsilcisi de katıldı.

Polis, kitlenin Sakarya Meydanı’nda yapmak istediği eyleme Valilik kararını gerekçe göstererek izin vermedi. Açıklama yapmakta ısrarcı olan kitleye, polis biber gazı ve plastik mermiler de kullanarak saldırdı. Polis, Veli Saçılık’a yakın mesafeden biber gazı sıkarken diğer eylemcileri de darp ederek yerlerde sürükledi. Grup açıklama yapamadan dağılmak zorunda kaldı. Bu sırada İnşaat-İş Sendikası Ankara Temsilcisi Murat Çoban, Alınteri gazetesi muhabiri Zarife Çamalan’ın da aralarında bulunduğu 5 kişi gözaltına alındı.

İşçilerin talepleri

İşçilerin şirket yöneticilerine sunduğu 15 maddelik talep listesi şöyle:

* Eyleme katılan işçiler işten atılmayacak.

* Habersiz şekilde işten atılanlar işe iade edilecek

* Servis sorunu çözülecek

* Yatakhane, lavabo, banyo temizlikleri düzenli olarak yapılacak, tahtakurusu sorunu çözülecek

* Revir personelinin işçilerle ilgilenmesi, gerekli sağlık malzemelerinin temin edilmesi sağlanacak, işçilere dönük aşağılayıcı muamele engellenecek

* Maaşların tamamı hesaba yatırılacak, elden maaş ödemesi yapılmayacak

* Geçmişe dönük ödenmeyen ücretler ödenecek

* İşçi ve formenler aynı yemekhanede yemek yiyecek

* Sorunlara sebep olan İGA yetkilileri görevden alınsın

* Talepler basın karşısında okunacak

* İş cinayetleri çözülecek

* 6 aydır maaşları yatırılmayan işçilerin ödemelerinin yapılması

* Bayram ikramiyesi verilmesi

* Azerbaycanlı işçilerin bulunduğu ekibin başı Selim Öztürk’ün yarattığı mağduriyet dolayısıyla işten atılması

* İşçi kıyafetlerinin verilmesi.

Erdoğan’ın gözdeleridir

3. Havalimanı’nı yapan müteahhitler, Erdoğan’ın dev holdinglere dönüştürdüğü gözde işverenler. Kamu İhale Kanunu’nda 2002’de gidilen değişiklik ardından kamu ihalelerinin neredeyse tamamını toplayan inşaat şirketleri Mapa, Cengiz, Kalyon ve Kolin, Dünya Bankası’nın 1990-2017 yılları arasında tüm dünyada devletten en çok ihale alan şirketler sıralamasında ilk sıralara yerleşti. Limak, Cengiz ve Kolin’in devletten aldıkları ihalelerin toplamı 150 milyar dolara yaklaştı.

Tahtakurularının kemirdiği havaalanı

Nuray Sancar, 3. Havalimanı’ndaki direnişi ve yaşananları yazdı. Sancar’ın evrensel.net’teki yazısı paylaşıyoruz:

“Almanların bile kıskandığı”, dünyanın en büyük transfer havaalanının ismiyle ilgili, toplumsal kutuplaşmaya denk düşen listeler birbiriyle kapışırken işçilerin düzensiz bir el yazısıyla yazılmış talepler listesi ortaya düştü. Kendisini bir düşman kuşatması altında hisseden, yurttaşların da öyle hissetmesi için elinden geleni ardına koymayan iktidarın, bir muharebe zaferi kıymeti biçtiği başarı öykülerinden biri olan bu inşaatın arka planında nasıl bir sömürü düzeninin hüküm sürdüğü, işçilerin nasıl canına tak ettiği ifşa edilmiş oldu. Böylece işçiler, madem kaçınılmaz, bari ismi bizden olsun diyenlere de hisseli bir kıssa yazmış oldular.

Havaalanına bağlı yolların ve bunların çevresinde yaratılan rant arazilerinin doğanın tahribi pahasına açıldığı zaten biliniyordu. Ve zaten iş cinayetlerinde çok sayıda işçinin öldüğü de sızmıştı. Ancak bir rakam telaffuz edilemiyor, tahmini rakamlar “daha fazla” yanıtıyla yanlışlanıyordu. Kısacası 3. Havalimanı, binlerce kölenin kanının, temellerine ve duvarlarına karıştığı Mısır piramitlerinin inşa öyküsüne çok benzer biçimde; kısa zamanda en yüksek randımanı almaya çalışan, kar hırsıyla gözü dönmüş yandaş inşaat şirketlerinin kasalarına nakit, iktidara başarı öyküsü sunma gayretinin emekçilere maliyetinin en yüksek olduğu 16 yıllık hikayenin sembolik vakasıdır.

Taşeron zulmü altında çalıştırılan, yataklarında tahtakurularının gezdiği, ücretlerini alamayan, bayram ikramiyeleri yatırılmayan, sürekli aşağılanan ve kendilerine insanca (evet insanca) muamele edilmeyen işçiler bıçak kemiğe dayanmışken eyleme geçtiler. Neden daha önce değil de işçilerin “Tam proje biterken” eyleme çıkmasının altında bir dış mihraklı çapanoğlu arayanlar kriz nedeniyle bizzat cumhurbaşkanı tarafından ertelendiği duyurulan projelerin zaten eksilttiği başarı öyküsünün havaalanı yoluyla telafisinin de elden kaçtığını muhtemelen biliyorlar. Ne var ki bu kurtlu durumların ne zaman ortaya çıkacağı belli olmaz. Bazen bir kuru fasulyede belirerek işçiyi dürter, bazen de yatağının altında yuvalanır; gene dürter!

OHAL’in işçiler grev yapamasın diye getirildiğini söyleyerek büyük holding sahiplerine istikrar teminatı veren bir iktidar var karşımızda. İşçiyi kölelik koşullarının, tahtakurularının ayartmasına; taşeron zulmüne itiraz ettikleri için hak aramaya filan izin vermez. Nitekim işçilerin yatakhaneleri basılarak yüzlercesi gözaltına alındı; işçiler servislerle karakollara götürüldü ve saatlerce yerlerde yatırıldılar.

Çünkü iktidar herhangi bir eylemin kazanımla sonuçlanmasını istemediği gibi, göz yumulan her kazanımlı sonucun domino etkisi yaratacağından korkuyor. Zira her gün birkaç işletmenin kapısı kapatılıyor, işçiler işlerinden atılıyor, enflasyon ilan edilen resmi rakamları zorluyor ve yaşam her gün biraz daha zorlaşıyor. Bu tablo karşısında işçi sınıfı içinde irili ufaklı tepkiler başlamış durumda. Oysa bu “halden bilmez” “laftan anlamaz” kitle için aynı gemideyiz mavalı eşliğinde yapılan fedakarlık çağrıları için az çene yorulmadı. “Krizin yükünü ödemeyeceğiz” fikri yaygın bir siyasi iradeye dönüşmemiş bile olsa işçi sınıfı kimi Ankara’ya yürüme hazırlığına girerek, kimi iş bırakarak, kimi saatlik iş bırakmalarla iktidarı ve kapitalistleri uyarmaya başladı bile. Emekçiler, ucuzcu marketlerin de metaları zam üstüne zam gördüğü için evde tencere kaynatmakta zorlanırken “hediyesi” bilmem kaç milyon dolar uçağın süzüldüğü bir semaya bakarak tevekkül de bulunacak gibi görünmüyor.

3. Havalimanı inşaatında çalışan işçilerin eylemi bir haberci. Arkası gelebilir. Biriken, mayalanan tepkilerin taşıyıcısı iri gövdenin hareketi, bütün başarı öykülerinin bağlandığı ve bir milli savunma meselesi haline getirilen inşaat sektörünü ve nihayet iktidar kurgusunu geçersizleştirebilir. İşçilerin gayet haklı ve insani taleplerinin göz altılarla, biber gazlarıyla muamele ederek ezilmeye çalışılmasının, uzlaşma arayışlarına yanıt verilmemesinin bir nedeni de bu.

Zafer öyküsünü sabote etmesinden korkulan işçi eylemlerinin sonrasına dair bir mesajdır bu. Bilinçli yaratılmış bir emsalle tehlikeyi savuşturmak, ders alınacak ibret hikayesiyle işçiyi susturmak… bütün niyet bu. Fakat henüz bitmedi; işçilerin bir ibret vesikasının konusu olmaya rıza gösterip göstermeyecekleri, hava alanı eylemi yatışsa bile geriye kalanların çıkaracağı ders hikayenin sonrasını yazacak.

Ekonomist Özlem Albayrak: İnşaat sektöründe verimlilikle reel ücret arasındaki makasa “tahtakurusu açığı” diyelim artık. Verimlilik endeksi 150, reel birim ücret endeksi 80. Bu açık prestij açığı olsa gerek…

İSTANBUL