Erdoğan son günlerde yaptığı toplantılarda, konuşmalarında 1923 Türkiyesi ile neyi amaçladığını hiç üstünü örtmeye gerek kalmayacak şekilde net açıklamaktadır.

Önce Saray'ında yaptığı muhtarlar toplantısındaki sözlerinden başlayalım: "Hangi evde kim olduğunu, kimin nesebinin (akrabalık, baba tarafından hısımlık) ne olduğunu gayet iyi biliyorsunuz. Bunları tek tek tesbit edip yetkili makamlara, gerekirse bizzat bana kadar bildireceksiniz..."

Bu amacın gercekleştirilmesi için de, direkt Saray'a kadar bağlanan bir bilgi toplama merkezi kurulduğunu açıkladı. Ve muhtarlara verilen yemekte dağıtılan formlarda bu işin (yani ihbarcılığın) nasıl yapılacağı açıklandı.

Burada parantezi kapatıp. Önce Nazi Almanya'sından, Hitler faşizminin kullandığı yöntemlerden bahsetmek istiyorum. Köln'de El-De Hause* isminde bir GESTAPO müzesi vardır. Çok öğretici olan bu müzeyi birkaç kez gezdim. İşkence yöntemleri, üç kişinin bile kalamayacağı hücrelere otuz-kırk kişinin sığdırılması, hergün cezaevinin bahçesinde onlarca insanın katledilmesi... Uzun uzadıya bu cezaevini anlatmayacağım. Ama merak edenler için yazının sonuna adresini veriyorum. Fırsat bulanların muhakkak gezmesini öneririm.

Parentezi kapatıp konumuza dönelim. Niye Gestapo müzesinden bahsettim? Çünkü bu müzede birşey çok dikkatimi çekmişti: Gestapo, Hitler faşizminin yönetimi gasp etmesinden sonra artık daha öncekiler gibi Alman devletinin bir polis teşkilatı değil, Hitler'e ve partisine bağlı özel bir gizli polis teşkilatı haline gelmiştir. Müzede benim esas dikkatimi çeken ise on-onbeş milyon insanın yaşadığı bir bölgeyi bin kadar gestapo polisinin nasıl olup da çok iyi denetim altına alabildiğiydi.

Müzenin bir bölümündeki gestapoya gönderilen mektuplar bunu çok iyi açıklıyordu. Gestapo herkesin, herkesi "ihbar" etmesini zorunlu hale getirmişti. Bir komşusunu, hatta akrabasını, kardeşini bile ihbar etmeyen çok ağır bir şekilde cezalandırılıyordu. Ve mektupların içinde: "Kardeşim Rudolf bir yemekte Hitler'i beğenmediğini söyledi..." "Komşum Petra, bir Yahudi olan Frau Schmid'in iyi bir insan olduğunu belirtti..." gibi onlarca örnek vardı. Yaratılan korku ortamında, kardeşini, akrabasını, hatta kendi çocuğunu bile ihbar eden yüzlerce soysuz insanın yazdığı mektup vardı. Gestapo bütün bir halkı ihbarcı yaparak "istihbarat toplama" işini kolaylaştırmıştır. Elbet bu ihbarlar sonucu yüzbinlerce insan toplama kamplarına gönderilmiş veya katledilmiştir.

Peki Sultan olma heveslisinin muhtarlara verdiği görevin, gestaponun çalışma tarzından en küçük bir farkı var mıdır? Tek fark "ihbarcılığın" çağın teknolojisine uygun hale getirilmesidir.

Aslında Türkiye halkları, özellikle devrimcileri bu "muhbir vatandaş" kavramına yabancı değildir. Bakmayın siz Erdoğan'ın askeri darbelere karşı laflar etmesine, sivil darbeyi yapan Erdoğan şimdi çekinmeden ordunun yaptığı darbelerin kullandığı yöntemleri kullanmaktadır. 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbelerinde çıkarılan kararnamelerle halkın gördüğü, duyduğu, bildiği devrimcileri ihbar etmesi isteniyordu. Traji komiktir ama radyo ve televizyon haberlerinde sık sık; "Sayın muhbir vatandaşımızın verdiği bilgiyle Kadiköy'de bir ev basılmış ve üç anarşist komünist kitaplar okurken yakalanmıştır..." gibi açıklamalara rastlardık. 12 Mart darbesinde İstanbul'daki meşhur Sansaryan Han Polis merkezindeyim. İhbar edildiği için yaşlı bir adamı getirmişler. İsminin Hasan olduğunu söyleyen adam iki gözü iki çeşme ağlıyor ve hep Hayri'ye küfrediyordu. Hasan'ın ortağı birlikte açtıkları dükkana ve mallara el koyan Hayri, Hasan'a zırnık koklatmamak için "Anarşikleri evinde saklıyor," diye Hasan'ı sıkı yönetime ihbar etmişti. Böyle birçok örneği görüyor veya duyuyorduk.

Şimdi Erdoğan bu gestapo yöntemini kullanacağını açıkça ilan ediyor. Erdoğan'ın bu devasa sarayı niye yaptırdığı artık çok net ortada. 15 Ağustos'ta Rize'de yaptığı bir konuşmada: "Türkiye'de yönetim sistemi değişmiştir, yapılması gereken bu fiili durumun hukuki çerçevesinin yeni bir Anayasa ile netleştirilmesidir" dedi.

Kötü bir Selçuklu, Osmanlı sarayları kopyası bu sarayı Erdoğan'ın niye yaptırdığı farklı eleştirilere neden oldu. "Şımarıklık" dendi. "Gökgörmezlik, şaşaa ve debdebe meraklısı olduğu için böyle bir saray yaptırdı" denildi.

Bu eleştirilerin doğru olmadığı, üstelik Erdoğan'ın emellerini basitleştirdiği inancındayım. Erdoğan çevresindeki kendisi gibi düşünen danışmanlarıyla birlikte "2023 Türkiye'si" projesine uygun olarak bu Saray'ı yaptırmıştır. Saray'da bin oda olduğu söyleniyor. Birçok büyük toplantı salonu, yüzlerce kişinin aynı anda yemek yiyebileceği mekanlar var. Erdoğan Başkan olabilse (ki fiilen olmuş durumdadır) T.C devletinin ve hükümetinin dışında, Türkiye'yi ve çevresindeki İslam ülkelerini yönetebileceği bir kompleks yaptırmıştır. Kurduğu kendisine bağlı istihbarat teşkilatı, perde arkasındaki bakanları, kendisine bağlı ordu, polis elemanlarıyla apaçık bir İslami faşit örgütlenmenin merkezi olarak bu Saray vardır.

Dün muhtarları toplamış, kendisine bağlamaya çalışmıştır, hiç şüpheniz olmasın yarın esnafları, işadamlarını, polis amirlerini, ordu mensuplarını vs. bu salonlarında toplayıp, yedirip içirerek direk kendisine bağlı insanların sayısını çoğaltacaktır. Kurmaya çalıştığı sistem modern İslami bir faşizmdir.

Demirtaş, Erdoğan'ın bu arzusunu çok iyi görmüş, 2023 Türkiye'si denilen projeyi gerçekleştirmesine olanak tanımayacaklarını, muhakkak engelleyeceklerini açıklamıştır. "Seni başkan yaptırmayacağız" sözüne ve Demirtaş'ın son söylediklerine bu nedenle delice saldırmakta, bu amaçlarına ulaşmak için ülkeyi kan gölüne çevirmeye çalışmaktadır. Ama başaramayacaktır.

Kürt Özgürlük Hareketi ve tüm Türkiye'nin aydınlık, eşitlikçi, halkların kardeşliği, kadınların haklarını savunan güzel insanları, muhakkak ve muhakkak senin bu çirkin amaçlarını engelleyecektir.