Cumartesi günü Londra merkezde iki binden fazla kişinin katılımıyla yapılan ‘HDP’den ellerinizi çekin’ eyleminde, 25-30 yaşları arasında biri erkek biri kadın iki kişi eyleme tepki gösterdi. Buraya kadar normal, hemen hemen her eylemde karşılaştığımız şeyler. Ancak tepki verme tarzları oldukça ilginçti; erkek olan, durmadan eylemcilere ‘hepiniz faşistsiniz’ derken, hızını alamadı ve bir anlığına kendisinin İngiltere’de olduğunu unutarak, ‘Irak’a gidin Irak’a!’ diye bağırmaya başladı, kadın da rabia işareti yaparak durmadan ‘Recep Tayip Erdoğan’ diye bağırıyordu.
Görevlilerin tüm uğraşlarına rağmen, bu iki kişi aynı tavrı devam ettirdiği için bazı eylemcilerden müdahale geldi. Görevlilerin ve polisin araya girmesiyle her iki provokatör bir alışveriş merkezine alınarak sorun çözüldü. Ertesi gün Türk devletinin resmi haber ajansı AA, ‘PKK sempatizanları iki Türk’ü darp etti’ diye yaptığı haberde, Ceylan Nas adındaki kadın, ‘Türbanlı olduğum için bana saldırdılar’ diye Gezi sürecindeki ‘Kabataş yalanını’ tekrarlamak istese de bu sefer görüntüler kadını yalanlıyordu.
Bu iki provokatörün kimliği açığa çıktıktan sonra öğreniyoruz ki; Londra’da yaşayan bu kadın, karşı komşusu olan Kürt-Alevi aileye çektirmediği kalmamış, ailenin 13 yaşındaki kızını ‘ırkçılık’ İngiltere’deki yasal tanımlamasıyla ‘nefret suçu’ iddiasıyla mahkemeye vermiş. Ve 13 yaşındaki bu Kürt kızı çocuk mahkemesinde nefret suçundan yargılanıyor. Şimdi bu olayın neresinden tutacağız? Faşizme karşı eylem yapan binlerce kişiyi ‘faşistlikle’ suçlayan, İngiltere vatandaşı olan bu insanlara ‘Irak’a gidin’ diyen, eylemcilerin içerisinde yüzlerce başörtülü olduğu halde, ‘türbanlıyım diye bana saldırdılar’ diyen bir zihniyeti nasıl tanımlayacağız!
Bu ufak olayda da bir kez daha net olarak görüyoruz ki, her faşist rejim kendi kitlesini yaratırken, onları da kendisine benzetir. Türkiye’de bu kadar çok şey yaşanırken, halen AKP yöneticileri ‘demokratik bir hukuk devletiyiz’ diye insanların aklıyla alay ederken, onların yarattığı kitleden farklı bir şey beklemek doğru olmazdı elbette.
Halen birileri AKP’nin faşist bir karaktere sahip olup olmadığını tartışsa da, Kürdistan’dan doğru ülkeye baktığımızda, Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’yi yönetenlerin hepsinin faşist bir karaktere sahip olduğu Kürdün açısından tartışmasızdır. Sağcısı, muhafazakarı, liberali hatta solcusu bile konu Kürde geldiğinde faşist bir karaktere bürünüp, Kürdistan’da faşizanca kıyımlar gerçekleştirmiştir.
AKP’nin faşist karakteri artık Kürdistan’ı aşmıştır, Türkiye’nin hangi köşesinden bakarsanız bakın bu faşizmi görmek mümkündür artık.
AKP’lilerin bile faşist sistemler olarak kabul ettiği; Almanya’daki Hitler, İtalya’daki Mussolini, İspanya’daki Franco, Endonezya’daki Suharto ve Şili’deki Pinochet rejimlerini inceleyen Dr. Laurance W. Britt, faşizmin 14 karakteristik özelliğini şöyle sıralamıştı:
1. Güçlü ve sürekli milliyetçilik,
2. İnsan haklarının aşağılanması ve hor görülmesi,
3. Düşmanların/günah keçilerinin birleştirici bir neden olarak tanımlanması,
4. Ordunun ve militarizmin yüceltilmesi,
5. Cinsel ayrımcılığın şahlanışı,
6. Medyanın tümden kontrol altına alınması,
7. Ulusal güvenlik takıntısı,
8. Din ve yönetimin içiçe geçmesi,
9. Özel sermayenin gücünün korunması,
10. Emek gücünün baskı altına alınması,
11. Aydınların ve sanatın küçümsenmesi,
12. Suç ve cezalandırma yöntemi ile baskı altına alma,
13. İnsan kayırma ve yozlaşmada sınır tanımama,
14. Hileli seçimler,
Sadece bu 14 maddeye bile baktığımızda Erdoğan rejiminde bunların hepsinin en üst düzeyde yaşandığını görmek için siyaset bilimci olmaya gerek yok sanırım. Hatta çağın değişen koşullarında faşizmin yeniden tanımlanma ihtiyacı doğarsa, ki var, bu durumda bir tek Erdoğan rejiminden yola çıkılarak bu maddeler daha da artırıla bilinecektir.
Hal buyken halen Türkiye’nin ‘demokratik bir hukuk devleti’ olduğu safsatasını dillendirmek boşuna bir çırpınıştan başka bir anlam ifade etmeyecektir.
Geldiğimiz noktada bu faşizan rejime karşı direnmek ve onu alaşağı etmek sadece Kürdün görevi olmaktan çıkmış, barışçıl, huzurlu, eşitlikçi, özgür bir Türkiye görmek isteyen her ferdin öncelikli sorumluğu haline gelmiştir.
Ve en can alıcı nokta da şudur ki; Kürt alternatifsiz değildir, gerektiğinde bu faşizan virüsün esir aldığı bir sistem ile bağını koparabilir, o zaman Türkiye’nin geri kalanı düşünmek zorunda…