AKP-MHP-YSK şer koalisyonu, 2.5 milyon mühürsüz oy sayesinde faşist anayasayı 25 milyon Türkiyeli seçmene dayattı.

Halk çoğunluğunun hilesiz gerçek oyları “Anayasa’ya, tek adama, faşizme” hayır dedi.

Şimdi bu 25 milyon Türkiye’nin dört bir yanında sokaklara çıkıyor ve haykırıyor: “Kirli, hileli, sahte Evet’e de hayır”…

Kim bu 25 milyon?

Daha önce asla aynı hedefte bir türlü buluşamayan Fırat’ın Doğusu ile Fırat’ın Batısında yaşayan Kürtler ile Türkler, Çerkesler, Lazlar, Sünni ve Alevi Araplar, Türkmen ve Kürt Aleviler, Ermeniler, Êzîdîler, bütün farklı kimlikten insanlar…

Bu insanlar hiçbir zaman “aynı hedefte” böyle bir kararlılık ve kitlesellikle birleşmemişti. Şimdi birleşti.

 “Hayır” hedefinde birlik “bir defalık” birlik değil.

Çünkü bu 25 milyonluk halk, karşı çıktığı bu faşist anayasaya dayanarak Saray’ın atacağı her adıma da birlikte “hayır” diyecektir. Örneğin, Cumhurbaşkanına “hakaret” ettiğinde tutuklanan insanlar, Erdoğan AKP’nin başına geçtiği gün, “kahrolsun Erdoğan’ın Genel Başkan olduğu AKP’nin faşist iktidarı” diye haykıracaktır. “AKP Genel Başkanı Erdoğan kahrolsun” diye gürleyecektir. “AKP’nin başkanının diktatörlüğüne hayır” diyerek noktayı koyacaktır. Saray faşizmine “hayır”ın böyle büyük bir mücadele sloganı olması, aynı zamanda birbirleriyle şimdilik bu “hayırda” birleşen kitlelerin, AKP-MHP-Saray faşist iktidarına karşı demokratik bir alternatif payihe gelme sürecini de başlatacaktır.

Herkes “faşizme hayır”dan sonra neye “evet” sorusunu sormaya başlayacaktır.

Fırat’ın Doğusundaki halk, Fırat’ın Batısındaki halk olmadan kurtuluşun mümkün olmadığını daha bilinçli kavrayacaktır. Ama çok daha önemlisi, Fırat’ın Batısında yaşayan Türkler de Kürtler olmadan faşizme son vermenin imkansız olduğunu görecektir. Tıpkı Irak‘ta ve Suriye’de PKK’siz ve PYD’siz DAİŞ’e karşı savaşın zafere ulaşamayacağını dünyanın bütün devletlerinin ve halklarının anladığı gibi.

İşte o zaman bu 25 milyon, giderek daha da büyüyecek, Fırat’ın Batasıyla Doğusu arasındaki uçurum kapanacak ve “nasıl bir Türkiye” sorusuna, Türkiye halklarının çoğunluğu “ortak bir yanıt” verecek ve “faşizme hayır demokrasiye evet” diyecek.

Ardından “nasıl bir demokrasiye evet” sorusu, “hayır” diyerek yürüyen büyük mücadele sürecinde giderek daha büyük bir vurguyla sorulacaktır. Türklerin Kürtlerle birlikte “evet” diyecekleri bir demokrasi olabilir mi?

Adım adım bunun mümkün olduğu düşüncesi halk kitlelerinin zihninde berraklık kazanacaktır.

Ve insanlar bir süre sonra, “Dolmabahçe mutabakatında” dile getirilen demokrasi ilkelerini birlikte ele almaya, bunları birlikte tartışmaya başlayacaktır.

Ve biz bütün bu tartışma, konuşma, müzakere süreci boyunca, “faşist anayasaya birlikte hayır” dedikten sonra, “tekrar geriye dönmenin” çare olmadığını anlatacağız. Çare değildir, çünkü 16 Nisan’da çöpe atılan Anayasa, ülkenin faşizme sürüklemesini önleyememiştir. Faşizmden kurtulmak için 16 Nisan’da olduğu gibi Türklerle Kürtlerin birleşmesi nasıl zorunlu olduysa, demokrasiyi yeniden inşa etmek de Kürtler olmadan gerçekleşmeyecektir.

Bu böyle olduğu için, Türk halkının aydın insanları, emekçileri, kadınlar ve gençleri, inşa edilecek demokraside Kürt halkının eşit haklı bir özne olduğunu göreceklerdir. Onlara Kürt siyasi hareketi ve onun müttefikleri şu “demokrasi programını” teklif edeceklerdir:

“Hayır” diyen Trakya, İstanbul, Ankara, İzmir ve Ege, Adana ve Akdeniz, Dersim, Amed ve Kürdistan özerk bölgelerinin, “Evet” diyen Trabzon ve Karadeniz ile Konya ve İç Anadolu özerk bölgelerinin toplamından oluşan, toprağı bütün ve sınırları dokunulmaz ‘ortak devlet” ve “ortak vatan”,  “Adem -i merkeziyetçi Demokratik Cumhuriyet… Türklerin Türk olarak, Kürtlerin Kürt olarak, diğer kimliklerin kendileri olarak katıldığı, giderek kaynaşan Demokratik Ulusun çeşitlilik içinde bölünmez bütünlüğü…

Ve Türkiye, İran, Suriye ve Irak topraklarındaki Demokratik Cumhuriyetlerin toplamından oluşan, sınırların kalkmasa da silikleştiği Konfederal Ortadoğu Ortak Evi…

Referandumun en büyük sonucu, Trakya, İstanbul, Ankara, İzmir, Ege ve Akdeniz’in “bundan sonra ne olacak?” sorusunu, Dersim ve Amed’le birlikte sormaya başlamış olmasıdır. Ortak soru er ya da geç ortak yanıta dönüşür.