Tarihte en büyük acıların kaynağı olan faşizm, zulüm, baskı, işkence ve katliamlarıyla biliniyor. Bunların tümü insanlık dışı uygulamalardır, yani faşizm insanlık düşmanıdır.
Kirli yüzü bu kadar net olmakla birlikte, faşizme için “Demokratik düzenin yerine aşırı bir ulusçuluk ve baskı düzeni kurmayı amaçlayan öğreti” ya da “Kapitalist döneme özgü ulus-milliyetçiliğini şoven ve ırkçı düzeyde bir araç olarak kullanan, her şeyin temeline ulus-devlet ideolojisini koyarak toplumun tüm gözeneklerine nüfuz eden totaliter, demokratik teamüller karşıtı ve her türlü şiddeti mubah sayan bir diktatörlük rejimi” biçiminde tanımlamalar da yapılıyor. Tanımı hangi biçimde olursa olsun, faşizm özünde tekçi zihniyet, baskı, zor ve ırkçı yaklaşımın toplamı zulümdür, toplumsal her alana yönelik kıyımdır.
Mussolini'nin "Kurduğumuz rejim kusursuz olduğu için muhalefete gerek yoktur" demesi ya da Hitler'in "Vaktini ahmak parlamenterleri ikna etmekle geçiren bir bakan iş göremez" ifadeleri de faşizmin tekçi yönünü dile getirir.
Türkiye'de ise bugün Hitler ve Mussolini’yi aratmayacak bir faşizanlık yaşanıyor. Öyle ki her türlü karşıt, farklı görüş ve duruşa karşı topyekûn bir savaş yürütülmektedir. Ve bu savaşı yeni Yeşil Türkçü faşizm ile derin devlet faşizmi el ele yürütmektedir. Bundandır ki dile getirilmiş olan yapılar tüm kurumlarını harekete geçirerek saldırılarını sürdürmektedirler. Eksik olan Diyanet İşleri Bakanlığı idi o da harekete geçirilmiştir. Özcesi, teslim alınması gerekli ne kadar farklı duruş ve görüş varsa, teslim alınabilinmeleri için akla hayale gelmeyecek saldırı yöntemleri geliştirilmektedir. Bu yalan-dolan manipülasyonlara bir de sosyal medyada troller aracılığıyla yapılan baskı var ki, bununla da toplumun sindirilmesi ve muhalif çevrelerin iradesinin kırılması hedefleniyor.
Nitekim, derin özel savaşın bu yeni yol ve yöntemleriyle her gün en somut örnekleriyle toplumun ne denli daha çok teslim alındığını ibretle görüyor, izliyoruz.
Devasa diye bildiğimiz Medya Holdinglerinin ne hale getirildiğini, kimilerinin tehditle, kimilerinin bir tokatla nasıl suspus kılınarak onursuzlaştırıldığına tanık oluyoruz. Faşizmin yalanlarına, özel savaşına karşı tek bir farklı görüş, tek bir farklı ses istenmiyor. Öyle ki en insani tutum, savaşa karşı en masumane tavır suç görülüyor, teşhir ediliyor, buna karşı duranlar tutuklanarak zindanlara atılıyor. Topluma onursuzluk dayatılıyor ve bu hakaretlerle teslim alınıyor.
Erdoğan ve AKP Hitler Almanyası'nın başkanlık sistemiyle birlikte diğer faşizan uygulamalarını da Kürt halkına karşı kullanmak istiyor. Ne yazık ki Hitler Almanyası'nda olduğu gibi, bu katliamlara karşı da sessizlik var. Fakat bugün ilk olarak yöneldiği Kürtler olsa da, tarihteki örneklerinde olduğu gibi, faşizmin adım adım tüm muhalif kesimlere yöneleceği unutulmamalı.
Faşist uygulamalara sessiz kalanlar, Hitler faşizmi milyonlarca insanın canını aldıktan sonra, itiraflarda bulunan papaz Niemöller'in şu sözlerini tekrarlayacak:
“Naziler komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim.
Sosyal demokratları içeri astıklarında sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal demokrat değildim.
Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim; çünkü sendikacı değildim.
Benim için geldiklerinde, sesini çıkartacak kimse kalmamıştı.”
Bu sonu yaşamamak için, Erdoğan ve AKP'nin faşizmine karşı birleşme zamanı. Franco faşizmine karşı durulduğu gibi, gerektiğinde enternasyonal birlikler, alaylar oluşturarak Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cepheleri oluşturarak durma zamanı.