Bu yüzden bu ‘cüret’lerden biri sistemin en kutsal tanımı ‘mülkiyet’e ilişkin işgal sadece o mekanın işçiler, ‘civil’ yani gerçek anlamında yurttaşlar tarafından ele geçirilmesiyle kalmaz bu durum yeni bir kimlik yaratır ya da tam tersinden söylersek mekan ancak cüretli-ütopik bir değişim gerçekleştirilebilirse yeniden olur.
İşgal eylemi bütün diğer ‘eylem’ler gibi eyler. Bu ‘eylemek’ durumu sadece bir yerin başkaları -ki burada kast ettiğimiz ‘sistem yıkıcılar’ı- tarafından ele geçirilmesi değildir. Doğrudan mekanın değişimi söz konusudur ki mekan asıl olarak sahipleri, kullananları, iktidar olanları, kolektifleri ya da sahipsiz olanları ile mekandır. Yani bir işgal eylemi ile öncelikle ve daha doğrusu birlikte mekan kendi bağlarından kırılarak başka bir mekan olmaya geçer. Aynı zamanda hemen sonra! Daha doğrusu birlikte işgalci kişi, kendi bağlarından, ‘sahipleri, kullananları, iktidar olanları, kolektifleri ya da sahipsiz olanları’ ile bağlarını kırar ve değişir. Bu yüzden işgali sadece ele geçirilen mekan ve belki kısa zaman süresi yüzünden hiçe sayan bakış açısı özellikle bu ikinci tarafını yok sayar.Bir yandan 3-5 kitap okumayı, iyi ya da kötü yazılmış bir makaleyi hatmetmeyi ve hatta bir duvar yazısını okutmayı – ki en önemlisi bana göre budur.- çok önemseyenler işgal edilmiş mekanın küçük olduğunu ve hatta dünya karşısında özellikle toplanılmış, total sayılar ile ne kadar küçük olduğunu gösteren ve yine sayılarla dolu karşılaştırmalar yapar ve hemen buna ‘zaten ne kadar zaman sürdü ki’ eklenerek bir başka sınırlama ile hiçe sayarlar. İşgal sadece kendi başına 4-5 yüksek puanlı üniversiteden ve İskenderiye kütüphanesinden çok daha fazla değiştirici, etkileyici ve illaki söylemek zorunda kalırsak öğreticidir. Bu yüzden başarısız! Olmuş bir işgal bile ‘eylemek’ ile kendisinden beklenenden çok daha fazla şey yapmıştır.