Mehmet YÜKSEL

Faşizm her coğrafyada ayrı bir pratik sergilese de temel bazı nitelikleri her yerde benzerdir. Bu temel niteliklerin başında faşist demagogların halka sürekli daha büyük yalan söylemesi geliyor. Yine hayali başarılarla kitleleri kandırma, ülkeleri milliyetçi histerilerle maceralara sürükleme bu ortak özelliklerden oluyor. Fakat Türk Tipi “yerli ve milli” AKP-MHP faşizmi yalan söyleme, hayali zaferler yaratma gibi dezenformasyonlarda tarihe geçme konusunda iddialı görünüyor.

Bu durum kuşkusuz 24 Haziran’da gerçekleşecek seçimlerde daha üst boyuta taşınıyor. Fakat seçimin sonucu ne olursa olsun AKP-MHP faşizmine önemli bir darbe olacağı şimdiden net görünüyor. Ve bu durumu en iyi Faşist Erdoğan’ın bildiği, gördüğü anlaşılıyor. Keza kaybettiğini anladıkça rasyonalitesini yitiriyor, dengesizleşiyor. Devlet olanakları ve zoruyla bile kısmen doldurabildiği meydanlarda ne diyeceğini bilemiyor, önündeki ekrandan yazıları okuyabilme yetisini bile yitiriyor. Kuzey Kürdistan’da tabela partisine döneceğini anladığı için Kürtlere sürekli kustuğu kinin yanında üstüne bir de sitem ediyor. Geçen gün emrine amade bir televizyon kanalında “Kürt Kardeşleri”nin onu anlamadığından yakınıyordu. Hâlbuki olan, Kürtlerin, onun kandan beslenen faşist karakterini daha iyi görüyor olmasıdır. Ve bu karakterini sergilemekten bir an bile vazgeçmiyor. Türkiye’nin her yerinde oy desteğini kaybettiğini görüyor. Halklara baskı, zor, savaş ve yoksulluk Kürt halkına ise ölüm dışında bir şey getirmediğinden doğal olan sonu yaşıyor. Kıraathane, kek gibi garip vaatlere bu nedenle bel bağlıyor. Kaybediyor ve kaybettikçe kaybını daha artıracak şekilde debeleniyor.

Son günlerde sanki Kürt Özgürlük Hareketi ile yeni savaşa başlamış ya da büyük bir zafer elde edebilecekmiş gibi davranmasının tek nedeni de bu raydan çıkma halidir. Kürt halkından destek alamayacağını bildiğinden Türk halkını milliyetçilik ve militarizmle tekrardan bir nebze de olsa kandırabilirim miyim diye düşünüyor. Kürt düşmanlığını bu denli açık sergilemesinin ve tüm geleceğini savaşa bağlamasının, seçimlere iki haftadan az bir zaman kala Kürt halkına yönelik saldırılarını tek gündem haline getirmek istemesinin nedeni budur. Anti Kürt söylemler aslında uzun zamandır AKP-MHP faşizminin tek argümanı durumundaydı. Fakat bunun yetmediğini hem HDP’ye yönelik desteğin arttığını hem de kendisinin sürekli gerilediğini seçim anketleri çok açık ortaya koyunca faşist klik, bu sefer daha fazla yalanla daha fazla ırkçılıkla Türk halkını kendi cephesine kanalize edebilmeyi umuyor.   

Şeflerinden aldıkları talimat doğrultusunda savaş tellalları da ekranları bu nedenle doldurup, hayal satıyorlar. Medya Savunma Alanları’nın simgeleşmiş merkezi Kandil’i nasıl ele geçirip zaferler kazanacaklarını ballandıra ballandıra anlatıyorlar. 2016 sonbaharında “Nisan’dan sonra kimse PKK’nin adını bile anmayacak” deyip, direniş duvarına çarpınca aylarca sus pus olan ve Nazi Almanyası’nın “Bir yalan ne kadar büyükse o kadar çok insan inanır” sözüyle meşhur, propaganda bakanı Goebbels’ın kötü bir müsvettesi durumundaki Süleyman Soylu da arsızca “Her an Kandil’i ele geçirebiliriz” naraları atıyor.      

Fakat gerçekte Faşist Erdoğan büyük bir kumar oynuyor. Onu dibe çeken Kürt direnişine darbe vurup, yerle yeksan olan popülaritesini milliyetçilikle düzeltme hesabı yapıyor. Fakat gerçekler ve yaşam bir megalomanın isteğine göre şekillenmiyor.

Çünkü gerçekler, her tür çarpıtma ve psikolojik savaş yöntemlerine rağmen görünürdür. Türk soykırımcı devlet sistemi Güney Kürdistan’da Kürt Özgürlük Hareketine ilk defa saldırmıyor, bir kez daha saldırabilir. Daha önceki saldırılarda aldığı sonucun ne olduğunu da bilmeyen yok. Kaldı ki son beş aydır süreklileşen saldırıların da istedikleri sonucu alamadıkları ve haftalık gerçeküstü bilançolarına artık çocukların bile aldırış etmediği ortada. 40 yıldır tüm teknik ve uluslararası desteğe rağmen Kürt gerillasını geriletemediler. Gerçekte ise Türk ordusunun savaşma isteği kalmamış ve tekniksiz nefes alamaz konumdadır. Halkla bütünleşmiş gerilla iradesini yenecek bir silah da henüz keşfedilmiş değil. Dolayısıyla tekniğe dayalı bir şovdan öteye gidemeyecek olan bu girişim, Faşist Erdoğan’ın seçimleri kazanmak için son çaresi olmak dışında bir anlam ifade etmiyor. Kendi ihtirasları uğruna ülkeyi daha kaotik bir sürece sürüklemesi faşist karakterinin gereğidir. Fakat şov yapacağım derken daha büyük hüsrana uğraması da akla daha uygun bir seçenek oluyor.

Faşizm gerek artık çok az bir zaman kalan seçimlere yönelik çalışmalarla gerekse de her cepheden yürütülen direnişle yıkılır ve yıkılacaktır. Savaş naraları ve hayali zaferler bu sonu geciktiremeyecektir. Bu durumun demokrasi güçleri tarafından daha fazla teşhir edilmesi ise son derece önem taşımaktadır. Halkların demokrasi mücadelesinin 24 Haziran’da kazanacağı başarı bu sonu daha da yakınlaştıracaktır.