Faşistler için halkın sınırlı olsa da fikirlerini söyleyip tercihte bulunuyor olması, hele halkın gerçekleri görüp bilinçlenmesi esas zeminleri olan karanlığı gerilettiği için katlanılmayacak bir şeydir. Faşist zihniyetliler toplumu sürü, kendilerini de çoban olarak görür. Nasıl ki sürü çoban tarafından güdülüyorsa, toplum da onlar tarafından yönetilmelidir. Bunun dışındaki her girişim onlar nezdinde cezalandırılması gereken en büyük suçtur. Gerçek düşüncelerini gizlemek için ‘seçim’ ve ‘millet iradesi’ vb. kavramları ağızlarına pelesenk etseler de bazen dillerinden asıl fikirlerinin dökülmesine engel olamazlar. Nitekim Türk faşisti Erdoğan rakibi Muharrem İnce’ye adeta varoluşsal bir hakikatmiş gibi seslenerek “biz yöneteniz, siz de yönetilen” demiştir. Türkiye’de 24 Haziran’da yapılacak baskın seçimleri tam da bu çerçevede ele almak gerekir.
Faşist Erdoğan-Bahçeli ikilisinin gereksiz bir formalite olarak gördükleri seçimlerin yapılıyor olmasının yegane nedeninin Kürt Özgürlük Hareketi’nin ve demokratik toplumsal muhalefetin gücü olduğunu bilmek gerekiyor. Faşizme karşı direniş onları seçim kararı almak zorunda bırakmıştır.
AKP-MHP faşist kliğinin eş başbuğlarının ruhsal durumları gittikçe daha da bozuluyor. Kurumsal faşizmin zihinsel egemeni ve devlet rantının ortağı olma hevesiyle hareket eden Bahçeli, seçim çalışmasını dostlar alışverişte görsünler edası ile yürütmektedir. Faşist Erdoğan ile kurduğu ‘menfaat’ ittifakıyla birkaç koltuğu garantiye almış, mafya bozuntusu arkadaşları ile cezaevi pozları verip içinden geçilen kaotik süreci onları tekrardan toplumun başına bela etmek için fırsata dönüştürmeye çalışmaktadır.
Yıllar boyu önemli bir seçim tecrübesi edinmiş olan Erdoğan ise ilk kez ne yapacağını bilemiyor. Ülkeyi inanılmaz bir çöküntüye götürmenin yarattığı tükenmişlik psikolojisini yaşıyor. Kürt soykırımını nihayete erdirmek için uluslararası silah tekellerine inanılmaz paraları akıtmanın, Kürt düşmanlığı histerisiyle DAİŞ ve benzeri çeteleri besleyip güçlendirmenin, ülkenin tüm kaynaklarını kendisiyle suç birliği yapanlara peşkeş çekmenin varacağı noktanın bu olacağı izan sahibi her insanın tespit edebileceği bir sonuçtu. Türk Lirası’nın Dolar karşısında artan hızla değer kaybetmesi de bunun sadece bir göstergesidir. Her ne kadar benlik hastalığı nedeniyle kendilerinden başka bir şey görmeseler bile diktatörler, er geç maddi gerçeklerle yüzleşmek zorundadır. Faşizm kitleleri ancak başarı olarak sunabileceği argümanlarla kontrol edebilir. Ortada buna benzer hiçbir şey olmayınca faşizm için deniz biter. Faşist Erdoğan’ın şimdilerde yaşadığı tam da budur. Kürt direnişini tüm saldırılarına rağmen kıramadı, demokrasi güçlerini istendik ölçüde bastıramadı. Uluslararası tecrit konumunu dağıttığı tüm imtiyazlara rağmen aşamadı. Ekonomik krizi tüm kirli para akışına rağmen bırakalım aşmayı yavaşlatamadı bile. Gelinen aşamada artık tükendi, nefessiz kaldı ve halklar da artık ondan sıkıldı. Halklar artık ‘TAMAM!’ diyor.
İşte herkesin ‘tamam!’ dediği bu faşiste HÜDA-Par, destekçilerinin tümünün görüşlerini yansıtmasa da destek açıklaması yaptı. Bu durum Kuzey Kürdistan’da iyi niyetli pek çok çevreyi şaşırttı. Aslında bu açıklama, hem bu çevreler hem de özellikle İslami hassasiyetlerle bu kesime sempatiyle yaklaşan Kürtler nezdinde faşist Erdoğan sevicilerinin maskesini düşürmesi açısından oldukça olumlu olmuştur. Kürdistan’da İslami değerleri kullanarak örgütlenen bu kesimin, Erdoğan gibi Kürt düşmanlığından gözü kararan, bunu MHP ile ittifak yaparak resmileştirip Başûr’a, Efrîn’e işgal saldırısı yaparak tüm dünyaya gösteren bir karakteri desteklemesi, bu kesimin kendi söylemleriyle bile ne denli çelişki yaşadığını açıklıkla gösterdi. İslam’ın ahlaki değerlerini yaşamda bu denli aşındıran kişi ne gibi gerekçelerle desteklenebilir? Her mitinginde öldürdüğünü iddia ettiği Kürt sayısı ile övünen, Kürt dilinin gölgesini bile Kürt kentlerinden kayyumlarıyla silen biri Kürt halkına nasıl bir seçenek olarak sunulabilir? Kutsal Ramazan ayında bile Kürt’e kin ve nefret kusan, sarayda sürdüğü zevk û sefasıyla milyonlarca yoksul yaratan, ümmetin herhangi bir sorununda tutarlı bir duruş sergilemeyen biri herhalde İslami hassasiyetler öne sürülerek desteklenemez. Peki, o halde faşist Erdoğan neden desteklenir? Geriye kalan tek makul açıklama, iktidarla yapılan kirli pazarlıktır, yardakçılıktır. Faşist Erdoğan’la yapılan bu kirli ittifak tüm mütedeyyin çevreleri ve Kürtleri incitmiştir. Bir kez daha aklın hala başa gelmediği, basiretin bağlı olduğu görülmüştür.
Faşizmin bu süreç boyunca teşhir olması antifaşist bilincin gelişip yayılması açısından oldukça işlevseldir. Aynı şey onun açık veya utangaç destekçileri için de geçerlidir. Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin her cepheden yürüttükleri direniş, AKP-MHP faşizmini ve yardakçılarını tarihin çöp sepetine yollayacaktır. 24 Haziran, bunun gerçekleştiği gün olacaktır!