
Cihan DENİZ
Dünya üzerinde birere bire faşist nitelikli rejimlerin iktidara gelmesine paralele olarak, son dönemde faşizm ve onun sağ popülizm gibi farklı versiyonları üzerine yazılan eserlerin sayısında dramatik bir artış vardır. Bunun son örneklerinden biri de Yale Üniversitesi’nden Jason Stanley’dir. Jason Stanley, son eseri How Fascism Works: The Politics of Us and Them’de (Faşizm Nasıl İşler: Biz ve Onlar Siyaseti) faşizmin Avrupa, Latin Amerika, Hindistan, Myanmar, Türkiye, Filipinler ve bizzat ABD’de nasıl işlediğine dair şaşırtıcı derecede basit bir model sunmaktadır. Stanley’e göre dünyanın dört bir yanında kumaşı aynı olan faşist siyasetçilerin takip ettiği model şu üç unsurdan oluşmaktadır: yok edildiği varsayılan mitsel bir geçmiş; toplumu bölme; hakikate saldırı.
Stanley’in bu modeli de, geçmişteki ve günümüzdeki ana akım faşizm kuramlarının büyük bir kısmında görüleceği gibi, yükselen faşizmin ekonomik boyutu konusunda yani bizzat kapitalizm ile ilişkisini konusunda suskundur. Faşizmin kapitalizmin öz evladı olduğu gerçeğinin üstünden sessizce atlamaktadır. Bu çok önemli ve kritik eksikliğe rağmen, faşizmin işleyişine dair ortaya konan bu 3 başlık, faşizmin toplum ile nasıl ilişki kurduğunun anlaşılması açısından önemlidir.
Sadece Türkiye’nin içinden geçtiği ve özellikle 2015 seçimleri sonrasında hızlanan faşizmin inşa sürecine değil, faşizmin iktidara geldiği diğer ülkelere de baktığımızda, bu üç unsurun kritik bir rol oynadığını görebiliriz. Her faşizm örneği kendine tarihsel gerçekliklerden kopuk mitsel bir geçmiş, bir “altın çağ" kurgulamaktadır. Daha sonra, bu “altın çağın" dış düşmanlar ve onların içerideki işbirlikçileri tarafından yıkıldığını iddia etmektedir. Alman faşizminin Alman halkını Almanya’nın I. Dünya Savaşı’nda Yahudiler ve komünistler tarafından sırtından bıçaklandığı için yenildiğine ve yıkıldığına inandırmaya çalışması, Osmanlı İmparatorluğu ama özellikle de Abdülhamit etrafında kopan yaygaraya her gün muhatap olan bizler için ne kadar da tanıdıktır. Bunun bir sonraki adımı ise aslında asla var olmamış bu söz de geçmişin yeniden inşasıdır.
Faşizmin işleyişine dair Stanley’in ortaya koyduğu modelin ikinci unsuru ise toplumun bizler ve onlar olarak bölünmesidir. Toplum içindeki farklılıkları faşizm icat etmez fakat toplumdaki mevcut dini, ulusal, kültürel ve ideolojik farklılıkları faşizmin inşası için araçsallaştırmaktadır. Bu şekilde toplumun farklı kesimlerini bir birine karşı kışkırtılmaktadır. Bu süreçte toplumdaki bazı kesimler iblisleştirilmekte, toplumun önemli bir kesimi iblisleştirilmiş bu “öteki"-ötekileştirilen kesimler değişse de faşizmin olduğu her yerde iblisleştirilen bir öteki her zaman mevcuttur- korkusuyla faşizme yedeklenmeye çalışılmaktadır. Ayrıca bu bölünme kullanılarak, en temel insan hakları da dahil tüm sivil haklar adım adım ortadan kaldırılmaktadır.
Faşizmin nasıl işlediğine dair modelin üçüncü ayağını Stanley “hakikate saldırı" olarak tanımlamaktadır. Hakikate saldırı faşizmin en ayırıcı özelliklerinden biridir. Hannah Arent’in de vurguladığı gibi faşizmin yalanın hakikat üzerindeki mutlak egemenliğine dayanmaktadır. Bu nedenle de faşizmin ilk hedeflerinden biri de hakikat savunucuları ve hakikati topluma ulaştıranlardır. Gazetecilerin, akademisyenlerin, inan hakları savunucularının ilk elden hedefe konması bu anlamıyla tesadüf değildir.
Stanley’in bu kavramsallaştırması bizzat bizim içinden geçtiğimiz faşizmin inşası sürecini kavrama açısından önemli ipuçları sunmaktadır. Bununla beraber, önemli olan anlama değil ama değiştirme ise, bizlere düşen, faşizmin hangi araçları nasıl kullandığını çözümleyerek bunları boşa çıkartmaktır. Faşizm hakikatin yalana boyun eğmesine dayanıyorsa, bize düşen hakikatin sesini en gür bir şekilde toplumun her kesimine ulaştırmaktır. Faşizm toplumu bölüp farklılıkları bir birine karşı kışkırtıyorsa, bize düşen toplumsal farklılıkları bir zenginlik olarak görüp onların mücadelelerini ortaklaştırmaktır. Faşizm mitsel bir tarih ile halkı uyutuyorsa, bize düşen halkı bu uykudan uyandırmak ve kendi tarihi ile halkı yüzleştirmektir.
Sonuç olarak, Faşizm bir yerde zafer kazınıyorsa bu kendi zaferi değil ama ezilenlerin mücadelesinin yetmezliğidir. Diğer bir ifade ile faşizm ezilenlerin mücadelesinin başarısızlığının bir bedelidir. Bu bedeli ödeyip ödemeyeceğimiz faşizmi doğru tahlil edip ona karşı doğru bir hatta mücadele vermemize bağlıdır.