Tarihin andığı insanlar, dönüm noktalarındaki katkı ve etkileriyle ele alınır. O anda var olmanın farkını yaratmışlardır. Onların tarihselliğinin, büyük harflerle kaydedilmesi bundandır. Gerçek diye bellenen ve kabul ettirilmek istenene karşı durmuşlar. Doğrular adına dayatılana karşı hep kuşkuludur, sorgulayıcıdır ve mesafelidirler. Mesafe koymak, uzak durmak; asla olanı kabul etmek, teslim olmak ve vazgeçiş değildir. Tersine, arayıştır; bir dağın zirvesinde, bir vadinin kuytusunda, okyanusun en derininde gizi sürmektir. Arayış; bazen bir ananın ağıdı, bir şairin dörtlüğü,  bazen de dervişin sırtındaki yamalı turikte (heybe) biriktirdiği erdemdir. Aramak, bulmak, ortaya çıkararak biriktirmek ve biriktirdikleri ile yeniye yol almaktır. Verili olana karşı duruştur. Yıkıcı değil, çok daha önemlisi yapıcı ve oluşturucudurlar. Oluşturdukça, inşaa eden, inşaa ettikçe de eyleme geçirenlerdir. 

Tarihin dönüm noktalarında duranlardır, umudu yeşertip ve büyüterek yarınları aydınlatanlar. Umut; “hep hakim sistemlerin kıyılarında yaşayan, dağların ve çöllerin kuytularına sığınmış topluluklarda aranır”.

Nûdem (Türkan Yüksel) yoldaş, dağların kuytularında saklanarak, direnerek, ama aynı zamanda umuda tutunarak yaşamayı ve var olmayı başarmış Kürt halkının "mana" arayıcılarındandı. Verili sistem, halkının sakındığı ve ondan gizlendiği sistemdi. O da, hiç bir zaman bu sisteme ait olarak kendisini hissetmemişti. 

Yaşama gözlerini açtığında, henüz ilk emekleme anları ve adımlarında sistemin kirli, vahşi ve katledici yüzü ile tanışmıştı. Maraş, Elbistanlı ve Alevi inancına sahip bir aile geleneğinden geliyordu. Yaşamın en acımasız yüzü ile Maraş Katliamı’nda karşılaşmıştı. Artık sürgünlere ve göç yollarına mecbur ve maruz kalanlardandı. Sürülmeye ve göçertilmeye mecbur kalmışlığın; insan ruhunda, kişiliğinde ve yaşama umudunda oluşturduğu büyük yarılma ve yarıklarla kavga halindeydi. Kavganın orta yerinde hem de henüz körpecik halinde, devletin katliamcı ve ölümcül yanı ile ikinci kez daha karşılaşmıştı. 

Türk devleti, annesini Gazi'de katletmişti. Artık yüreğinin sızısı büyük ve onarılmazdı. Dervişçe, anaca biriktirdiği sabır ve dinginlik, isyan çığlığı ve tutumuna dönüşmüştü. Farklı olana yaşama hakkı yoktu ve tanınmıyordu. İlk ve en büyük çelişkisi böyle oluştu. Bunu kabul edemezdi, bu gidişata ve var olan gidişatta karşı direnmeli ve mücadele etmeliydi. 

Nûdem yoldaşın ret ölçülerinin çok net ve keskin olması; acının en derini ve iyileşmeyen haliyle erken yaşta yüzleşmesiyle bağlantılıydı. Sosyal, toplumsal, siyasal, ekolojik ve cinsiyetçilik politikalarının ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı ve katledici yanı erkenden bulmuştu Nûdem yoldaşı. 

Karşı durmanın arayışı, dağlara yol olmuş ve onu dağlarla buluşturmuştu. Dağlar, bu egemen iktidarcı, tekçi, cinsiyetçi ve faşist sisteme karşı durmanın ve yeniyi yaratmanın mekanlarıydı. 

Şimdilerde dağlar; en hakiki, ahlaki ve adil olana yol alanların stargahıydı. 

Onun içindir ki; Nûdem yoldaşa, kentlerde yürüttüğü siyasi çalışmalar yetmemiş, yüzünü dağlara dönmüş ve yürümüştü. Bu yürüyüş öyle olmalıydı ki, Nûdem arkadaşla bir biçimde temas etmiş, yaşamış ve yoldaş olmuş her bir insanda iz bırakmalıydı. Büyük ve derin etkilemiş, iz bırakmış, insan ve yoldaş canlısı olmuştu. Yoldaşlığına, güçlü bir paradigmasal derinlik, tecrübe, ekolojik ve kadın özgürlükçü birikim eklemişti. Bilge, mütevazi ve bir o kadarda tavizsiz duruş. 

İlkesel yaklaşmak, mücadele etmek ve eylemini buna göre oluşturmak artık bir duruştu. Fikir, zikir ve eylem bütünlüğünün vücut bulduğu nadide yoldaşlardandı. Dağlar, Nûdem yoldaşı kucaklamış, Nûdem yoldaş da dağlarla çok güçlü ve dostça bağlar kurmuştu. Artık özgür kadın çizgisinde tavizsiz ve tereddütsüz yürüyenlerin en önde olanlarındandı. Onun içindir ki, aramızdan erken ayrılışını kimse kabullenemedi. 

Gidişi, yoldaşlarının yüreğinin en derininde, deprem sarsıntısı yarattı. Yoldaşları, sevenleri üzerine çokça söz söyledi. 

Nûdem yoldaşın arkasında çokça yüreğin ve düşüncenin söze dökülmesi ve dile gelmesi; sözü ve eyleminde yarattığı bütünlüğün etkisiydi. Ne takdir ne de minnet beklerdi. Asla... 

 Davanın hakikatine inanmıştı. Gerisi yürümek, yürümek ve yürümekti.

Tarihin bu kesitinin; demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigmanın fedaisi olmanın bedeli olurdu. Bu bedeli göze almışlardandı. Ekoloji hareketleri Nûdem arkadaşı ne kadar bilir ve tanır, bilemem ama biz biliriz ki, Nûdem yoldaş bulunduğu her zemin ve zamanda en keskin ve radikal bir ekolojisti. Kimden ve nereden gelirse gelsin, bu bazen en yakını, yoldaşı ve örgütü olsa bile, doğaya yapılmış bir yanlış karşısında en ilkesel, keskin ve militanca durmayı görev bellemişti. 

Bir ekolojist olarak itirazları büyük ve radikaldı. Yetkili, erk sahibi ya da kim olursa olsun sözünü esirgemez, karşı koyardı. Doğayla ilişkisini dostluk, arkadaşlık ve tamamlayıcılık ilkesine dayalıydı. 

Bir yaşam sanatçısının arkasında ne yazılır diye kendime soramadan edemedim. Gerçi yaşamı bir sanat olarak ele almış ve yaşamış ise zaten başka tariflere ihtiyaç olmaz. 

Herhalde en doğru tarifi gerisinde bıraktığı eserin kendisine bakılarak yapılır. Nasıl yaşadığı, ne yaptığı ve nerede durduğu ile ilgilidir yaşam tarifi. Nûdem yoldaş için yaşamın kendi anlamıydı sanat; ruhunu, duygusunu ve değerini yaratarak yaşamaktı. Tüm öfkeler, sevginin gücüyle aşılır; dostluk, arkadaşlık ve yoldaşlık emek ile büyütülerek yaratılırdı. Buydu Nûdem yoldaş. Tarih ve gelecek O'nun değerini kaydedecek. 

Tanımak, yoldaş olmak ve O'nunla birlikte yaşamak bir farktı. Bu farkı yaşamışların, Nûdem yoldaşın öğretilerle dolu yaşamından çıkarması gereken sonuçlar vardır. 

Yüreğimiz, gidişinin ağırlığını kaldırmada zorlandı. Yazarken, gidişini kabullenmiş mi oluyorum diye ürküyorum. Kabullenmede zorlandım güzel yoldaş. Ağır geldi gidişin...

Gidişinle, eksildiğim duygusuna kapıldım. 

Ruhum ve yüreğim, güzelliğine ve hatırana bağlı kalacak. Yaşamından çok şeyler öğrendiğimiz biz yoldaşların, senin takipçin olacağız. 

Hatıran ve mücadelen önünde saygıyla eğiliyorum.