Fransa hükümet ricalinden biri Napolyon’un bir muharebedeki stratejisini tenkide kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek; “Önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini zapt etmeliydiniz” gibi fikirler belirtmeye başlayınca Napolyon; “Evet. Onlar parmakla alınabilseydi dediğin gibi yapardım” demiş. Faşizmin ve fundamentalizmin rüzgarında yelken açıp, yelkenleriyle Ortadoğu’ya dalan DAİŞ’in, 15 Eylül günü harita üzerinde parmaklarıyla işaret edip zapt etmeyi düşündüğü Kobanê, yedi düvel cihana direniş ile adını duyurdu. Ortadoğu’nun kadim şehirlerinden Musul’u bir günde alan ve Bağdat’ın kapısına dayanan DAİŞ’in harita üzerinde “parmakla” gösterip alamadığı Kobanê, 2014 yılında dünyanın gözünü çevirdiği bir kent haline geldi.
Kobanê Suruç’a taşındı
Sınırın hemen berisinde tüm imkansızlıklara ve kuşatılmışlığa rağmen DAİŞ çetelerine karşı soylu bir direniş gösterilirken; yüz binlerce insanın vahşetten kaçması insanlık dramının yaşanmasına neden oldu. Kobanê’ye yönelik yapılan saldırıda 180 bini aşkın kişi Kuzey Kürdistan’a göç etti. Bütün cadde ve sokaklar, belediye binaları, iş merkezleri, parklar ve depolar bir anda savaştan kaçan insanlarla doldu. Suruç bu süre zarfında büyük bir sınav vererek, nüfusunun iki katı insanı kucaklamaya çalışmakla herkesin dikkatini çektiği bir mekân oldu.
Kürtler kardeşlerine sahip çıktı
Yaşanan bu kitlesel göç esnasında devlet sembolik kimi yardımlar dışında, hiçbir girişimde bulunmadı. Cumhurbaşkanı ve Hükümet yetkilileri “200 bin Kobanêliye kucak açtık” gibi manipülasyon ve algı yönetimi ile vaziyeti kurtarmaya çalıştı. AFAD bünyesinde sadece 7 bin Kobanêlinin barınma ve diğer ihtiyaçları karşılanıyor. Geriye kalan onbinlerce kişinin barınma, sağlık, gıda ve giysi ihtiyaçlarının büyük çoğunluğu ise DTK, DBP, HDP öncülüğünde oluşturulan Kobane Kriz Koordinasyonu tarafından giderilmekte. Dolayısıyla Kobanêlilere devlet değil Kürtler kucak açtı. Kürtler, dost kuruluşların da yardımı ile kendi yarasına merhem olmaya çalıştı. Kürdistan ve Türkiye’nin birçok kentinden üstündeki montu gönderen, cebindeki parasını paylaşan ayakkabı boyacısı, kumbarasındaki parayı gönderen çocuk, kirasına bile yetmeyen maaşından kesen işçi ve memurlar, yoksul insanların kendi rızkından ayırıp gönderdiği yardımlarla Kürtler Kobanêli kardeşlerine sahip çıktı.
Suruç direnişin adı oldu
Kobanê halkının karşı karşıya olduğu işgal ve soykırım girişiminin en önemli sonuçlarından biri Kürtler arasına çizilmek istenen sınırların anlamsız hale gelişi oldu. İnkar, asimilasyon ve bölünmüşlüğün timsali olan sınırlar; başkaldırı, direniş ve birliktelikle yerle bir edildi. Kürdistan, Türkiye ve dünyanın farklı ülkelerinden gelen yüz binlerce insanın bir araya geldiği Suruç, sınır direnişinin adı oldu. Kuzey Kürdistan’da yüz binlerce insan sınır hattında nöbet tutarken; asker ve özel harekat polisleri insanlara ait çadırları ve arabalarını yakarak, gaz bombaları ver gerçek mermiler ile saldırarak devlet şiddetinin en amansız yöntemlerine başvurdu.
Özellikle ilk on gün mehter marşları ile yapılan saldırılarda anonslar ile vur emri verildi. Halkın sınır boyuna akışını engellemek için yoğun önlemler aldı. Tüm engellemelere rağmen onlarca kilometre yol yürüyerek Suruç’a ulaşmaya çalışan onbinlerce kişinin başlattığı uzun yürüyüş, yapay sınırlara duyulan öfke ve Kobanê ile bütünleşmenin adı oldu. Sınır nöbetinde kafileler halinde başta gençler olmak üzere her kesimden insan ellerini kanatan keskin sınır tellerine ve dikenlerine aldırmadan kendi devrimine, Kobanê’ye koştu. “Kürdistan yek e, sînor nasnake, Derbasî Rojava be!” “Kürdistan birdir, sınırı tanıma, Rojava’ya geç!” desturu ile Kobanê’nin yolunu tuttu.
Umut ve devrimin kıblegahı
Kobanê, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da yeni bir ruh yarattı. Franko faşizminine karşı İspanya iç savaşında nasıl ki dünyanın birçok yerinden sosyalistler, demokratlar, entelektüeller, yazarlar, sanatçılar soluğu Madrid sokaklarında aldıysa, bütün bu kesimlerin umut ve devrim kıblegahı bu kez Kobanê ve Suruç oldu. Kuzey Kürdistan gençliği Kobane’de tek kolu ile savaşan Brusk’un diğer kolu olmak için sınır nöbetinde ve direnişte yerini aldı. Serkanlar, Paramazlar, Kader Ortakayalar şahsında Türkiye devrimci gençliği de yönünü Kobanê’ye çevirerek, özgürlük mücadelesine en anlamlı cevabı verdi.
Türkiye bildiğiniz gibi
Rojava Kürdistanı’nda geliştirilen kantonlara dayalı demokratik devrim; kimlikler arası eşitlik-adalet, inançların özgür birlikteliği ve kadınların aktif katılımını esas alan özgür yaşam modeli ise tüm geleneksel bölge aktörlerini rahatsız etti. Bu rahatsızlığını açıkça dile getiren, Kürtlerin kantonlara dayalı statü inşasından en çok korkan aktörlerden başında da AKP Hükümeti geliyor. Türkiye’de devletin yüz yıllık egemenlik kibri, Kürde tahakküm kurma ve tahkim etme politikası Rojava kantonlarına karşı yapılan düşmanlığın temel nedenidir.
Apaçık suç işlendi
Bu süreçte Türkiye’nin siyasi iklimine bağlı olarak Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın bir şantaj aracı olarak kullanılması nedeniyle Kobanê’den getirilen onlarca Kobanêli yaşamını yitirdi. Hükümet, yaralılar üzerinden şantaj yaparken, devam eden tedavi süreçlerinde hastanelerde yaralılara dönük keyfi baskı, saldırı ve gözaltılar yapıldı. Devlet, ambulans geçişine, en insani durum olan yaralı/ölüm meselesine konjonktürel bakarak hem ahlaki hem de yasal bağlamda suç işledi.
Haklı ve meşru isyan
DAİŞ’in Türkiye’yi askeri ve istihbarat üssü haline getirmesi, insan kaynağı olarak kullanmasının yanında AKP Hükümeti’nin bu duruma göz yumması, Kobanê’ye yönelik vahşi saldırıların üst boyuta ulaştığı bir süreçte; Davutoğlu’nun “PKK geçen yıl çekilmiş olsaydı daha olumlu olurdu”, Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kobanê düştü düşecek” deyişi, Türkiye’nin bu savaşın hangi tarafında durduğunu net olarak göstermiştir. Kürdistan’da 6-8 Ekim’de yaşanan toplumsal ayağa kalkış, Türkiye ile DAİŞ arasındaki ilişkiye dönük bir öfkenin dışa vurumu olmuştur. Kardeşi, amca çocuğu, arkadaşı ve yoldaşlarını vuran bir çete güruhuna devletin göstermiş olduğu müsamaha ve stratejik ortaklık sonucu biriken öfke, oku yaydan çıkardı. Kuzey Kürdistan ve Türkiye sokaklarının protestolara sahne olması haklı ve meşru bir isyanı doğurdu.
Kobanê politikası değişmeli
Türkiye-DAİŞ stratejik ortaklığı, Cumhurbaşkanı ve Hükümet yetkililerinin provokatif beyanları, Rojava sınırında kurmayı düşündükleri “güvenlik hattı” ve “tampon bölge” planları sadece bir isyana neden olmadı aynı zamanda Türkiye’de demokratik çözüm umudunu da arkadan hançerledi. Hükümet ‘çözüm süreci’nin geleceği, Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için tüm bu yaşananlardan ders çıkarmalı ve Kobanê’ye karşı tutumunu değiştirmelidir.
* HDP Şırnak Milletvekili