8 Mart’ı yaratan öncülerden, Clara Zetkin’in Onur Ödülünün veriliş törenindeyiz.
Kendisini silahlı Türk polisinin saldırdığı Kürt kadına siper eden Feleknas Uca, 7. Ödülün onur konuğu olarak davet edilmiş.
Sol Parti’nin tecrübeli Politikacısı Gabi Zimmer, Feleknas’ı ödül almak için sahneye davet eden konuşmayı yaptı ve Feleknas’a atfettiği son cümleleri Clara Zetkin’den aktardı: "Soylu ve yüksek kılan, sözde bağlılık değil, yaşamdır; hayat neredeyse, orada savaşacağım."
Ödülün Feleknas Uca’ya verilmesinin nedenlerine işaret ederken Zimmer, onun politik yaşam ve mücadeledeki otantik oluşuna Kürdistan’daki kadınların mücadelesindeki yerine ve Êzîdî kadınlarının mücadelesine işaret etti.
Feleknas’ın Kürdistan’daki realiteyi aktaran konuşmasından sonra, sahnede üç "HAYIR" parolası yükseltildi.
"JİN, JİYAN, AZADÎ" sloganı bu ödül merasiminin tek sloganıydı…
Yarın 8 Mart.
Dünya kadınlarının mücadele günü.
Ve düşünmeye başlıyorum.
Ataerkil dünya, erkek egemenliği, cinsel ayrımcılık, tecavüz, dünyadaki cehenneme müdavim kılınan, "ikinci sınıf insan", "yeryüzünün lanetlileri", "en altdakiler"…
Varolanı tekrarlıyorum; bununla biz erkeklerin bir mesafe katetmediklerini de biliyorum.
Son günlerde, Rojava’dan gelen erkek bir temsilciyle görüştüğümde, onu kıskaca olan "kadınlarla ortak yaşam"dan çok şey öğrendiğine tanık oldum;
Fazla konuşmak yerine "az yapmak" gibi bir lütfun, mücadelenin içindeki zenginliklerden biri olduğunu öğrendim.
Sonra Kuzey Kürdistan’a dönüyorum.
Diyarbekir Zindanı’nda kadınlar da işkence gördüler.
İşkenceciler, erkeklerdi.
Geçmişte işkenceci bir kadının olduğuyla ilgili hiçbir bulguya sahip değilim…
Bu yılın 8 Mart’ına bir gün kala, erkekler, şimdiye dek olanlar dışında neler yapabilirler ki?
Eğer bir ilerleme kaydetmişlerse, daha da ilerleyebilirler.
Kadına daha da saygılı olabilirler.
Toplumun ve kainatın tüm zenginliklerini kadınlarla eşit paylaşabilirler.
Sonsuz bir mücadele; kadınlar varolmak ve haklarını almak için direnecek; erkekler, onların kadın dünyasına "bela" eden yükü gram gram atacak ve "kölesiz" kaldıklarında onlar da özgürleşecekler. Bu mücadele, dünyada ezilen "tek bir kadın" kalmayana dek devam edecek. Çünkü dünyada tek bir kadın özgür değilse, erkeklerin de kendileriyle bir sorunu var demektir.
García Márquez’in romanından aktarıyorum:
Anchele Vikario, kendisine talip bir erkekle neden evlenmeyeceğinin nedenini açıklıyor: "O benim için, çok fazla erkek!"
Yıllar önce, Küba’da erkeklerle konuşmamayı kararlaştıran bir Alman feminist grubuna, onlarla konuşmak istediğimi aktardığımda, "neden seninle?" sorusuna şu cevabı vermiştim: "Benim beynimde, dişi hormonlar daha da fazla."
Beklenmeyen bu cevap, -beni temize çıkarmamış- yarım saat bile olsa, onlarla tartışma şansı vermişti bana.
Bu kişisel tecrübeden öğreniyor ve bu yılın 8 Mart’ı için, "erkekler" için küçük bir not:
Bedeninizi katmadan, fiziki cinsiyetinizi tehlikeye atmadan öneriyorum: Çok fazla erkek olmamak için, sadece küçük bir adım atın!