Kuzey Suriye Demokratik Federal Sistemi Kurucu Meclisi 27-28-29 Aralık tarihleri arasında toplanarak önemli bazı kararlar aldı. 

Türk devletinin Cerablus işgali, Bab, Minbic ve Afrin’e yönelik tehditleri, bölge demografyasında yarattığı değişiklikler ve sivillere yönelik saldırılara dikkat çekilen toplantıda işgalin bir an önce sonlanması çağrısı yapıldı. Toplantıda ayrıca Halep ve Palmira’daki askeri gelişmeler ve güç dengelerinde yaşanan değişimler ile Suriye’nin geleceğine yönelik çözüm alternatifleri tartışıldı.

Toplumsal sözleşmenin bazı maddelerinde değişikliğe giden Kurucu Meclisi Kuzey Suriye’de bulunan tüm siyasi ve toplumsal çevrelere aktif bir şekilde demokratik sistem içinde yer alma çağrısında da bulundu. 

Beş yılını şiddetli bir savaş pratiği içinde geçiren Suriye’de demokratik sistem içinde yer alma çağrısı çoğuna garip gelebilir. Sonuçta bırakın demokratiğini, herhangi bir siyasal sistemin var olmasının ve başarılı bir şekilde yürümesinin bile koşulları yok. 2011’den beri her kentinde bombaların, mermilerin patladığı, milyonlarca insanın göç ettiği, yüz binlerce insanın yaşamını yitirdiği savaş gerçekliği halen söz konusu. Daha bir ateşkes yapabilmek bile neredeyse mümkün değil. 

Şüphesiz bu savaşın ve yine savaşı durduramamanın sorumlusu Suriye’de vekalet savaşı yürüten dış güçler. Sıkça söz edildiğinden buna değinmeye lüzum yok. 

Konumuza dönecek olursak; 

Kuzey Suriye Demokratik Federal Sisteminin ilan edildiği 17 Mart gününden beri Rojava ve Kuzey Suriye’de birçok önemli çalışmaya imza atıldı. Sadece üst düzeyde ve siyasetçiler, toplumun önde gelenleriyle değil; neredeyse her köy ve sokakta bizzat Kurucu Meclis üyeleri federasyonun anlam ve önemini, nasıl bir çözüm modeli olduğunu, neyi amaçladığını ve toplum yaşamında yaratacağı farkları bir bir anlattı. Kurucu Meclis toplumsal tabandan aldığı güçle bu toplantısında artık kurumsallaşmasını tamamlama adımlarını atıyor.

Gel gör ki tüm bu gerçekler yeminli bazı devrim karşıtları tarafından boşa çıkartılmaya, suni tartışmalarla mevcut kazanımlar gölgelenmek isteniyor. Neymiş, Kürtlükten vazgeçiliyormuş. Zaten tüm dünyayı etkileyebilen bir devrimin bu kesimlerde yankı bulmaması da ancak bu sığlıkla açıklanabilirdi. Ama yine de Bilal’e anlatırcasına anlatalım.

Bir, Rojava ve Kuzey Suriye iki ayrı coğrafyadır. Birbirinin alternatifi değildir. Rojava, tüm Kuzey Suriye’yi kapsamıyor. Rojava, Kürtlerin ağırlıkta yaşadığı bölgelerdir ve zaten Demokratik Özerk bir yönetimi mevcuttur. Rojava merkezli YPG’nin öncülük ettiği QSD’nin özgürleştirdiği birçok alanın yönetimi için yeni bir modele ihtiyaç duyulmaktaydı. 

Suriye’deki çeşitliliği ve renkliliği kucaklayabilecek, yeni ve alternatif bir model olarak sunulabilecek, QSD-MSD çizgisine uyumlu tek model federasyon olduğundan federasyon ilanına gidildi. Yani Rojava yönetiminin de içinde yer aldığı bir “üst yönetim” modeli olmakta federasyon. Örneğin eğer Halep’te özerk bir yönetim mekanizması kurulur ve Kuzey Suriye Federasyonu çizgisini kabul ederse pekala bu federasyon içinde yer alabilir. Aynı şey Şam, Humus ve Hama için de geçerli. Ama tabii o zaman Demokratik Federal Suriye olarak adlandırılır, Kuzey Suriye olarak değil. 

İki, bu model, Ortadoğu’yu bataklık haline getiren din-ırk-dil ayrıştırmalarına dayalı çelişkileri ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Bu nedenle herkesin içinde eşit yer alabileceği bir sistem gerekmektedir. Şedad, Minbic ve Rakka’nın büyük çoğunluğunun Arap halkından olduğunu unutmamak gerekir. Bu nedenle Arap halkın yoğun olduğu alanlardaki yönetim modeli kendilerinin belirleyeceği model olmak zorundadır. 

Üç, saldırılarında pervasızlaşan bu kesimlerin en Kürt karşıtı Arap şovenistleriyle ciddi ilişkileri olduğu, Til Eran ve Til Hasil katliamlarından, Serêkaniyê’ye kadar uzanan saldırılarda aynı cephede Rojava güçlerine karşı savaştığını unutmamak lazım. Kürt karşıtlığı politikası nedeniyle Suriye’yi cehenneme çeviren TC’nin işgaline destek veren ve YPG’ye saldırmasını memnuniyetle yaklaşan da aynı kesimler.

Dört, devrimin başında “Rejimle baş edilemez, ortaklaşmak ve taleplerini kabul etmek gerekir”, Girê Spî’nin özgürleştirilmesi aşamalarında “Kürt-Arap savaşı çıkartacaklar, ne işi var Kürtlerin orada”, bugün ise “Kürtlükten vazgeçtiler, tüm Kürt değerleri sattılar” diyen kesimler her ne hikmetse aynı kesimler oluyor. 

Beş, unutulmaması gereken en önemli husus ise Rojava Devriminin tüm Suriye’nin devrimi olma gerçeğidir. Salt Kürt halkının yaşadığı alanları özgürleştirerek diğer Suriye kent ve alanlarında yaşananlara sağır ve kör kalma lüksüne de sahip değildir. 

Özcesi Kuzey Suriye Federasyonu, tüm vekalet savaşı yürüten güçlerin ve onlarla işbirliği halinde devrimi geri çekmeye çalışan kesimlerin tüm dayatma ve engelleme çabalarına rağmen kendi ajandasına uygun bir şekilde ilerlemesini sürdürüyor. Savaş, kan ve gözyaşının dinmesini isteyen herkesin arkasında buluşması gereken tek ve uygulanabilir alternatif de budur.