“The Killing of Sacred Deer” (Kutsal Geyiğin Öldürülüşü) filmi bu yıl 70’incisi yapılan Cannes Film Festivali’nin en başarılı yapıtlarındandı. Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos’a En İyi Senaryo Ödülü’nü kazandıran film, Haneke’nin “Game Over” filmiyle benzer şekilde, kolay çözümlerin ve mutlu sonun olmadığı şok edici bir ahlak oyununu konu alıyor. 

Başarılı bir kalp doktoru olan Steven Murphy (Colin Farrell), bir kliniği yöneten göz doktoru eşi Anna (Nicole Kidman) ve iki sevimli çocuğu, ergen kızları Kim (Raffey Cassidy) ve küçük oğulları Bob (Sunny Suljic) ile her şeye sahip, mutlu, özenilecek bir yaşam sürmektedir. Ameliyat masasındaki bir hastanın, ameliyat sırasında atan kalbinin görüntüsünün gerilimli klasik müzik eşliğinde verilmesiyle film, izleyiciyi kendisine çekiyor.

Doktorun her halinden alt tabaklardan geldiği belli olan ergen Martin ile ilişkisindeki gariplik, daha filmin başında dikkat çekiyor. Steven, mahallenin restoranında Martin ile sık sık buluşup nehir etrafında dolaşıyor, onun gibi ergence konuşuyor. İlk başta Steven’in Martin ile pedofili ilişkisi olduğu düşünülse de işin aslı sonra belli oluyor. Steven, Martin’in babasının öldüğü kalp ameliyatının başındaydı. Martin, Steven’in hatasından dolayı babasının öldüğünü düşünüyor. 

Ölen babasının yerine Steven’i geçirmeye çalışan Martin, onu annesi ile arkadaş yapmaya çalışıyor. Steven, bunu reddedince öldürülen “kutsal geyiğin” intikamı başlıyor. Martin, Steven’e isteklerini yerine getirmemesi durumunda ailesinin başına çok kötü olayların geleceğini söyleyerek şu öneriyi yapıyor: Steven ya eşini ve çocuklarını bırakıp annesi ile evlenecek ya da eşi ve çocuklarından birini rızasıyla öldürecek. Bunlardan hiçbirini yapmazsa kısa süre içinde çocukları ve eşi artık yürüyemeyecek ve bir süre sonra gözlerinden kan akarak ölecek. Steven başta bunu ciddiye almıyor ama kısa süre sonra oğlu ve kızı artık yürüyemeyecek duruma gelince durumun ciddiyetini anlıyor. 

Yunan mitolojisinden uyarlama

Filmin ismi Yunan mitolojisindeki Iphigenia’nın başından geçen olaylara atıfta bulunuyor. Iphigenia, Sparta’nın Kralı Agamemnon’un kızıdır. Agamemnon, kutsal Hain’da bir ceylan öldürünce Artemis tarafından cezalandırılıyor. 

Yunan yönetmen, tıpkı Haneke’nin “Happy End” filmindeki gibi üst sınıf, birbirine mesafeli, duygusuz bir ailenin çöküşünü konu alıyor. Pembe panjurlu evin iyi, akıllı, güzel ve zeki ahalisi, yaşamları söz konusu olunca birbirlerinin kuyusunu kazan zombilere dönüşüyor. Toplumsal ahlakın sınırlarını sorgulayan ve çok zekice tasarlanmış senaryosu ile seyrettiren film, Altın Palmiye almadı ama En İyi Senaryo Ödülü’nü alarak festivalin en iyi filmleri arasında yerini aldı. 


Gestapo’nun peşine düştüğü Mussolini’nin damadının günlükleri

Geçen ay Türkçe’ye çevrilen Kont Galeazzo Ciano’nun Savaş Günlükleri, İkinci Dünya Savaşı ve faşist Mussolini İtalyası’na ışık tutuyor. 

Önemli bir tarihi figür olan Kont Galeazzo Ciano’nun çok sıra dışı bir hikayesi var. Mussolini’nin damadı, faşist İtalya’nın 1936-1943 yılları arasında Dışişleri Bakanı ve ünlü Ciano Günlükleri’nin yazarı. 

Günlüklerin hikayesi ilginç…

Kont Ciano’nun Nazilerin baskısı sonucu Mussolini’nin emriyle idam edilmesinden önce Gestapo, günlükleri bulmak için Avrupa’nın altını üstüne getirdi. Hatta günlükleri teslim edene 1 milyon altın Mark ödül vereceğini açıkladı.

Ancak Gaeazzo’nun eşi Edda Ciano, günlükleri İsviçre’ye kaçırdı ve 1945 yılında basılmasını sağladı.

Ciano’nun Savaş Günlükleri, Nazi liderlerinin yargılandığı Nürnberg Mahkemeleri’nde saldırı savaşı tasarlamak suçu isnat edilen eski Almanya Dışişleri Bakanı Joachim von Ribbentrop’un aleyhine delil olarak sunuldu. 

Günlüklerde İtalya’nın Arnavutluk’u işgali, Hırvatistan üzerindeki planları, Yunanistan ve Kuzey Afrika’daki politikaları ayrıntılarıyla anlatılıyor.

Kronik Kitap tarafından Türkçe’ye çevrilen Savaş Günlükleri, İtalya’daki faşist iktidarın 2. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında Türkiye ile ilişkileri açısından da aydınlatıcı bir eser.


Savaş Günlükleri (1939-1943)

Kont Galeazzo Ciano

Kronik Kitap

640 sayfa