Bu sözler, 12 Nisan’da Şırnak’ta süren öz yönetim savunmasında, Türk devletinin yoğun saldırılarına karşın komuta ettiği YPS birliğini İsmet Paşa’ya çekip kuzeni ve yoldaşı Bahoz Besta ile birlikte birliğini korumak için Dicle Mahallesi’ne dönen ve fedai eylem düzenleyerek şehit olan YPS komutanlarından Kurtay Besta’yı tanıyan aile fertlerine ait...

Yeni yüzyılın en büyük savaşında Kürdistan şehirleri yerle bir edilip yüzlerce insan katledilirken, dünyanın gelmiş geçmiş en katliamcı, en ahlaksız ordusuna karşı en basit silahlarla destansı bir direniş sergileyen YPS’li savaşçıların mücadelesi, her birinin hikayesi, tıpkı Amed Cezaevi’nde olduğu gibi yüzyıllar sonrasına ulaşacak direniş tarihinin birer mihenk taşına dönüşüyor. Dünün taş atan çocukları, artık ellerinde silahlarla, ellerinden alınmış çocukluklarının hesabını soruyor. YPS Komutanı Kurtay Besta (Mehmet Sait Külter) da taş atan çocuktan fedai bir komutana uzanan bir destan, anti-sömürgeci direnişin en ön saflarında direniş kültürünün mutlak yazıcılarından biriydi.


Köyü yakıldı, ailesi işkenceden geçirildi 

Mehmet Sait Külter’in yaşamı, mücadelesi, Kürdistan’da son otuz yıllık politik ortamda oluşan direniş kültürünün ete kemiğe bürünmüş hali gibi... Külter, PKK’nin 1984’teki ilk silahlı eyleminden birkaç ay sonra Bestalar bölgesinde dünyaya gelir. Doğumundan birkaç yıl sonra, ailesi devletin koruculuk dayatmalarını kabul etmeyince, köyü zorla boşaltılır ve Külter de ailesiyle birlikte Şırnak merkeze yerleşir.

Neredeyse tüm Botanlılar gibi yurtsever bir bölgede doğan Mehmet Sait’in aile fertleri de Botan’daki 40 yaş üstü herkes gibi işkencelerden geçirilir. Babası yirmi günü geçen işkenceden sonra kolundan sakat kalır. Altı yaşında tek kelime Türkçe bilmezken birden yabancı bir okula gönderilir; okulda anadilde söylediği her kelime için cezalandırılmaya başlar. Mehmet Sait de daha o yaşlarda diğer birçok Kürt çocuk gibi okula karşı tavır geliştirir ve öğretilenlere ilgi göstermez. Üniversiteye giriş sınavları sıralamasında en yurtsever şehirlerin en son sıralarda olması, bu durum için yeterince açıklayıcı zaten. 

Ortaokula kadar okuyan Mehmet Sait, bilim yuvalarından ziyade devletin asker yetiştirdiği kışlalara benzeyen okullara daha fazla devam etmek istemez ve liseyi dışarıdan bitirir.


Cezaevinde Kürt gerçekliği

Küçük yaşlardan itibaren inşaat şantiyeleri, kömür ocakları başta olmak üzere birçok işte çalışan Kurtay, zorunlu askerlikten sonra artık otoriteye tahammül edemediği için eş dosttan aldığı borç parayla kendisine bir pastane açar. Arkadaşlarının toplantı yerine dönüşen ve artık giderek politikleşen sohbetlerin yapıldığı pastanesi, 2008 yılında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecride karşı yapılan protesto eylemlerine katılıp polise taş attığı gerekçesiyle tutuklanınca kapanır. 

Cezaevi, Mehmet Sait’in bütün sorularına cevap bulduğu, “Kurtaylaştığı” yer olur. İçindeki öfkenin sebebi ile burada tanışır, sömürgeleştirilmiş halk gerçekliğini ve ona karşı gelişen direnişi burada kavrar. Geç kalmış olmanın öfkesiyle kısa sürede çok büyük bir değişim yaşar. Sanki 24 yıl boyunca bir şeyleri eksik yaşamış da şimdi o arayı kapatmak ister gibi öğrenme hırsı kaplar benliğini. Ailesine, arkadaşlarına gönderdiği mektupların içeriğinde de bu değişim çok bariz fark edilir. Mektuplarından birinde, okulda öğretilenlere ilgisinin neden az olduğunu şöyle anlatır: “Okulda tepkim bilgiye değil bilgi adında pazarlanmaya çalışılan Türkçülüğe ve asimilasyonaydı. Bunu şimdi daha iyi anlıyorum ve o tavrı gösteren o çocuğu şimdi kucaklıyorum.”

Özelikle 20 yıldan uzun süredir tutsak olan PKK’lilerle aynı cezaevinde kalıp burada hasta olan bir tutuklunun gözlerinin önünde yavaş yavaş ölmesine tanık olmak, onu çok derinden etkiler. PKK’li tutsakların Amed Cezaevi’ndeki insanlık dışı işkencelere karşı ölüm orucuna girip yavaş yavaş öldüğü 1980’lerden yıllar sonra hala benzeri olayların yaşandığına tanık olan Mehmet Sait, yazdığı mektuplarda da bu durumu dile getirir. Mektuplarının birinde, yaşadığı Şırnak’ın aslında yıllardır açık bir cezaevine dönüştürüldüğünü, şehrin bir tarafının yasaklı bölge olduğunu ve gözlerinin önündeki bu güzel dağların yasaklardan dolayı kendileri için duvardaki güzel bir manzara resmi gibi durduğunu yazıyor ve bu açık cezaevi kırılıp Cudi ve Gabar’a özgürce çıkmaktan bahsediyordu.

Mehmet Sait, 2013 yılında cezaevinden çıktıktan sonra doğduğu köyü birkaç kez ziyaret eder. Bir ara gençlik faaliyetlerinde bulunsa da öfkesine sahip çıkamayıp tekrar cezaevine düşeceğini ve dört duvar arasında etkisiz kalmayı göze alamayacağını dile getirerek gerillaya katılır. Gerillaya katılırken ailesiyle konuşur, onlara neden dağı tercih ettiğini uzun uzadıya anlatır, cezaevinde gözü önünde ölen hasta tutsaklardan bahseder ve mücadele etmekten başka çıkışın olmadığını söyler. 


Dağdan YPS saflarına

Gerilla olduktan sonra Mehmet Sait, anne babası korucu olmayı kabul etmediği için zorla göç ettirildikleri Bestalar’a özgürlük savaşçısı olarak geri döner. Uzun süre bu alanda kaldıktan sonra, çoğunluğu köylerden zorla göç ettirilmiş ailelerin çocukları olan YPS’li gençlerin, devletin yarı açık cezaevine dönüştürdüğü Şırnak’taki öz yönetim direnişi başlayınca kente geri döner, YPS saflarında mücadeleye başlar.

Kurtay, bu dönemde halkla yaptığı bazı sohbetlerde durumu şöyle izah eder: “TC, Kürt halkının öncülerini Amed Cezaevi’nde sindiremediği için yurtsever halkı olduğu gibi şehirlere doldurup şehirleri kocaman birer cezaevine dönüştürerek halkı teslim almak istemektedir. YPS’nin öz yönetim direnişinin amacı da bu teslimiyet dayatmalarına karşı çıkmak, bu tutsaklığı ve açık cezaevini sonlandırmaktır.”


Direniş kültürü Şırnak’ta büyütülüyor

Amed Cezaevi’nde teslimiyete karşı kendini yakarak karşı koyan Kürt direnişinin öncülerinden Ferhat Kurtay’ın ismini alması da Mehmet Sait’in durumun ne kadar farkında olduğunu gösteriyordu. Yaşamı, tecrübesi ve fedakarlığı ile komutan olan Kurtay Besta, politik duruşunu örnek aldığı Kürt direniş tarihinin en önemli isimlerinden olan Ferhat Kurtay’ın ismini alarak altına girdiği sorumluluğun farkındadır. Gittiği alanlarda fedakarlığı, özverisi ile kısa zamanda halk tarafından sevilip kabul edilen Kurtay Besta, halka ulaşıp onlara öz yönetimi anlatmayı en önemli görev sayıyordu. Onlarca genç ondan etkilenerek YPS saflarına katılıyordu.


Kurtayların ruhu Şırnak’ta dolaşıyor

14 Mart’ta sokağa çıkma yasağının yürürlüğe girmesi ardından halihazırda açık cezaevine dönüştürülen Şırnak, bu kez kapalı cezaevi durumunu yaşamaya başladı. Dicle Mahallesi’ndeki YPS direnişçilerine komuta eden Kurtay, günde birkaç kez direniş mevzilerini kontrol ederek askeri, lojistik ve ideolojik ihtiyaçları tespit eder ve onlara çözümler geliştirirdi. 

Fedakarlığı ve cesaretiyle hem savaşçılara hem de halka moral veren Kurtay Besta için YPS direnişi, Amed Cezaevi gibi Kürt direniş tarihinde yeni bir dönem açacaktı. 

Şırnak’ta yaklaşık 70 gündür süren YPS direnişinde birçok farklı anlatıma göre Kurtay Besta, 12 Nisan tarihinde Dicle Mahallesi’ndeki birliğini güvenlik gerekçesiyle İsmet Paşa Mahallesi’ne çekiyor; ama sonrasında kuzeni Cemil Külter (Bahoz Besta) ile birlikte tekrar Dicle Mahallesi’ne giderek Türk ordusuna karşı fedai bir eylem yapıyor ve orada şehit düşüyor. 

Tıpkı Kurtaylar gibi en kritik anlarda öncülük rolünü oynamış ve direnişin en ön saflarında savaşarak doğumundan önce gelişen direniş kültürünü daha da yükseltmiş olanlar, doğdukları toprakların çocuklarına bir direniş kültürü bırakırken, işgalcilere de, işgalci oldukları sürece onları neyin beklediğini gösteriyor.