35 yıl önce 1976 yılında da Van’da 7,5 şiddetinde deprem olmuş, 3 bin 840 kişi yaşamını yitirmişti. Anlaşılıyor ki, asıl sorun yıllardır değişmeyen çarpık yapılaşma ve buna yol açan politikalardan kaynaklanıyor, son olayda bu olgu bir kez daha görüldü. Depremden saatler sonra bile devlet kurumları harekete geçemedi. Erdoğan deprem bölgesinde yaşanan devlet kaynaklı bunca rezaletten sonra başarısızlıklarını itiraf etmek zorunda kaldı. Halk ilk birkaç saatte kendi imkânları ile enkaz kaldırmaya ve enkazın altındakileri kurtarmaya çalıştı. Köylerde zaten resmi müdahale olmadı!
Karanlığın düşmesiyle aydınlatma, ısınma sorunu yaşandı. Yetkililer açıklama yapmakla yetindi.
Bu satırları Erciş’ten yazıyorum. Burası tam anlamıyla bir enkaz yığını. Gördüğüm manzara karşısında ne yazacağımı, oradaki felaketi nasıl tanımlayacağımı bilemiyorum. Neredeyse Erciş yok olmuştu, binalardan insan cesetleri çıkarılıyordu. Hatta orada gezerken 5,6 şiddetinde artçı bir deprem daha oldu. Dışarıda olmamıza rağmen öyle bir sallandık ki, düşmemek için yanımızdakilerle birbirimize tutunmak zorunda kaldık. Hepimiz şok içinde bakakalırken, depremi ciddi bir şekilde yaşayan insanların yaşadığı travmayı varın siz düşünün...
Depremin Van’da olması, Van belediyesinin de BDP’li olması nedeni ile hiçbir ortaklaşma görülmüyordu. Yeterli çadır bulamayan, çevre illerden gelen yardıma el koyan validen sorumlu Başbakan Erdoğan’ın yurtdışından gelen yardımları kabul etmemesi, “biz kendi yaralarımızı sararız” söylemi ne kadar samimi idi, yardım önerisini reddettiği ülkelerin kapısını tekrar çalınca bunu da herkes gördü. Yine Erdoğan’ın BDP’li belediyeleri kast ederek, “ölüm umurlarında değil, İstanbul, Ankara Belediyesi oraya ulaşıyor ama yanı başındaki belediyeler oraya ulaşmaktan acizler” söylemine sadece el insaf diyorum… Gözümüzle gördük kimin orada olup olmadığını…
BDP’li belediyelerin çok ciddi çabası ve Kürt halkının müthiş bir duyarlılık göstermesi sanırım bazı zatları da rahatsız etti. Kürtlerin dayanışmasından rahatsız olan ve devletin acizliğini örtbas etmek isteyen vali, BDP’li belediyelerin gönderdiği yardım konvoylarının önünü keserek valiliğe yönlendirmesi zavallılığını ifade ediyordu. Yüzlerce insanın öldüğü, bir kentin yerle bir olduğu felaketin ardından zil takıp oynayan ırkçılar da iğrenç yüzlerini göstermekten geri kalmadılar. Habertürk televizyonunda program yapan vicdanı kıt ırkçı kadın Duygu Canbaş, “Deprem her ne kadar Van’da olsa da acımız büyük” diye timsahlara ders olabilecek bir takım cümleler kurdu!
Depremin Kürdistan’da meydana gelmesinin faşistleri sevindirdiğini de internet üzeri okuduk, ihya olduk! Deprem sonrası sosyal paylaşım sitelerinde ve gazete haberlerinin altına yapılan yorumlar iğrenç bile değildi! Kürtlerin ölümünden, Depremin Van’da olmasından birtakım ırkçı-faşistler mutlu olmuştu.
Duygu Canbaş’dan sonra, ATV’de güya program yapan Müge Anlı ise seviyesini terbiyesizlik, ahlaksızlık, ırkçılık karışımı cümlelerle bütünleştirdi. “Önce polise, askere taş at, sonra kalk yardım iste olmaz öyle şey, herkes haddini bilecek” diyerek mide bulandırıcı mimiklerle ortalıkta dolandı. Asena Müge Anlı şunu bilsin ki; o taş atan çocuklar tüm çabaları ile deprem bölgesinde çalışıyorlar, o ahlaksız kadına kimsenin ihtiyacı yok, asıl haddini bilmesi gereken bu kadındır. Türk devleti gölge etmesin Kürt halkı başka ihsan istemiyor, kenetlenmiş bir şekilde deprem bölgesine yardım götürüyor. O ahlaksız kadın şunu unutmasın ki, Gölcük depremi olduğunda da ilk yardımlar Kürdistan’dan gitmişti.
Bir de utanmadan “sözlerimin arkasındayım” diyor. Devlet Bahçeli gibi sözüm ona milliyetçi biri bile bu tür açıklamaları “soysuzluk” olarak nitelendirirken bu kadın görüntüsüne girmişin yaptığı da ne oluyor?
Kadın doğası gereği hümanisttir, barışçıldır, birleştiricidir. Müge Anlı bu açıklamalarından sonra çocuklarının yüzüne nasıl bakacak? Utanmadan, kızarmadan nasıl çocuklarının yanında olacak, onlara hangi yüzle annelik yapacak?
Deprem gibi bir felakette bile “insan” diye ortada dolaşıp sevinen ırkçıların dolaştığı bir ülke Türkiye, artık ne diyeyim bilmiyorum?
Gerek Habertürk, gerekse de ATV yetkilileri bu insan eksiklerini hala ekranlarında göstermekle aynı zihniyetin ürünü olduklarını kanıtlıyorlar. Bu televizyon kanallarının bu ırkçılar için bir açıklama yapmaması, özür dilememesi aynı tutumun devamıdır.
Adeta kin, nefret, haddini aşan bu tür davranışlar insanı insanlığından utandırıyor. Dün Batıdan Van’a giden birçok pakette taş, tahta, çakıl taşı çıkmış. PTT ile gönderilen 26 paketten de Türk bayrağı çıkmıştı!
Bu kirli savaşın müsebbipleri, Kürtleri dağa çıkardılar ancak Türklerin çoğunu da insanlıktan çıkardılar. Elbet depremin yaraları sarılır, ancak kaybedilmiş insanlığın geri gelmesi çok uzun zaman alır…