7 Haziran seçim sonuçlarında, sandıktan değişim talebinin, barış istencinin, farklılıkların eşit ve özgür şekilde birarada yaşama kararlılığının çıkmasından sonra ne buyurdu Erdoğan: “istikrar yok! 400 vekil olsaydı huzur içinde biterdi bu iş! İstikrar için tekrar sandığa!” Dolayısıyla 1 Kasım, sandık darbesine giden yolda korkunç olaylar yaşatıldı halka. Suruç’ta gencecik insanların IŞİD tarafından katledilmesiyle başlayan, 10 Ekim’de Ankara’da barış mitinginde doruğa çıkan vahşi IŞİD çetesi tarafından yüzlerce insanın katledilmesiyle tavan yapan bir felaketler aleminin ortasında buluverdik kendimizi! Korku cenderesi altında kurulan sandıklarda kimi insanlar, “tek başına hükümet için istediği oyu alsın ki daha fazla saldırmasın” diyerek istemediği halde AKP’ye oy bile verdi! Sandık başlarında, her hafta Saraya davet edilen ve adeta Sarayın müdavim konukları olan muhtarlar sayesinde bin çeşit hile-hurdanın yapıldığını atlıyorum bile! Neymiş istikrar şartmış!
Tek başına hükümet olmak için onca kanın dökülmesine neden olan iktidar, istikrar adına ne mi yaptı? Kürt sorununda çözümsüzlük, müzakere masasının devrilmesi, Kürt halkına yönelik asimilasyon ve kıyam pratiğinin tekrar canlandırılmasıyla birlikte; klasik İttihat Terakki çizgisinin sahaya sürülmesine ve 90’ların eli kanlı JİTEM üyeleriyle adına Esedullah timleri denilen vahşette sınır tanımayan karanlık güçlerin tam bir kıyım gerçekleştirdiğine tanıklık ediyoruz. İstikrarın ne olduğunu, her gün onlarca canını yitire yitire yaşıyor tüm toplum. Son olarak Ankara’da Güvenpark’da gerçekleşen ve bugün TAK’ın üstlendiği duyurulan canlı bomba eyleminde 29 sivil insanın yaşamını yitirdiği esnada, bu ülkenin Cumhurbaşkanı canlı yayında şu açıklamayı yapıyordu: “Bu teröristleri mi sevindireceğiz, biz yolumuza aynen devam edeceğiz. Ferhat Göçer kardeşimizi dinleyecektik, başka zaman dinleriz!' İnsanların ciğeri yanmış; ya eşi, ya kızı, ya oğlu, ya babası yaşamını yitirmiş; ülkenin cumhurbaşkanı kalkıp, olaydan dolayı dinleyemeyeceği Sanatçıyı başka zaman dinleyeceğini söylüyor. Sözün bittiği anlardan biri daha! Bununla da kalınmıyor yüksek yargı başkanından tutalım bakanlara kadar hepsi bir ağızdan, buy halde yaşamaya alışın diyor halka! “Çok az öldünüz, daha çok ölü lazım” der gibi!! Katliamda istikrar!
Aylardır sokağa çıkma yasaklarının ardından devletin askeri güçlerinin saldırılarıyla birlikte yüzlerce insan yaşamını yitirdi. Cizre’de, vahşet bodrumlarında tüm dünyanın gözleri önünde insanlar diri diri yakıldı. Üstelik bunların içinde çocuklar da vardı. TİHV Genel Başkanı Prof.Ş.Fincancı’nın bizzat geride kalan yanık küller üzerindeki gözlemlerine göre, bodrumlarda halen yanmış insan kemik parçaları var ve bunların bir kısmı 12-14 yaş aralığındaki çocuklara ait! Annelere bir torba içinde teslim edilen yanmış kemiklere “al bu senin oğlun, kızın” denildi. AKP, Kürtleri topyekün zapturapt altına alma, katliamlarını her geçen gün daha da artırarak sürdürme konusunda devletin geleneksel imhacı tüm politikalarını tekrarlayacağını söylüyor. İttihat Terakki, Şark Islahat Planı’ndan tutalım, zorunlu göçertmeye ve toplu katliamlara varan tüm pratiğin bin kat arttığı günlerden geçiyoruz. Vahşette istikrar!
Akademisyenler barış istediği için tutuklanıyor, Erdoğan gazetecinin, akademisyenin, sanatçının da terörist olabileceğinden hareketle yasaları değiştireceğini (zaten uzun bir süredir o ne dese yasaya dönüyor ya da işine gelmiyorsa eğer, mevcut yasaları dahi tanımadığını söylemekte hiçbir beis görmüyor) söylüyor. AYM’yi tanımam diyor. Cizre’deki vahşeti uluslar arası yargıya taşıyan avukatlar gözaltına alınıyor. Şirketlere, basın yayın organlarına kayyum atanıyor. HDP’li tek vekilin dokunulmazlığının kaldırılması yetmez; 5 tane; o da yetmez 59’unun tümünün kaldırılması lazım diyor. Kürt halkının Newrozunu kutlaması yasaklanıyor. Hukuksuzlukta istikrar!
İstikrar adına AKP’ye oy veren herkese duyurulur: Öldürülen yüzlerce evlat, cenazelerin gömüldüğü toplu mezarlar, yanan çocuklar, anne karnında vurulan bebekler, tanklarla yıkılan paramparça edilen camiler, kiliseler, mabetlerin içinde yakılan kutsal kitaplar, evler, göç etmek zorunda kalan yüzbinler, namaz esnasında vurulan dedeler, sırf barış istediği için tutuklanan akademisyenler, darp edilerek gözaltına alınan avukatlar, savaşa akıtılan bütçe doymak bilmediği için kiralık işçi çalıştırma yasası gibi insan onuruna aykırı korkunç yasalar, bütün bunlardan müteşekkil bir fotoğraftan mutlu musunuz?