"Bir ayağı çukurda olmak” babamın da çok kullandığı bir söz idi. Henüz orta yaşın biraz üzerindeyken başlamıştı "şu fani dünyada geçici konuk olma” edebiyatı. Etkilerdi beni. Ondan daha çok ölümü hissederdim ve ondan daha çok korkardım ölümden belli ki. Çocuk üzerinde en korkunç duygusal sömürü aracı olarak "bir ayağım çukurda” diye başlayan sohbetlerin sonu hep, "bir ayağım çukurda” diye biterdi. Ve her sohbet sonrasında neden yaşamakta olduğuma ilişkin kuşkulu soruları yanıtsız olarak ortada bırakarak kâbuslarla bezenen bir uykuya dalardım.

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın tipik davranışlardan olduğu bir toplumda, felsefe öğrenmeden "felsefe yapmayı” öğrenmek benim için de pek zor olmadı. Sonrasında, hoşuma gitmeyen bütün düşünceleri, felsefeyi reddederek geri iteledim. "Bana felsefe yapma” sözü, felsefeye reddiyemin geleneksel tepkisi oldu. Önce "mülkiyetin Allah’ın elinde çalınışı”, sonra felsefenin reddi İslam’ın değişiminin nedeni oldu. Ateizme adım attığım yıllarda, insanın en yetkin etkinliği olduğunu düşündüğüm felsefeye yeniden kavuştum. Ve anladım ki, felsefeyi reddetmek, düşünen insanın şah damarını kesmek demekti. "Felsefenin Sefaleti” üzerine yazılanların bütünü, insanı sömürebilmek amacıyla bilinci sefilleştirmek isteyen hileli tuzaklardı. 

***

Devlet dini haline dönüştürülen İslam’ın insandan kopuşu, kendi kuruluş hedef ve prensiplerinin zıddına dönüşümü bu nedenle olmuştu. Adını "barış”tan alan bir dinin zıddına dönüştürülerek böylesine zalimleştirilmesi, bir zulüm dini haline getirilmesi bu nedenleydi. "Oku” direktifiyle var olan bir kitabın, bireyi aptallaştıran, köleleştiren, cehaleti üreten bir kıyım makinesine dönüştürülmesi; kız çocuklarına okul yaşamının reddedilmesi, Cübbeli Ahmet gibi cehalete övgü yağdıran Ebu Cehil’leri üretilmesi, felsefenin reddinin ürünlerindendi. İmanı ahlak temizliğiyle tanımlayan bir ahlak anlayışını küçük kız çocuklarına ve erkek çocuklarına tecavüzü hoş gören; hatta Furkan Vakfı lideri Alparslan Kuytul gibi, Peygamber’le de bütünleştirip kanıt göstererek pedofiliyi meşrulaştıran bir ahlaki sefalete dönüşmesi felsefeye duyulan bu düşmanlığın ürününden başka bir şey değildir. Adnan Hocalı pavyon haline dönüştürülmüş ibadethanelerde gerçekleştirilen cümbüş sefaları eşliğinde sürdürülen uyuşturucu ve kadın pazarlayıcılığı; semavi inançların "9, 6 hatta 1,5 yaş” evlilikleri ile "taçlandırılması” Yeni Osmanlıcı” AKP iktidarının Tayyip Sultan döneminin en büyük başarısıdır.

Tanrının, "yerin ve göğün ve bütün mülkün tek sahibi” olduğunu varsayarak ortaya çıkan İslam’da, Allah’ın mülkü, Reza Zarrab gibi hırsızlar eliyle, "hak” sayılan rüşvet yöntemleriyle Tayyip ve şürekası gibi yolsuzlara aktarıldıkça bu dinin adı daha da kirletildi. "Komşusu aç iken tok yatmayı hoş görmeyen” bir ahlak anlayışı, yerini, iblis ihtirasını gemiciklere sahip evlatlarının kan dokusuna kadar işleyen hırsız Başkan babaların ahlaksızlığına bırakmasıyla bu din ahlakın değil ahlaksızlığın sığındığı bir kale oldu. 

Gezi’de camilerde içki içildi yalanını topluma pompalayan deccallar, Ensar Evlerini, devlet okullarını, kuran kurslarını, din adına işletilen sahteci eğitim kurumlarını kız ve erkek çocuklarına yönelik cinsel tecavüzhanelere dönüştürerek, sıkça sözünü ettikleri Türkiye’nin 2023 Profilini de sergilediler. Ülke, belki de tarihinin en kadına yönelik her türlü şiddetin sınır azgınca gerçekleştirildiği bir bataklık haline dönüştürüldü. 

AKP kadınları da boş durmuyorlar bu konuda. Başkan’ın karısı Osmanlı sultanlarının resmi ’hanesi’ olan harem sistemini övgüyle topluma anlatırken, aynı zihniyetin bir başka taşıyıcısı olan Hilal Kaplan da "genelevler ya kapatılsın ya da İslami usullere uygun hale getirilsin. Her geneleve bir imam atanması ve muta nikahıyla, insanımızı, zina yapmaktan kurtarmalıyız” önerisiyle topluma giydirmeye çalışıyordu. AKP’li kadın bakan Ramazanoğlu 45 çocuğa taciz-tecavüz eyleminin gerçekleştirildiği bir olay için "bir defadan bir şey olmaz” diyecek kadar sapkın bir konuma çekebiliyordu kendini. Türkiye’nin sefaleti; AKP İslam’ının rezaleti; mercedesli yaşam uğruna 45 çocuğa yönelik toplu bir taciz olayını bile görmezlikten gelen Diyanet’in İslam’a ihaneti… 

Bir kez daha gördüm ki, bu ülkenin bütün güzel değerlerini komünistlere, sosyalistlere borçluyuz. Bu ülkenin birliğini Kürt Özgürlük Hareketine borçluyuz. Bu ülkede İslam’ın namusunu, kendi gibi olmayanları da kendiyle eşitlemeyi "ahlak” saymış olan ateistler üstlenmişler. 

***

Kızıldere anlatacaktım bu yazıda. Kızıldere felsefesinin günümüzdeki sürdürücüsü olan Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) üzerine sohbet edecektim sizlerle. Tayyip’in ABD gezisindeki aşağılık haline bakarak dalga geçecektim kifayetsiz muhterisin perişan halleri üzerinden. Ama öylesine kirletilmiş bir ülkedeyiz ki, değerler sistemindeki korkunç düşüşü hatırlatarak, "bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete” sözünü bir kez daha hatırlatmak istedim.