**
Bitlis Adilcevaz Belediyesi 2 itfaiye eri kadrosu için sınav açmış, ‘felsefe veya iktisat mezunu’ olma şartı getirmiş. Şansa bakın ki başkanın oğlu da felsefeci imiş. Tühh bak gördün mü! Ee benim oğlum da felsefeci ise bari işe alam demiş. Yani işçiye göre iş alanı yaratıyor, işe göre işçi aramıyor. Yani düşünün felsefeciden itfaiyeci çıkaran insanlar var! Gel de bu işin felsefesini çöz arkadaş! Bu durum elbet saçma olduğu kadar kanıksanmış ve öğretilmiş bir kalıptır.
AKP mantığı da böyle işliyor. İşe veya olması gereken koşula göre davranmaz, işine yarayacağı şekilde durumları, işleri, bürokrasiyi değiştirir. Eğitim sistemini düzeltmez; eğitimi idare edeceği tarzda sıfat üretir. İş ve işçinin haklarını düzeltmez; kendi çıkarını resmi yöntemlerle kotarabileceği alanlar ve kanunlar dayatır. Ve bunun gibi yüzlerce şey.
**
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, kente yeni kurulacak MOBESE kameralarının nerelere konulması konusunda esnaf ve vatandaşları ziyaret ederek, fikirlerini alıyormuş. Gazetelere bu şekilde servis edilen haberin tatlılığına bakın, güzelliğine ve emniyetin halk ile kucaklaşmasına bakın! Düşün mobese için halkın ayağına kadar gelip poz veren bu kurum, işiniz gerçek manada düştüğünde göremezsiniz vatandaş yanında. Zaten doğasına ters. Kimse yemesin bizi, halkın ayağına geldikleri zaman illa ortada bir tutuklama vardır. Şehri resmen mobese manyağı etmişler. Ve basın-yayın şirinlikleri ile yapılanları meşrulaştırmak derdindeler. Ulan zaten tuvaletimize kadar izliyorsunuz. Daha neyine yetmiyor. Daha masa başında neyi dikizleyip sembolik şiddet uygulayacaksın. Neyi? Hazır mesele izleme şeysinden açılmışken bir hatırlatmada bulunayım. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eşi ile İsveç Kralı Gustaf ve eşi, Kraliyet Mühendislik Bilimleri Akademisi Bilim ve Teknoloji Müzesi’ni ziyaret ettiler geçenlerde. Gül, insan vücudunu görüntüleyen alete hayran kalarak, Türkiye’de de olası gerektiğini belirtmişti. Onu diyorum bende, zaten her şeyi görüntülüyorsunuz. Ne gerek var yeni aletlere Avdıla?
**
Egemen Bağış twit hesabından geçmiş. “Galatasaray’dan sonra Fenerbahçe’nin de bizlere yaşattığı mutluluk hepimizin ortak coşkusu. Bize Tek Devlet Tek Bayrak Çok Başarı Yakışır” diye. Bir maçtan hareketle vatan Sakarya edebiyatı yapmak ahmaklığın daniskası iken, Ego abêmiz olayı nasıl ve ne ara tek bayrak, tek coşkuya getirdi aklım almıyor. Almasına da gerek yok ya…
**
Anadolu Ajansı Kürtçe yayına başlıyor. Sihheta wan nexweş, stûyên wan bişkê erê welle… TRT’den sonra Kürtçe’yi katledecek bir kurum daha demek. Kasti olarak, devlet kontrolünden ve Demirci Kawa’yı Demirci Kova diye anlayacak kadar ufuk açıcı zekaya sahip sivil polislerin Kürtçe çeviri fantazmalarından ibretle örnekler, çalışmalar izleyeceğimiz bir mesele bu geçiş. On binlerce insanı sadece Kürtçe selam verdiği, hitap ettiği, eğitim dili olarak istediği için zindanlarda çürüt, bilinmeyen dil de ve dalganı geç! Sonra da kalk tüm bürokratik alanlarında kullanmaya başla…
**
Daha önce “Emniyette suçluların kanını alıp gen haritası çıkarsınlar. Çocuk doğduktan sonra analizi yapılsın. Vatana, millete, bu ülkeye zararlıysa yürümeden yok edilsin” diyen İlköğretim okulu müdürü Mustafa Aydın, Yargıtay tarafından onanınca görevine dönmüş.
Umarım bu süre zarfında ondan da bir iki gen haritası alıp hayvan pazarına vermişlerdir. Bakalım ve bekleyelim eğitim neferi müdürümüzün yeni söylemleri neymiş. Bekliyoruz!
Felsefeci, itfaiyeci, yakıcı, yıkıcı, mobese, êdî bes e!
Bahçeli yine sahnede… Bininci kez asıp kesme eylemini gerçekleştirdi. Eğer topu küflet saçma sapan garip saiklerden oluşan bir yığın değilse partideki elemanlar, kesin başkanlarına gülüyorlardır, kesin arkasından Allah belanı versin yine rezil ettin bizi diye dert yanıyorlardır. Çünkü yine ve usanmadan “Millet yetki verirse İmralı’yı yıkar, Kandil’i yakarız” diyor. Hadi her şeyi geçtim, cahilliğini de bol keseden atma teorisyenliğini de geçtim, adını devlet koyan ailenin fantazisini de geçtim, yahu 2 gram coğrafya bilgin de mi yok be adam!