Felsefenin rotası

Mihraç URAL yazdı —

11 Temmuz 2021 Pazar - 22:39

  • Kapitalist sistemi iki temel sınıf oluşturur; iş gücü+ üretim araçları + hem madde = meta denklemi bu ikilinin varlığıyla gerçek olur. Bu temel taşlardan biri diğerini yok edemez asla, yok etmeye de kalkışamaz. Çünkü bu kendi kendini yok etmek demektir.

Şimdi felsefe yapmanın zamanı mı? Elbette değil.

Bu gün, faşist diktatör Erdoğan rejimine karşı her felsefeyle direnmenin zamanıdır. Felsefe, ancak böylesi koşullarda, halkın direnişe katkı yapacak çözümlemelerle ilgili olursa faydalı olacağı açıktır. Rotası yanlış olan bir felsefenin, hak kazanımı için ciddi bir direnme çizgisi tutturamayacağı açıktır. Gözlem okuma ve incelemelerimin sonucu Türk solunun yanlış rotaya oturmuş felsefesinin rota değiştirmesi kaçınılmazdır.

Bir zamanlar bu solun bir parçası olarak, siyasal devrimci sürecimin rotasını değiştirmeyi, gerçek anlamda devrimci olmak, tarihsel ilerlemeden yana olmanın kaçınılmaz olduğunu belirteceğim.  Artık sınıf mücadelesi değil, özgürlük ve demokrasi hareketini esas alıyor, felsefemin rotasını bu yöne kırıyorum. “Sınıf mücadelesi” adı altında genellemelerle, toptancı yaklaşımlarla yapılan milliyetçiliğe karşı, Kürt özgürlük hareketi, Hatay davası mücadelesi, azınlıkların ve ezilen inançların demokrasi mücadelesini esas almayı gerekli görüyorum.

Kestirmeden ifade edeyim, Sınıf mücadelesinin tarihin hareket ettirici dinamosu olduğu savı benim için artık geçersizdir. Bu, ilgili felsefenin benim açımdan tıkanması demektir. Ama bir başka açıdan özgürlük hareketlerine dayanmak gerektiği yönündeki algılarımı ifade eden felsefe ise direniş ufuklarımızı açan, mücadeleye güç veren, tarihin akışıyla da doğru orantılı felsefedir, derim.

Felsefenin rotasını daha sağlıklı algılamak için, kısaca sınıf mücadelesi ve siyasal sonuçlarıyla ilgili birkaç cümle kurmam gerekecek.

Sınıf mücadelesi

Tüm sınıflı toplumlarda egemen sınıf ile emekçi sınıf arısında var olan temel mücadele Sınıf mücadelesidir. Kapitalizm açısından da durum budur; sistemin var oluşunda temel unsur olan işçi sınıfının, aynı sistemi oluşturmada onun kadar ortağı olan burjuvaziyle yaşadığı gerginlik durumlarına sınıf mücadelesi diyoruz.  Bu gerginlik, kimi farklı felsefi algılara göre uzlaşmaz çelişkidir ve tek çözümü birinin diğerini yok etmesi, devirmesiyle mümkündür. Bu algı özellikle Paris Komünü (1871) sonrası, Marksist çevrelerce temel algı olarak ideolojinin merkezine oturdu. Lenin ise bu, “Devlet ve Devrim” başlığı altında her ne olursa olsun, her koşul değerlendirilip, devletin ele geçirilmesi gerek diye özetlendi. Olay sınıf mücadelesinin uzlaşmaz çelişki üzerine yükseldiği yanılgısıyla derinleşerek sürdü. Öyle ki Doğu Avrupa’da devrimi Kızıl Ordunun yapması bile normal karşılandı. Ancak tarih gösterdi ki, bir gece ansızın bir darbe ve kararnameyle ilan edilen sosyalizmin, bir başka gece ansızın bir darbe ve siyasal kararnameyle kapitalizme gerisin geriye dönmesi kaçınılmaz olur.

Önemle bilinmesi gereken şey, işçi sınıfıyla burjuvazi arasında sistemi var eden ve yeniden üreten bu sınıf mücadelesi  çelişkisi bir bütünü ifade eder. Bir sınıfın diğerini yok etmesini değil. Zira bu farklılık, birbiriyle kopmaz bir bütünsellik içindedir. Aradaki gerginliğe rağmen, biri olmadan diğeri var olamaz. Atomdaki proton ve nötronlar gibidir; zıt kutupludur ama ikisi bir arada atomu oluştururlar.

Bu iki sınıftan birini tanımlamak için diğerini tanımlamak gerek, bu da sistemin kendisini tanımlamak demektir; iş gücü satmak demek, işçi sınıfından olmak demekse, işgücünü satın alacak olan üretici güçler üzerinde özel mülkiyet sahibi bir burjuva sınıfının olması gerek demektir. Yanılgı bu basit denklemin anlaşılmamasıyla başlıyor. Bu iki farklı sınıf esasında aynı sistemi tanımlar ve tamamlar. Bu gerçeği atlamak isteyenler, iki sınıf arasındaki çatışmada işçi sınıfının  devrim yapacağını, egemenlik kuracağını ve bu egemenliğin zorunlu olarak “ara aşamadan”, “proletarya diktatörlüğü geçiş döneminden” geçeceğini belirtirler. Bu yaklaşım olayın doğasına aykırı bir uydurmadır, olmayacak duaya amin demektir.

Kapitalist sistemi iki temel sınıf oluşturur; iş gücü+ üretim araçları + hem madde = meta denklemi bu ikilinin varlığıyla gerçek olur. Bu temel taşlardan biri diğerini yok edemez asla, yok etmeye de kalkışamaz. Çünkü bu kendi kendini yok etmek demektir. sınıfın sistemin bir parçası olması nedeniyle, birey işçinin siyasal tercihlerinden bağımsız olarak, hiçbir zaman ve asla sistemi yıkamaz. Bu sınıfın doğasına aykırıdır. Tüm sınıflı toplumların kaderi de aynıdır. Sistemin sınıfı, sistemi yıkamaz, yıkamamıştır. Bu nedenledir ki, kölelikten çıkış kölelerce olmadı, feodalizmden çıkış köylülerle olmadı, Kapitalizmden çıkışta asla işçi sınıfınca olmayacaktır.

Yeni üretim tarzı, geri dönüşü olmayan tarihsel devrimler her zaman daha ileri teknolojinin ürünü olmuştur. İlerleyen bilim ve teknoloji, yeni üretim tarzının tüm sınıflarını da eskinin bağrında oluşturup egemen olmuştur. Siyasal devrim ve dönüşüm ise bunun ardından gelmiştir,

Geriye kalan şey işçi sınıfının özgürlük ve demokrasiye yapacağı açılım ve katkının  bilim ve teknik ilerlemesinde ve doğal olarak yeninin oluşmasına sunacağı katkı oranında desteklenmesidir. Bu destek asla temel bir destek ve temel bir dayanak olamaz. 20 yy her yönüyle tüm işçi hareketlerinin sona erdiğini, bu sınıfın sistemin işlemesi için yani fabrikaların çalışması için, kendi iş  olanaklarını kaybetmemek için burjuvazisine ücretiyle de destek verebileceğini, aylıklarını almayacaklarını ilan edecek kadar açık ve net bir tutumla sistem yandaşı olduğunu ilan etmiştir.  İşçi sınıfı sınıf yapısı olarak en az burjuvazi kadar gericidir, tüm faşizan, gerici, despot  yönetimlerin de kitle tabanıdır. Hiçbir örgütlenme, hiçbir eğitim, hiçbir bilinç bu sınıfı devrimci yapamaz; bu onun doğasına aykırıdır. Sistemle doğdu sistemle tarihe karışacaktır; bu sürecin ne “ara aşaması” ne de  “geçiş dönemi” diye bir aldatmacası da yoktur.

Kendi adıma özetle aktardığım bu felsefenin tarihsel iflası bizleri hiçbir zaman boşluğa düşürmedi. Tersine, tarihin dinamikleri için de önemli bir unsuru bilmemize yardım etti; o da demokrasi hareketidir. Her çağın, her kesitin kendine özgü demokrasi hareketinin tarihte ilerlemenin  önemli bir unsuru olduğunu gösterdi. Köleci çağda bile Roma demokrasisi denilen olgu kadar burjuva demokrasisinin tarihte oynadığı rol bunu ifade eder.

Yeni çağın gerçek devrimciliği

Bu gün baskıcı sistemlere karşı, hak arayışında yer alan kurtuluş hareketleri, özgürlük ve demokrasi arayışları, kadın ve doğa koruma hareketleri tarihsel ilerlemenin ihtiyaç duyduğu teknik ve bilimsel ilerleme ufuk açıcıdır. Bu hareketlerin etkinlikleri demokrasinin alanını açıp derinleştirdikçe yeni üretim ilişkileri için gerekli olan bilim ve teknik ve bunun etkisiyle oluşacak kitle kültür etkinliği olgunlaşarak, eski sistemin bağrında gelişerek, eski üretim tarzını geri dönüşü olmayan tarihsel devrimle tasfiye edecektir. Sınıf mücadelesi sistem için bir reform hareketi olarak bu ilerlemede asla temel bir role sahip olmayacaktır.

Bunun için ısrarla, toplumsal ihtiyaçların ürünü olarak gelişen bilim ve teknolojinin ilerlemesi gereklidir. Bunun yolu ise özgürlük ve demokrasi hareketlerinin genişliğine ve derinliğine gelişmesine bağlıdır. Sınıf mücadelesi ise bunun tam karşısında yer almaktadır. Bu nedenle de, tekrarla belirttiğim gibi “PTT'ye karşı, internetin geri dönüşü olmayan tarihsel devrimi” önermelerimin tanımlayıcı özetidir.

Kürt özgürlük hareketinin bölgemizde ortaya koyduğu ana akım ve tarihsel ilerleme yönündeki çabayı bu açıdan olumlu görüyorum. Buna Hatay davasının ekleneceği günlerin uzak olmadığını tespit ediyorum, kadın hareketi, ezilen azınlıklar ve inançlar hareketi vb hareketlerin demokrasinin genişleyip derinleşmesini sağladığı oranda da bu tarihsel ilerlemenin sağlanacağına inanıyorum. Felsefemin rotasını da belirleyen bu gelişmelerdir. 21. yy devrimciliğinin ekseni de buradadır.

Sınıf mücadelesinin reformculuğu aşamayan halleri kadar parlamentarizmin sistem içi kabule yönelik teslimiyeti bu tarihsel kesitin devrimci duruşu olamaz. 21. yy devrimci duruşu özgürlük ve demokrasi hareketlerindedir, bu hareketlerin derinleşmesi için var gücümüzle çalışmaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.