Türkiye’de Kürtler için demokratik siyaset alanı bırakılmamıştır. Hala demokratik siyasal alanda bir faaliyet varsa bunu zorlayan Kürt halkı ve Kürt demokratik hareketidir. Kürt halkının onlarca yıllık mücadele sonucunda örgütlü mücadeleye yatkın hale gelmesidir. Dünyanın başka bir yerinde bu kadar baskı ve tutuklama olsaydı orada kimse böyle bir mücadeleyi sürdüremezdi. BDP’lilerin onda biri başka partililerden tutuklansaydı Türkiye’de o parti kapısına kilit vururdu.
BDP’li seçilmişlerin çoğu tutuklanmıştır. Bizde demokrasi var demek için birkaç tanesi dışarıda tutulmuştu.r BDP’nin hiçbir demokratik eylemine izin verilmiyor. Türkiye’de hiçbir partiye böyle davranılmamıştır. Yapılan her açıklama dava konusu ediliyor. Öyle ki BDP’liler ne yaparsa suçtur. BDP’liler yol kontrolü yapan gerillalara sarıldılar diye neredeyse fiziki linç yapılacak. Herhalde dünya koşulları ve kendi yasaları el verse idam etmeye yeltenirlerdi.
Kürdistan’da Türk devletine ve AKP’ye karşı gösterilen her tutum terörle mücadele yasası içine sokuluyor. Bu yasaya göre bütün Kürtler ya teröristtir ya da teröristlere yardım ediyordur. Devlet yandaşları ve işbirlikçileri dışında herkes teröristtir. Türkiye’de kimlerin terörist olarak görüldüğünü on bin BDP tutuklusundan görüyoruz. BDP’ye PKK’ye terörist deyin dayatması aslında kendinizin de terörist olduğunu itiraf edin dayatmasıdır. Çünkü bugün PKK’ye terörist deyin dayatması yapanlar, yarın ise cezaevine alınanlara terörist denilmesini dayatacaklardır. Çünkü onlar da teröristlere yardım edenlerdir. Başbakan “ya bizden yana olacaksınız ya da teröristlerin yanında olacaksınız” demiyor mu?
Türkiye için sadece PKK’liler değil, özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren tüm Kürtler teröristtir. AKP’ye ve devlete karşı mücadele edenlerin hepsi bu muameleyi görüyor. Milletvekillerin dokunulmazlığı olmasaydı onları da şimdiye kadar cezaevlerine atarlardı. Eğer Kürtlerin tutumu devleti ve AKP’yi zorlamasaydı Demirel gibi “yollar yürümekle aşınmaz” derlerdi. Nitekim şimdi kendileri için tehlike görmediklerine karışmıyorlar. Çünkü onlar PKK ve BDP’ye karşılar. Bu hükümet için sıkıntı yaratacak herhangi bir konumları yok. Yoksa onlar da hemen bugünkü terörist ya da yandaşı şablonu içine sokulurlardı.
Bugün dünyada muhaliflerini bu düzeyde terörist kavramı içine sokan başka bir ülke yoktur. Dünyanın hiçbir ülkesinde Türkiye’de olduğu kadar siyasi tutuklu bulunmuyor. Muhaliflerini zindanları bu kadar kullanarak sindirmek isteyen tek ülke Türkiye’dir. Kürdistan’da siyasi nedenlerle zindanlarda yatma rekoru vardır. 12 Eylül’den bu yana bu böyledir. Bu nedenle 12 Eylül’den bu yana Türkiye faşist karakterdedir. Faşizm esas olarak zindanlardaki siyasi tutukluların sayısıyla tanımlanır, belli olur. Bu nedenle Türkiye faşist bir ülkedir. Kürdistan’da tam bir faşizm vardır. kuşkusuz faşistler de kendi yandaşlarına ve işbirlikçilerine baskı yapmazlar. Faşizm, muhaliflere yaklaşımla belli olur. Bugün Kürdistan’da devlet ve hükümet muhaliflerine yaşam hakkı tanımıyor. Kürdistan’da muhaliflerin yeri zindandır. Zaten hükümetin akıl hocaları “bu kadar yetmez, bunun birkaç katını tutuklayın, o zaman Kürdistan’da sessizliği, yani faşizmin –güçlünün- barışını sağlarız” diyorlar. Şu anda AKP hükümeti Pax Romana(güçlünün barışı)’yı yaratma peşindedir.
AKP’nin dişi bozkurdu Fatma Şahin BDP’lilerin meclisten atılması çağrısı yapıyor. Kendilerinin terör ve terörist kavramını kabul etmeyenlerin mecliste yeri yoktur diyor. Yani Kürtleri kimin temsil edeceğine bu dişi bozkurt karar veriyor. Aslında Kürtlerin bu mecliste yeri yoktur diyor. Bir zamanların faşist idollerinden Nihal Adsız gibi “ya bize boyun eğeceksiniz ya da çekip gidersiniz” fetvasını veriyor. Tabii İdris Baluken “Meclis babasının çiftliği midir?” diyerek Fatma Şahin gibi düşünenlere cevap verdi.
Kürtler söz konusu olduğunda çoğunluk bir karar veremez. Kürtlerin hakları çoğunluk böyle istiyor diye reddedilemez. Bu nedenle artık demokrasi azınlıkların haklarını kabul etmekle oluyor. Şimdi mecliste çoğunluk ne derse Kürtler onu kabul etmeli deniyor. Türkiye’de bu mantık sürdüğü müddetçe ne demokrasi gelişir ne de Kürtler hak kazanır. Kürtler bu mecliste hiçbir zaman çoğunluk olamaz. BDP Kürtlerin bütün oyunu alsa bile en fazla 70 milletvekili çıkarır. Diğer partiler istemezse Kürtler haklarına yine kavuşamaz. Tüm Kürtler ben şunu istiyorum dediğinde bile bu hakları reddedilebilir. Bu nedenle Kürtlerin haklarının verilmesini çoğunluğun kararına bağlamak demokrasi değildir. Türkiye şimdi de Suriye için bunu söylüyor. Kürtler Suriye’de demokratik özerklik ilan edemezmiş! Ancak Suriye’de yeni oluşacak parlamento kabul ederse olurmuş! Açıkça Suriye bunu kabul etmez demek istiyorlar. Türk devleti Kürtlere siz bulunduğunuz ülkeler ne verirse razı olun diyor.
Şimdi bu çoğunluk mantığını Mecliste de uygulamak istiyorlar. Yani AKP ve MHP “biz çoğunluğuz, sizi Meclisten atar, zindanları boylarsınız” diyor. Bu koroya CHP de katılıyor. Böylece Kürt halkının iradesini hiçe sayıyorlar.
Bir yerde milletçilikte yarış varsa orada Kürt sorunu gibi sorunlar çözülemez. Şimdi Türkiye’de milliyetçilik yarışı yapılıyor. Bu nedenle Kürt sorununu çözeriz yaklaşımları bir kandırmacadır. Türkiye’de bu milliyetçilik yarışı bırakılmadan Kürt sorunu çözülemez. Açığa çıkmıştır ki Türkiye daha şiddetli bir çatışma içine girecektir. Bu kadar insanın tutuklandığı, bir mitingin bile yapılamadığı, milletvekillerinin zindanlarla tehdit edildiği bir yerde Kürtlere direnişten başka yol kalmamıştır. Gerilla zaten direniyor. Kürt halkı da bu irade kırma saldırısına karşı direnecektir. Bu kadar baskıya başvuran rejim şimdiden kaybetmiş demektir.
Artık hiçbir psikolojik savaş, hiçbir yalan ve manipülasyon Kürtleri mücadeleden alıkoyamaz. Bu kadar baskı, tutuklama ve tehdidin olduğu yerde hiçbir psikolojik savaş ve yalan kar etmez. Artık gelişmeleri baskılara karşı gösterilecek direniş belirleyecektir.
Türk devletinin Kürdistan’daki hiçbir karar ve uygulamasının meşruiyeti kalmamıştır. Yapılan hiçbir şeyin hukukla alakası yoktur. Türk devletinin Kürdistan’da meşruiyeti kalmadığı gibi, beş yılda bir yapılan seçimlerin hiçbir anlamı ve meşruiyeti de kalmamıştır. Türk devleti savaş hukukunu bile işletmiyor. Bu nedenle Kürtler de yeni hukuk ve meşruiyet zeminini direnişlerini yükselterek kendileri yaratacaktır. Bu da demokratik bir ülkenin demokratik normları olacaktır.
Artık Kürtler için ferman padişahınsa dağlar bizimdir seçeneği kalmıştır.
Ferman padişahınsa...