19‘uncu Kürdistan Festivali.    Diğerleriyle ayrıldığı en önemli nokta: “sabırsız çocuklar”dı.
19’uncusuna da katıldım.
Hiç birinde sabrı taşan bu kadar “çocuk” görmedim.
Ya uzaktan öyle geliyordu; ya da ben onları hep çocuk gibi gördüm.
Çocuklar sabırsızdı.
Bir ülkenin sabırsız olursa çocukları…
Ve hatta o “sabırsız” çocukarı binlerce kilometre uzaklıkta, Köln kentindeki çocuklar da taklit ederse…
Ne olur?
Çocuk itaatsizliği, yetişkinleri çıldırtacak hormonsal tek silah gibidir. Yetişkinler çığırından çıkınca, agresifleşirler.
Agresifleşen kaybeder.
Agresif Ankara’ya karşı, Kürt yetişkinler dünyasının yeterli cevap olmadığını anlayan o çocuklar.
Sabırsız çocuklar.
Ellerinde bayraklar, durmadan koşuşan onlarca çocuk.
Futbol sahasında, bayrak koşuşturan çocukları tercüme edecek birilerini bulamadıkları için, bitmeyen bir maraton başlatmış gibiydiler.
Çözülmeyen bir şifreyi, başı sonu belli olmaya bir maratonla, spirale taşıyan “sabırsız çocuklar”.
Umursamaz çocuklar.
Erdoğan’ın bir kartı mı var?
İsrail’in de bir Kürt kartı var mıydı?
Ya da İsrail Ankara’ya karşı ilk kez Kürtlerle dirsek temasında mı çıkacak?
Onların umurunda değil…
Anlaşıldı ki; Güney’in dünyaya açılan nefes borusu Kuzey...
Ve yine anlaşıldı ki, Güney Kuzey’in Devletlerarası Hukuk‘a açılan tek kapısı.
Bu onları hiç mi hiç ilgilendirmedi…
Çocuklar, koşturur dururlar; duyulmadıklarını, dinlenmediklerini bildikleri içindir.
Eğer devamla dinlenmezlerse, itinayla oluşturduğunuz tüm dizaynı bozacak kudrettedirler.
Klasik bir tanıdır: çocuklar asileştiklerinde, babalar çığırdan çıkar, anneler çaresizleşirler.
Çocuk sahibi olanlar bilirler, çocukların sabırsızlığı, o insan coğrafyasında en azından çocukların artık görülmediklerine delalettir.
Diyarbekir’deki çocuklar, hem Ankara ve hem de Amed’deki yetişkinlerin bariyerlerini aşarak, Newroz’a çocuk ateşi kattılar.
Görüldüler mi, bilmiyorum.
Onlar görülmediklerini, bilinmediklerini ve güçlerinin farkına varılmadığını, Köln Festivalinde maratonlaştırdılar. 
Bir coğrafyada oluk oluk kan akarsa;
Coğrafya’nın birinde nesiller boyu melodiler kaval, billûr yerine bomba sesleri dağıtırsa gece uykularını;
Çocuklar, yetişkinlerin yükünü taşımaya mecbur edilerek büyürlerse ve yaşamadan çocukluklarını mücadele barikatlarıyla başbaşa kalırlarsa;
Bunun hesabını da sorarlar.
Kimden sorarlar bunun hesabını?
Onlara çocukluklarını yaşatmayan o dünyaya;
Onları çocuk gibi sevmeyen bu dünyaya;
Onları çocuk gibi görmeyen tüm dünyalara.
Ve nihayetinde:
İnatlaşırlar tüm dünyalılarla.
“Sabırsız çocuk”lukları ondandır işte.