Metre karesine elli bio-politika örneğinin düştüğü Türkiye’nin en normal hali zaten olağanüstü hal iken, OHAL kalktı adı altında OHAL 2.0 getirildi, yetmedi yanına da süper vali denen uygulama konuldu. Ahlakı gasp etmiş bir ülke yönetiminin hukuku olamaz. Olsa olsa guguktur. Özellikle Yahudi Soykırımı sonrası hukuk alanına getirdiği bakışla bugün hala adından sıkça söz ettiren Agamben, olağanüstü hal durumunu devletin rezil bir paradoksu olarak görür. Çünkü egemenlerin keyfiyeti sayesinde hukuk, kendi eliyle kendini saf dışı bırakmaktadır. Buradan devamla, hukukun hiçleştirildiği yerde egemenlerin „çıplak hayatlar“ ürettiğini söyler. Çıplak hayat, en özet hali ile yaşamın ve yaşama değer katan normların askıya alınmasıdır.

Agamben’in Auschwitz için çizdiği bu tablo, tamı tamına Kürdistan için de geçerlidir. Çünkü halimiz olağan değil, olağanın üstünde seyir ediyor, hukukun bizim için çerçevelediği, çizdiği, tanımladığı alana dahil olduğu, orada bir kez olsun göründüğü görülmemiştir. Kürdistan’da hayatlar çıplaktır gibi bir cümle kurmak metafora girmez, çünkü savaş gerçekliğinde deneyimlediğimiz şey, bunu gerçek kıldı.

**

Galiba Kürtlerin daimi sığındığı tek bir müttefik var; o da zaman…

Bunu Rojava’da yeniden kıpırdanan rüzgar şahsında hatırlıyorum. Belki daha çok hatırlayacağız.

Çünkü devrim ve zaman birbirini çok iyi tanır. Tarih, doğrusal olmayan zaman şeridinde belli aralıklarla kollarını açar devrime. Bir boşluk bırakır ve sızmasını ister. Egemenlere ait, onların süslü hikayeleriyle bezenmiş görünen, yazılan sayfalarda değildir bu sızma. Buralarda görülmez. Arka sayfalarda çalışır, ona inananlara yüzünü gösterir.

Devrim beklemeyi sevmez, kaybedecek vakti yoktur. Devrimde mola yoktur çünkü bu karda uyumakla, donmaya razı olmakla eşdeğerdir. Kabına sığmayan, akışkan heyecanı birazda bundandır. Devrim arzuludur, talepkardır, isteklidir...

Eteğine yapışanlara karşı cömerttir.

Sabırsızdır ve bu sabırsızlığı taşıdığı anlam ile ilgilidir. Çünkü devrim bir yoldur ve o yolun tek haritası inançtır. Hedef ve amaç varsa yol vardır. Hakikatin anahtarı bu yolun sonundadır. Devrim, yola neyin hükmettiğini bilme halidir. Özgürlük bu bilmenin kalbindedir. Yapılması gereken işte bu kalbi fethetmektir.

**

„İspanyollar, yeni adım attıkları her kara parçasındaki halklara bir itaat belgesi okurdu. Bu belgede Tanrı’nın yeryüzüne indiğini ve yerini Aziz Pedro’ya bıraktığını Aziz Pedro’nun halefinin Kutsal Baba olduğunu ve Kutsal Baba’nın bütün bu toprakları Kastilya Kraliçesi’ne bağışladığını, işte bu yüzden buradan gitmeleri ya da haraç olarak altın ödemeleri gerektiğini, aksi takdirde onlara savaş açılacağını ve eşleriyle çocukları da dahil olmak üzere hepsinin köleleştirileceği yerlilere anlatılıyordu. İşin ilginç yanı ise şu: Bu itaat belgesi yani talepnamesi, tam gece yarısı bir tepenin üstünde, hiçbir yerlinin bulunmadığı bir ortamda, bir noterin huzurunda, başka bir dile çevirmeden İspanyolca olarak okunuyormuş.“­