Kürt Halk Önderi Öcalan’ın Amed Newrozu’ndaki açıklaması ile birlikte, savaşın duracağı, bundan sonra siyasal çözüm yolunun izlenecek olması, toplumda büyük bir umut yarattı. Medyanın dilinde gözle görülür bir değişiklik olurken, Fethullah Gülen örgütü ve medyasının bu süreçten pek de memnun kalmadıkları, yorum ve değerlendirmeleri ile bu süreci içlerine sindiremedikleri açık bir biçimde görülüyor.

Fethullah Gülen örgütü, savaş yıllarında Kürdistan’da istediği gibi örgütlendi. Şirketler, vakıflar, dernekler, dershaneler, yurtlar açtı. Bu kurumlarda Türk-İslam ideolojisini ve Türk milliyetçiliğini geliştirdi. Gülen örgütü 1990’lardan sonra kim iktidar olduysa onlarla bu temelde uzlaştı. Emniyette, üniversitelerde, yargıda, bürokraside önü açılarak örgütlenmesinin yolu açıldı.
Şimdi eğer savaş yerine siyaset, silah yerine fikirler karşı karşıya gelecekse, yıllardır meydanı boş bulan Fethullah Gülen örgütünün alanı hiç tahmin edemeyecekleri kadar daralacaktır.  Mesela Gülen örgütünün Kürt çocuklarını asimile merkezleri olan "sevgi evleri”, dershaneler ve yurtlara verilen kuruluş ve çalışma izni, BDP’li belediyelere, farklı vakıflara, Kürt kurumlarına da verilmek zorundadır. Barış ve siyasal çözüm olacaksa, öğrenci yurtlarının açılması ve işletilmesi Fethullah Gülen’in tekelindeki bir hizmet(!) olmaktan çıkmak zorundadır. Bundan sonra belediyelere ait eğitim destek evleri, vali ve kaymakamların bireysel tasarrufuna ve yargı organlarının keyfine göre kapatılamayacaktır.
Mesela Dersim’de Fethullah Gülen’in yurdu karşısında BDP’nin veya başka bir kurumun, bir kooperatifin de yurdu olabilecektir. Gülen’in onlarca vakfı, dershanesi, ticari şirketi nasıl çalışıyorsa aynı şekilde Batman’da, Amed’de, Ağrı’da, Siirt’de, Van’da, Antep’te, Mardin’de Kürtlerin kurduğu benzer kurumlar da serbestçe faaliyet gösterecektir. Fethullah Gülen’e bağlı vali ve kaymakamlar, bu "rekabet”i engelleyemeyecektir. Hukuk, mevzuat, genelge herkese aynı şekilde uygulanacaktır.
Mesela Amed’de Bejan Matur, Diyarbakır Kültür Sanat Vakfı kurduğunda, Aysel Doğan da Dersim de Alevi İnanç Akademisi kurabilecektir. Her ikisi de serbestçe çalışacak, biri akil kadın, diğeri cezaevine atılmayacaktır. Fethullah Gülen örgütü ve medyası, bu eşit rekabet karşısında "nerede o eski günler” diye hayıflanmayacaktır.
Ekrem Dumanlı 22 Nisan’da, Zaman’da "Cami ve dershane düşmanlığı” başlıklı yazısında mevcut durumdan rahatsızlığını açıkça dile getiriyor: "…Bölgedeki şımarık militanların zafer kazanma havasından, insanları kolluk kuvveti yapmaya, iş vaadinde bulunmaya kadar bir hava ve eda içine girmesi sineye çekiliyor. Bunun daha ötesine geçip bölgeyi ‘Türksüzleştirme’ cüretini göstererek oraya buraya molotof atılmasını -bu yumuşak atmosfere inat- hayra yormak kolay olmasa gerek.”
Hazret, Ahmet Türk’ün "savaşta kaybetmedik barışta da kaybetmeyeceğiz” sözüne de içerlemiş. Konuşmayı kışkırtıcı bulmuş. Öyle ya, dünün kölelerinin zafer kazanma havasında, yüz yıllık efendiyi kışkırtması kabul edilecek bir şey mi?
Fethullah Gülen’in siyasi (basın değil!) danışmanı Hüseyin Gülerce cemaatin bu süreçten rahatsızlığını, 26 Nisan tarihli yazısında o kadar açık ifade etmiş ki: "Türkiye’nin küresel bir güç olması hatırına, çözüm sürecine destek verenlerden biriyim.”
Fazla söze ve izahata da gerek yok. Bu kadar açık ve bu kadar net!
Hüseyin Gülerce ve üyesi bulunduğu örgüt, barış sürecini akli, vicdani ve ahlaki nedenlerle değil, "Türkiye’yi küresel güç yapması” ihtimaline  binaen ve istemeyerek destekliyor.
Gülerce hiddetinin sınırlarında: "Terörle elde edemediklerini -belki de kendilerine teminat veren uluslararası aktörlerin lafına bakıp- yeni bir dönemde başka bir yoldan elde etme hesabı yapıyorlarsa, girdikleri yol, tıpkı terör yolu gibi başka bir çıkmaz sokaktır.” Gülerce, Kürtlerin hak talebinden vazgeçmeleri gerektiğini söylemiş oluyor.
Hüseyin Gülerce’nin uyarısı ise yüzyılın şakası gibi: "Başkalarına yaslananlar, ancak başkalarının hesabı adına bir şey ifade eder.”
"Başkaları” tanımına ABD ve Pensilvanya da dahilse eğer, uyarıya katılmayanın canı çıksın!
Ekrem Dumanlı ve Hüseyin Gülerce’ye kendi gazetelerinden İhsan Dağı’nın 26 Nisan’da yazdığı "PKK ne kazandı?” yazısını okudular mı acaba? İhsan Dağı, arkadaşları Dumanlı ve Gülerce’nin gidişlerinin gidiş olmadığını söylüyor:
"Kürt siyasi hareketiyle ontolojik sorunlarınız varsa veya Kürt taleplerine tahammülünüz yoksa yeni dönemde sizi zor günler bekliyor demektir.”