Her ulusun, her halkın geçmişinde ortak değerleri vardır. En çok kabul görmüş olan bir ya da iki değere, o ülkede yaşayan halkların ve tek tek bireylerin saygı göstermesi beklenir. Kimi ülkelerde bu değerlere saygınlığın kaybolmaması ve hakarete uğramamaları için yasalarla korunur. İşte bu yöntemlere başvuran kimi ülkeler; insanın bizzat kendisine saygıyı bir yana bırakır, hatta insanlığın yerlerde sürünmesinde bir sakınca görmez. Yaşayan insana hiç değer vermeyen, insanlığa zarar veren ülkelerden biride Türk devletidir.  Mesela, ülkenin herhangi bir yerinde işçiler toplu halde ölebilir gam değil. Köylüler topluca katliama uğratılır, “tazminat verdik ya!” denilerek insanlığa karşı işlenmiş suç kapatılır. Öte yandan adam turist, yani yabancı. Kendi ülkesinde, kendi devletinin bayrağından kendine eşofman hatta şort yapıyor. Devleti kuranın heykelinin yanında esas duruşta durmuyor.  Ama vergide kaçırmıyor. Buraya gelince buranın yasalarını tam bilmiyor, bilmek zorunda olmadığından da “kendine göre” davranıyor.
Hatırlanacağı gibi, 2009 yazında bir İngiliz turist sen kalk gel Marmaris’te rıhtımda bulunan Atatürk heykelinin önünde elbiselerini çıkar ve çırılçıplak ol, heykelin kaide’sine çık! Bunu gören hassas “vatan evlatları” gerekli dersi vermek üzere; linç için pazularını sıkarak harekete geçerken, adamın İngiliz olduğunu öğrenince, “bakıyorlar pabuç pahalı”, pazularını gevşetip, dişlerini sıkmaya başlayarak müdahaleyi polisi çağırmakla sınırlı tutuyorlar. Ama sosyal medyada da asılması için önerilerini de mahkemeye ulaştırmaktan geri kalmıyorlar.
Şimdi, şu son günlerde yaşananlara bakınca, maazallah, adam Ugandalı, Zambiyalı, Bangladeşli filan ya da dünyalı bir Kürt olsa; sen başına gelecekleri gör! Marmaris asayişi de “Netekim” paşa dönemden kalma refleksleriyle hemen harekete geçiyor. Paşanın orada  “nü” resimler yaptığı dönemlerde, şehrin giriş-çıkışı çok kuvvetlice kontrol altında tutuluyordu. Mardin plakalı bir minibüs oraya gidince köşe kapmaca kovalandığı basına yansımıştı. Neyse, İngiliz turist yakalanmış, devletin şurası, burası derken mahkemeye götürülüyor ve mahkeme adamı 5 yıl ülkeye giremez hükmüyle sınır dışı ediyor.
Cumhurreisi seçimlerinin halk tarafından yapılması genelde darbelerden sonra olur, bu son seçimde de direk halk seçti. Paşanın devlet başkanı seçilişine maşallah demek gerekir. Çünkü yüzde doksanın üzerinde bir oyla seçilmişti. Son cumhurresimiz de aldığı oy fena sayılmaz. Elbette, paşadan kalma Anayasa işine yaradığı için dört başı değiştirme yapmaması da kısmen buna engeldi. Zaten gerek de duymuyor, önemli olan fiiliyattır, onu da yapmaktadır.
Bu ülkede insanı hayrete düşüren paradoksal durumlar yaşanıyor! Başbakan duruyor, C.Başkanı konuşuyor. Dünyanın gözü önünde yaşananları ters yüz yaparak konuşuyor. Kürt halkının önemli destekleriyle buralara kadar çıkmış olan iktidar sahiplerinin ve yöneticilerinin algısında Kürtlere karşı pozitif bir değişiklik yok! Oysa Kürt halkının özsavunmaya dayalı savaşan dinamikleri tüm dünyanın takdirini kazanmışken, o, “benim için IŞİD ne ise, PKK de odur” demektedir. Aha Türkmenler orada, anlattıkları, yaşadıkları ortada. Peki, bir halkın katliamdan geçmesini engellemek için savunanlarla; katliamci, işkenceci, kadınları aşağılayarak köle pazarlarında satan, islamla hiç alakası olmayan pratikler sergileyen, neye hizmet ettiği bilinmeyen çağ dışı bir “kalabalık” nasıl eşleştiriliyor?  Bir C.Başkanı bu konuşmalarıyla, tüm dünyanın, katliamcı DAİŞ’le savaş açmasına karşı, bir savaş açmaktır. Marmaris örneğinde olduğu gibi, “Fetişizmin tavan yaptığı” bu ülkede, “vatandaş hassasiyeti”ni Kürtlere karşı harekete geçirmektir.
İnsani temelde koridor açılsın talebi bile, tüm dünya insanına tersyüz edilerek anlatılıyor. Askeri yardım isteyen yok! IŞİD’ten ister kork, ister onu koru bunu tarih gösterecektir. Tabii ki, vicdanlara seslenmek gerekir. KOBANÊ’deki özbe öz akrabaları kardeşleri ölen tren rayının bu tarafındaki Kürt halkının yapay hudutta Suruç’ta çadır açmasına dahi tahammül gösterilmiyorsa, oradaki kardeşine sesini duyurmak için bağırana; her türlü mermi, tazyikli su, gaz bombası atılıyor ise, bu kendi vatandaşının canına kasttır. Uluslararası örgütler bunları kayıt altına almaktadır. Dört parçada yaşayan Kürtler bu tutumu asla unutmayacaklardır.