Yakın dönem Türkiye siyaset tarihinin en kritik seçimlerine doğru gidiyoruz. 2015 Genel Seçimleri, önceki seçimlerden farklı olarak Türkiye halklarının geleceğini belirleyecek olması açısından son derece tarihi bir öneme sahip. 

7 Haziran seçimlerinin bu kadar önemli olmasının temel nedeni, her yönüyle iflas etmiş rejimin artık bu haliyle sürdürülemez olmasından ileri geliyor. Mevcut baskıcı rejim ya AKP Hükümeti tarafından yeni bir gömlek giydirilerek daha da zorba otoriter bir hal alacak ve böylece tahkim edilecek ya da halklarımızın öz gücüyle demokratik bir dönüşüme zorlanacak. Milyonların değişim talebi her halükarda kendisini dayattığı içindir ki, değişim zaruri hale gelmiştir. 7 Haziran seçimleri işte bu değişimin gerici temelde mi yoksa ilerici temelde mi yaşanacağını gösterecektir. 

Özcesi, bu genel seçim, halkların demokratik iktidarıyla, tekçi, statükocu, otoriter sistemin eski biçimiyle ama yeni düzeyde devamından yana olan siyasal anlayışlar arasında yaşanacaktır. Daha da somut olarak ifade edersek, gerçekte bu seçimler değişimin gerici temeldeki savunucusu AKP ile ilerici, devrimci-demokratik savunucusu HDP arasında geçecektir. Bugün itibariyle CHP ve MHP’nin kıyasıya yaşanacak bu mücadelede etkili bir faktör olmadığı da açıktır. 

Bu seçimlerden çıkacak sonuç, gelecek on yılları şekillendirecektir. Tekçi otoriter iktidarını yeni bir aşamaya taşımayı ve ülkeyi topyekün baskı altına alarak yönetmeyi hedefleyen AKP’yi geriletecek güç, Türkiye’nin özgürlükçü, eşitlikçi, çoğulcu kimliklerini temsil eden, radikal demokrasiyi hedefleyen Halkların Demokratik Partisi’dir.

HDP somut koşulların tam da bu tahlilinden hareketle kendi seçim stratejisini belirledi. Dolayısıyla seçim stratejimizin odağında seçim barajını aşarak baskıcı, otoriter rejimin devrimci-demokratik dönüşümünde önemli bir eşiği atlamaktır. Bu eşik özgür bir toplum inşasının da temeli olacaktır. 

HDP açısından bu stratejiyi hayata geçirmenin yolu, seçimlere parti olarak girmekten geçiyordu. Nitekim partimiz, yüzde 10 baraj engeline karşı seçimlere parti olarak girme kararını iki ay önce kamuoyuna duyurdu ve barajı aşarak parlamentoda güçlü bir temsiliyet elde etmeyi stratejik bir hedef olarak belirledi. Seçimlere bağımsız adaylarla girmek –siyasal amacınız ve niyetiniz ne olursa olsun– bugünkü güncel koşullarda objektif olarak mevcut statükonun devamına hizmet edecekti. Nihayetinde politika risklerle yapılır. Kritik zamanlarda risk almasını bilmeyenler mücadelede sıçramalı gelişme şansını da yakalayamaz. Bu anlamda, seçimlere parti olarak girmek risklidir, bu doğru. Ancak bağımsız adaylarla girmek AKP’nin dümenine su taşıyacağı için bu daha büyük bir risktir. Görülmesi gereken gerçek budur. 

Demokrasi ve özgürlük vaatleriyle yıllardır halkı oyalayan, demokrasiyi sadece kendisi için isteyen, kendi kasasını doldurmak için çalışan, darbe geleneğinden şikayet edip darbecilerin anayasasına sarılan, özgürlükten söz edip kendi otoriter rejimini kurmaya çalışan iktidarı geriletmenin anahtarı HDP’dir. Partimizin belirlediği seçim stratejisi de bu tarihsel rolünü oynamak üzerine kuruludur.  

Şüphesiz ki, HDP’nin bu stratejik yönelimi güncel maddi toplumsal gerçekliğe ve politik gelişmelere dayanmaktadır. Bu ülkenin demokrasiden insan haklarına, adalet ve özgürlükten çalışma yaşamına, farklı kimlik ve inançlardan ekolojik yaşama varıncaya kadar tüm toplumsal alanlarda yaşadığı ağır sorun ve krizler gün gibi ortada. Darbe anayasası, anti-demokratik otoriter yasalar, tekçi-katı merkeziyetçi yönetim sistemi, demokratik temsiliyet ve katılımı engelleyen seçim ve siyasi partiler rejimi, halkları değil devleti esas alan yargı-güvenlik bürokrasisi, emeğin sömürüsü üzerine kurulu mekanizmalar, tekçi-ırkçı eğitim sistemi gibi temel sorunlar, rejimin yapısal sorunlarıdır. İşçiler, yoksullar, kadınlar, gençler, farklı ulusal, inançsal ve cinsel kimliklerden halklarımız bütün bu sorunları derinden yaşıyor. Bu nedenle artık gerçek bir değişim istiyor. Tam da bu toplumsal-siyasal gerçeklikten hareketle HDP, seçim stratejisini partilerle ittifak üzerine değil, rejimin ve AKP’nin gadrine uğrayan tüm toplumsal kesimlerle ittifak üzerine kurdu. Her ulustan ve inançtan halklarımız, işçiler, kadınlar, gençler, çevreciler HDP’nin temel projesi olan Yeni Yaşam’ın ittifak güçleri olarak belirginleşti. Seçim stratejimizin ve Yeni Yaşam projemizin ittifak güçleri bu kesimlerdir. Özetle HDP, 7 Haziran seçimlerinde Gezi direnişinden 6-8 Ekim Kobanê serhildanına kadar sokaktaki halkın gücünü birleştirerek sandıktaki güce dönüştürecektir. Dolayısıyla 7 Haziran seçimleri için şu söylenebilir: Seçimler devlet partisi AKP ile halkların partisi HDP arasında geçecektir. AKP’nin milletvekili adayları devletin, HDP’nin milletvekili adayları ise halkların adayı olarak seçime gidecektir. Türkiye seçim siyasetinin fotoğrafı bu kadar yalın ve nettir. 

Partimizin seçim programının odağında Yeni Yaşam projemiz durmaktadır. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Yeni Yaşam çağrımız toplumda olumlu bir karşılık buldu. Ezilenler büyük bir ilgi gösterdi ve bu seçim sonuçlarına da yansıdı. Dolayısıyla Yeni Yaşam projemizi daha güçlü anlatmak, halklarımızla buluşturmak seçim propagandamızın içeriğini oluşturacak. Yeni Yaşam dönemsel, yalnızca seçimlerle sınırlı bir propaganda konusu değil elbette. Türkiye ve Kürdistan halklarının özgür yaşam projesidir bu ve partimiz Yeni Yaşam’ı inşa edene kadar bunun mücadelesini sürdürecektir. 

Yeni Yaşam, Türkiye’nin yapısal sorunlarının çözüm programıdır. Birlikte yaşam birlikte yönetme ve birlikte geleceği kurmadır. 

Bizim radikal demokrasi anlayışımızda devletin yüksek çıkarları değil, ezilenlerin, yoksulların hak ve özgürlükleri kutsaldır. Halkların dili, kültürü ve inancıdır. Bizim için emek ve alınteri kutsaldır. Devletin kırmızı çizgisi değil, halklarımızın gökkuşağı renginin esas alınacağı bir sistemi hedefliyoruz. Her kimlikten ve inançtan ezilenlere bunu daha güçlü temelde anlatacağız. 

Türkiye toplumu farklı ulusal, inançsal ve kültürel kimliklerden oluşmasına rağmen yönetim sistemi tekçi, inkarcıdır. Türkler, Kürtler, Aleviler, Ermeniler, Rumlar, Êzîdîler, Süryaniler, Keldaniler, Araplar, Çerkezler, Lazlar, Pomaklar, Romanlardan oluşan Türkiye toplumu tekçi yönetimi değiştirilerek demokratik ulus temelinde halk meclisleri tarafından yönetilecek, halklarımız farklı kimlik, inanç ve kültür meclislerinde örgütlenerek kendi özyönetimlerini oluşturacaklardır. Halka yabancılaşmış, biçimsel, anti demokratik, bürokratik bir parlamento değil, halkın gerçek temsiliyetinin sağlandığı, yerel meclisler üzerinden yükselen, demokratik ve işlevsel bir meclis yapılanması artık bir zorunluluk haline gelmiş durumdadır. 

Bu nedenle yönetim sistemini değiştirmek, çoğulcu, halkçı ve demokratik bir yönetim sistemi propagandamızda önceliğimiz arasındadır. Yönetim biçimi olarak bugünkü rejim ile Türkiye ve Kürdistan toplumu açık biçimde çelişmektedir. Yönetenler tekçi, yönetilenler ise çoğul ve çok renklidir. Toplumdaki renkliliği, çoğulcu yapıyı, demokratik uzlaşıyı, birlikte yaşam iradesini ülke yönetimine yansıtacak, devleti toplumun çoğulcu kültürel yapısına göre yeniden şekillendirecek olan anlayış HDP’nin temel anlayışı ve seçim propagandasının önceliğidir.

Bu anlayışımızın gereği olarak bu ülkeyi bakanlar kurulu eliyle değil, bakanlar kurulunu da içine alan Kadın Meclisleri, Gençlik Meclisleri, Engelliler Meclisi, İnanç Grupları Meclisleri, Farklı Kimlik ve Kültür Grupları Meclisleri, Çiftçi Meclisleri, İşçi ve Emekçi Meclisleri’yle yöneteceğiz. Milyonlara bunu anlatmak ve ortak mücadeleyle başarabileceklerine ikna etmek gibi bir görevle karşı karşıyayız. 

Bunun anayasal karşılığı da olacaktır elbette. Devletin birliğini ve bütünlüğünü esas alan ve halkları yok sayan darbe anayasası tümden değiştirilecek, yerine halkların, dillerin, kültürlerin ve inançların gönüllü birliğini esas alan demokratik anayasa yapılacaktır. 

Halklarımızın temel hak ve özgürlüklerini, sosyal ekonomik haklarını, ekolojik doğal yaşamı ilgilendiren tüm kararları, yurttaşların katılımıyla tartışılarak alınmasını, devletin Ankara’da karar alıp uygulamasını değil, yerel meclislerde alınan kararları uygulama merci olarak şekillenmesi gerektiğini anlatacağız. Halk karar alacak, devlet bu kararları uygulayacak. Bu şekilde demokratik öz yönetim gelişecek. Bu, HDP’nin programının temel konusudur.   

 Seçim propagandamızdaki bir diğer önceliğimiz Kürt sorununa demokratik çözüm ve barıştır. Bu ülkenin en köklü sorunlarından biri olan Kürt sorunu gibi bir sorununun çözüm arifesindeyiz. Adil, demokratik bir çözüm tüm yakıcılığıyla kendisini dayatmış durumdadır. Yıllardır bu sorunu bastırmak için uğraşan devletin bugün müzakere aşamasına gelmiş olması tarihsel bir öneme sahiptir. Diyalog ve müzakere sürecinin seçim süreciyle iç içe geçmiş olması, önemli bir dönüm noktasıdır. Bu süreçte barışı ve demokratik çözümü, halkların eşitliği ve kardeşliğini özellikle batıdaki Türkiyeli emekçilere anlatmak ve onları çözümün öznesi haline getirmek, HDP’nin en önemli görevleri arasındadır. Müzakere ve çözüm için ayak direyen, zamana oynayan, özellikle Türk halkının bilincinde bulanıklık yaratan AKP’yi çözüme zorlamak için bu olmazsa olmazdır. Demokratik bir çözüm ve barış tüm Türkiye halklarının özgürlüğüne giden yoldur. Dolayısıyla HDP’nin barajı geçmesi bu mücadelenin de güvencelenmesi demektir. Türkiye’de artık milyonlar barış ve çözüm istiyor. Seçim süreci bu isteğin somut bir harekete dönüşmesi için son derece olanaklıdır. 

Diyalog sürecinden müzakereye geçiş, şeffaf bir müzakere için izleme heyetlerinin oluşturulması, Sayın Öcalan’ın tutsaklık koşullarının müzakere etmenin mantığına uygun olarak düzeltilmesi, başta AKP Hükümeti olmak üzere tüm devlet kurumları ile medyanın bu süreci hedefleyen söylemlerinden ve politikalarından vazgeçmesi, hasta tutsakların derhal bırakılması gibi talepler seçim siyasetimiz bağlamında ifade ettiğimiz taleplerimizdir. 

Kuşkusuz Türkiye’de acil çözüm bekleyen başkaca muazzam sorunlar mevcuttur. Aleviler başta olmak üzere farklı inançtan halkların taleplerini yükseltmek, din ve vicdan hürriyeti, demokratikleşme, söz, eylem, örgütlenme ve basın özgürlüğü, işçi güvenliği, sendikal örgütlenmenin önündeki engeller, kadın kırımına, kadına yönelik devlet ve erkek şiddetini engelleyecek düzenlemeler, cinsiyet ayrımcılığının ortadan kaldırılması, anadilde, eşit, bilimsel ve parasız eğitim, yine eşit, nitelikli, ücretsiz, ulaşılabilir ve anadilinde sağlık sistemi, insan ve doğa yaşamını esas alan çevre politikaları, çevreyi talan eden ekonomi politikalarının sonlandırılması gibi temel sorunlar seçim propagandamızın çerçevesi içerisindedir. Başta adaylarımız olmak üzere tüm parti kuvvetlerimiz seçimlerde milyonlarca emekçiye ulaşarak partimizin programında yer alan bu sorunları ve çözüm yollarını anlatacak, taleplerimizi yükselterek demokratik ve özgür bir toplumun inşası için emek seferberliğine girişecektir. 

Bütün bunları ancak radikal demokrasi anlayışına sahip HDP gerçekleştirebilir. Başta AKP olmak üzere tüm düzen partileri ise bu sorunların çözüm adresi değil, tam tersine kaynağıdır. Dolayısıyla AKP’nin emek, barış, eşitlik, özgürlük karşıtı politikalarını teşhir etmek de boynumuzun borcudur. Mevcut sistemden kopamayan, onun nimetlerini 12 yıldır rant olarak kullanan bir siyasal anlayışın değişim ve dönüşüm iddiası olamaz. Sistemin dişlisi haline gelmiş bir AKP zihniyeti toplumlara demokrasi ve özgürlük getiremez. Bu sistemi ancak bu sistemin her türlü baskısını yaşayan ve buna direnler değiştirebilir. Bu direnişin adresi de halklarımızın birleşik gücü HDP’dir. Ezilenlerin kendi sistemini inşa edebilmesi için 7 Haziran seçimleri bu nedenle önemli bir fırsattır.