
12 Eylül askeri faşist darbesinin şefi Kenan Evren öldü. Kimse “Allah rahmet eylesin” demiyor. Bundan daha kötü ölüm olamaz. “Asmayalım da besleyelim mi” diyen birine başka bir şey de denilemez. Ne oldum değil de ne olacağım demek her zaman en doğru tutumdur. Kenan Evren’in içine düştüğü durum sadece Tayyip Erdoğan’a değil, herkese ders olmalıdır.
Kenan Evren, 12 Eylül askeri faşist darbesine helikopterle Siverek üzerinden geçerken karar verdiklerini söyler. O zaman PKK Kürdistan’da etkili olmaya başlamış, halka kan kusturan ağalarla çatışma içine girilmiştir. Artık Kürdistan dağlarında özgürlük mücadelesi veren gerillalar gezmektedir.
Kuşkusuz o yıllarda Türkiye’de emekçiler, gençler ve halkın muhalefeti nedeniyle egemenler halkı eskisi gibi rahat yönetemiyorlardı. Kürt halkı da kültürel soykırımcı sömürgeciliğe karşı örgütleniyor, bu sömürgeciliği kabul etmeyeceğini ortaya koyuyordu. Türk devleti Kürtleri kültürel soykırıma uğratıp Kürdistan’ı Türk uluslaşmasının yayılma alanı haline getirmek istediğinden, siyasi, askeri, toplumsal, ekonomik ve kültürel sistemini bunun üzerine kurduğundan Kürdistan’daki bu uyanışı kabul etmesi mümkün değildi.
Eskiden Türkiye’nin önemli emniyet müdürlüklerinde şöyle bir yazı büyük harflerle herkesin göreceği biçimde bir yerlere asılmıştı; “Adam öldürmeyi, hırsızlığı, dolandırıcılığı vb. her şeyi affedebiliriz, ancak bölücülüğü asla!” Belki yazılan döviz tam böyle olmayabilir, ama özü tamı tamına böyleydi. Bölücülüğe asla deniyordu. İşte bu anlayışta olan Türk devleti, Kürtler mevcut kültürel soykırımcı sisteme karşı çıkmaya başlayınca askeri darbeye başvurmuştur.
Bu askeri darbeyle öyle bir Türkiye ve Kürdistan yaratılacaktı ki; bir daha Türkiye’de devletin düzenini sarsan hiçbir şey gelişmemeli, Kürdistan’da kültürel soykırım engelsiz işlemeli ve tüm Kürtler Türkleşmeliydi. 12 Eylül askeri faşist rejiminin siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel programının esası bunu gerçekleştirmeye dayanıyordu.
Biz, bu yazımızda esas olarak Kürdistan’daki durumu kısaca ele alacağız. 1938’de Dersim’de katliamlar ve sürgünler yaşanıp halk sindirildikten sonra tam bir soykırım düzeni kurulmuştur. Bu nedenle 1938’de Dersim’de gerçekleşenler bir soykırımdır. Amaç, Dersim’de herkesin Kürtlüğünden kaçıp Türkleşmeye koşmasaydı. Şark Islahat Planı ve 1937-38 öncesi Dersim üzerine yazılan raporlar bu amaçlıdır. Zaten 1937 yılında yapılan provokasyonlara halk tepki gösterince derhal katliam ve soykırım politikası uygulanmıştır. Halk sindirildikten sonra da soykırım tamamlanmak için özel bir politika uygulanmıştır. O günden bugüne de Dersim’de bir özel savaş politikası uygulanmaktadır.
Bu uygulamalar sonucu Dersim’de kendi kimliği ve kültüründen kaçan, özbeöz Türk biziz diyen bir nesil yaratılmaya çalışılmıştır. Bu konuda bir başarı da elde edilmiştir. Ancak 1968 gençlik uyanışı ve 1970’li yıllarda devrimci sosyalist mücadelenin gelişmesi ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin tarih sahnesine çıkışıyla birlikte Dersim üzerinde uygulanan bu soykırım politikası durdurulup tekrar özüne dönüş süreci başlatılmıştır.
12 Eylül 1980 askeri darbesi de tüm Kürdistan’da, Dersim’de 1938 sonrası uyguladığı planı devreye sokmak istemiştir. 12 Eylül 1980 sonrası zulüm ve baskılar esas olarak Dersim üzerinde uygulananların benzeridir. Tek farkı, Dersim’deki soykırım planının tüm Kürdistan’a yayılmak istenmesidir. 1980 sonrası Kürdistan ölüm sessizliğine gömülmüştür. Bunu Amed zindan direnişi ve 1984 gerilla direnişi bozmuş, 12 Eylül’ün Kürdistan’da amaçladıklarını tersine çeviren bir süreç başlatmıştır.
Kürt Özgürlük Hareketi Türk devletinin kültürel soykırımcı düzenini sarsmış ve işlemez hale getirmiştir. Buna karşı Türk devleti kirli bir savaş yürütmüştür. Uluslararası güçlerle birlikte Kürt Halk önderine yapılan komplo sonucu İmralı’da esaret altına alınmıştır. Kürt Halk Önderinin esaretinden sonra Kürdistan kültürel soykırımcı düzenin işlemesi açısından rehabilitie sürecine alınmıştır. Bir bütün olarak sistemin restorasyonu hedeflenmiştir. Nitekim AKP iktidarına Ortadoğu’da kapitalist modernist sistemin Truva Atı rolü verilirken, içeride de Kürtler üzerindeki soykırımcı egemenliği pekiştirme görevi verilmiştir.
Ancak 1 Haziran 2004 yılında gerillanın yeni bir hamle yapması Türk devleti ve AKP Hükümetinin planlarını bozmuştur. AKP hükümeti ilk iktidar olduğu yıllarda Kürt Özgürlük Hareketi’ni bastırmaya hazır olmadığı için oyalama ve zaman kazanma politikası izlerken, sonraları, Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezme ve tasfiye etme temelinde restorasyonu gerçekleştirme politikaları izlemiştir.
Tayyip Erdoğan, Kürtlerin 40 yıllık mücadelesi sonucu eski durumun aşıldığı bilinciyle yeni koşullarda kültürel soykırımı sürdürme ve tamamlama politikası izlemektedir. Erdoğan’ın şu anda devletin daha disiplinli ve işleyen bir sisteme ihtiyaç var sözü tamamen Kenan Evren’e aittir. Kenan Evren’in o dönemde daha disiplinli ve sorun yaşamayan bir devlet sistemi gerekli sözlerini bugün sarayda Tayyip Erdoğan dillendirmektedir. Zihniyet olarak fark yoktur. Sadece zaman farkı vardır.
12 Eylül faşist darbesi sonrası MHP’nin Başbuğ’u Alparslan Türkeş “Biz cezaevindeyiz ama fikrimiz iktidarda” demişti. Kenan Evren de herhalde “Ben mezardayım ama fikrim iktidarda” diyecektir.
Kenan Evren’in idamları imzalarken elim titremedi sözüyle Tayyip Erdoğan’ın “Kadın da olsa, çocuk da olsa gereğini yaparız” sözü karşılaştırılırsa, Erdoğan’ınki daha ağır gelir. Zaten hiçbir faşist diktatör Erdoğan gibi bu sözleri kullanmazdı.
Eğer Kenan Evren ve Tayyip Erdoğan kişilikleri karşılaştırılıp hangisi daha fazla otoriter bir kişiliğe sahiptir diye sorulursa, ne cevap verilir biz de merak ediyoruz.