Fransa kriz gündemini Noel ışıklarıyla kapatmaya çalışırken, emperyalist saldırganlığına da tam hız devam ediyor. Arap Birliği’nin Suriye’nin üyeliğini askıya almasından sonra Fransa, Avrupa Konseyi’nde “insani koridorlar” oluşturulmasını tartışmaya açmaya hazırlanıyor.
Fransa Dışişleri Bakanı Alain Juppé, muhalif Suriye Ulusal Konseyi (SUK) Başkanı Burhan Galyun ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, “insani koridorlar inceleme yaptığımız bir nokta ve gelecek AB Bakanlar Konseyinde bu konunun gündeme getirilmesini isteyeceğim” demişti ve devamında Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bernard Valero; “Biz, Türkiye’nin de Arap Birliği genel sekreterinin, Suriye konusunda sunum yapacağı AB dışişleri bakanları toplantısına katılmasını önerdik” dedi.
NATO’nun Libya müdahalesi öncesinde de Fransa benzer yol izlemişti. Juppé’nin açıklamasında Fransa’nın; ‘muhalefete ayaklanmayı örgütlerken nefes alabileceği bir alan yaratmak üzere, Suriye topraklarını uçuşa yasak bölge ilan etmeye ve tampon bölgeler oluşturmaya hazırlandığı’ çok açık bir dille ortaya çıktı.
Libya müdahalesinde görüldüğü gibi, Amerikan emperyalizmi müdahalenin dışında kalıyor havası yaratılıyor. Diğer taraftan Fransa Suriye konusunda öncü bir role soyundu. Benzer bir senaryo ile Türkiye bir taraftan ABD’nin yeni İsrail’i olmaya oynarken diğer taraftan Fransa’nın politikasına yedeklenmesi de tam da burada devreye giriyor. Suriye’ye dönük operasyonda hem ABD’nin hem de AB’nin bölgesel yeni İsrail’i olmayı kabul eden Türkiye; Suriye pazarındaki payını arttırmanın yanında Kürdistan’ın 4 parçasını çeşitli modeller çerçevesinde kendisine bağımlı hale getirme telaşı içerisinde.
Elbet Suriye üzerinde oynanan bu kirli ayak oyunlarının altında Büyük Ortadoğu Projesi’nin hayata geçirilmesi yatıyor. Çünkü Suriye’nin bölgedeki pazar payı; ABD, Fransa ve diğer AB ülkelerinin iştahını kabartacak kadar büyük. Bu pazarda AB ülkeleri her geçen gün pay kaybediyor. Şam’daki Fransız elçiliğinin 13 Mayıs 2011 tarihli bir araştırma raporuna göre 2010’dan beri petrol ve gaz üretiminin yüzde 35’i Çin şirketi CNPC’ye ait. Fransız Total ve Shell gibi Avrupa şirketleri ile CNPC arasında bir mücadele var. 2005 ve 2010 arası dönemde hem Suriye’nin petrol üretimi hem de Shell’in SSPD’sinin buradaki payı düşüyor. Total’in 2010’da yıllık üretimi bir önceki yıllara göre düşük. Diğer taraftan Rusya’nın Suriye’deki pazar payı son yıllarda giderek büyüme profili izlemiş.
Suriye’nin düşük ücretli işgücünün ve gaz rezervlerinin “entegrasyonu” temelinde Fransa için gelecek vaat ettiğini çok açık. Türkiye’nin de Fransa’nın izleyeceği hatta vurucu güç rolünü üstlendiği, Suriye konusunda tartışmanın yapılacağı AB dışişleri bakanları toplantısına davet edilmesiyle daha belirgin bir hal aldı. Tampon bölge Kürdistan’ın Suriye parçası üzerinde düşünülüyor. Ankara’nın Kürtlere karşı yürütmüş olduğu tasfiye ve inkar siyaseti Kürdistan’ın diğer parçalarına kayarken Fransa’nın da bu siyasetten bağımsız olmadığı daha net bir biçimde görülmektedir. Tüm bu tablo içerisinde bölgedeki pazar payları için filler tepişmeye devam ediyor. Bölgedeki emekçi halkların bu dalaşta çimen olmamak için emperyal çıkarlara yedeklenmeden kendi özgüçleriyle direnişlerini büyütmekten başka çıkışları yok!