Çok sayıda filmin başvurduğu ve gösterim programına kırk beş filmin alındığı FilmAmed Belgesel Film Festivali bu hafta başında Amed’de başladı. Direniş filmleri, kadın filmleri ve yüzleşme filmleri gibi bölüm başlıkları altında ve birbirini tamamlayan filmlerin art arda birlikte gösterilmeleri festivali sunuş yöntemi açısından zenginleştirmiş. 

Hem seyirci açısından bakıldığında, hem belgesel sinemacılar açısından bakıldığında belgesel sinemaya ciddi bir rağbetin olduğunu bu festival vasıtasıyla görmek doğrusu oldukça sevindirici. Dünyanın dört bir yanından, Türkiye ve Kürdistan’dan çok iyi belgeseller festival programında yer alıyor. Gerek sinema estetiği açısından, gerek ele alınan konuların, karakter ve olayların, durumların derinlikli, samimi, içten anlatımı bakımından belgesel sinemada ciddi bir niteliksel gelişmenin olduğunu çok rahatlıkla söylemek mümkün. Bütün bunlar, FilmAmed Belgesel Film Festivali’nin özgün bir belgesel Film Festivali olarak devam ettirilmesinin ne kadar doğru bir karar olduğunu göstermektedir.

Bu sene festivalin en önemli özelliklerinden birisi, festival programına dahil edilen filmlerden Kürtçe olmayan tüm filmlerin Kürtçe alt yazılı olarak gösterilmesi. Bu bir film festivalinde ilk defa oluyor. Kürtçe alt yazılı film izleme kültürünün gelişmesi, Kürt dilinin kullanımının yaygınlaşmasına katkı sunmasının yanı sıra Kürdistan dışından gelen sinemacıların, ama özellikle Türkiyeli sinemacıların bu coğrafyanın kendine ait bir dili olduğunu anlamaları, bilince çıkarmaları açısından da çok yerinde bir karar. 

Ancak ne yazık ki festivalin başvuru yönetmeliğinde tüm filmler için Kürtçe alt yazı şartının olduğunun belirtilmiş olmasına ve tüm film dokümanlarının Kürtçe istendiğinin söylenmiş olmasına rağmen festivale filmlerini gönderen Türkiyeli sinemacıların büyük bir bölümü ne Kürtçe alt yazılarını ne de filmlerinin Kürtçe dokümanlarını göndermeden festivale başvurdular. Pek çok yönetmen bu konularda festival komitesinden yardım istedi. Festival komitesi bu konuda büyük oranda bir destek sunarak festival materyallerinin ve filmlerin alt yazılarının Kürtçeye çevrilmesini sağladı. 

Belgesel sinema gibi meşakkatli, netameli ve hem de maddi anlamda, prestij anlamında Türkiye’de çok da karşılığı bulunmayan bir işle uğraşan, daha çok belli bir muhalif duruşun sahibi olan insanların bile bir halkın diline bu şekilde yaklaşmaları doğrusu oldukça düşündürücü ve üzücü. Başvuru dosyalarında yönetmenlerin tümünün filmlerinin İngilizce doküman ve alt yazıları nerdeyse tamamen noksansız. Öyle görünüyor ki konu, olay ve karakter olarak Kürtleri işleyen belgeseller de dahil olmak üzere yönetmenlerin büyük bir bölümü filmlerini Kürtlerlerle onların diliyle paylaşmayı, filminin paylaşım ve gösterim planına dahil etmemiş. Egemen ulus davranışının bir tezahürü olarak kabul edilmesi gerektiğini düşündüğüm bu yaklaşım halklar arasında sanat yoluyla yaratılacak bir birlikteliğe ciddi engel teşkil edecek bir yaklaşımdır. 

Kürdistan’daki bir festivale film gönderirken, orda Kürt diliyle konuşan bir halkın olduğunu hesaba katmak ve filmini onlarla onların diliyle paylaşmak çok temel bir saygı ifadesidir. Yine Kürdistan dışında, Türkiye metropollerinde yaşayan milyonlarca Kürt olduğunu dikkate alıp Türk diliyle yapılmış filmlere Kürtçe alt yazı eklemek bu iki halk arasında birbirini eşit görerek ve birbirlerinin dillerine kültürlerine saygı göstererek bir arada yaşamalarının zeminini güçlendirecek bir yaklaşım olacaktır. Kürtler artık kendilerine egemen dilin dayatılmasından son derece rahatsızlar ve buna dair ciddi bir tepki sahibiler.