Ax û ax!! Dertlerin başında gelen derdi olanlar bilir. Dilinden sünnet edilmek nedir, diline kement vurulmak nedir diye, ax û ax coğrafyanın kader olduğu çağın kadersizliğine ve kederine kurban oldu bir dil, bir düş, bir kundak, bir ütopya…


Söz utandı, yazı silikleşti, kifayetsiz kaldı cümle, pespayeleşti kelam, arafta asılı kaldı ses ve bir halk dilinden vuruldu…


Dili kement oldu boynuna, dili kefen bezi dokudu ruhuna, dilinden çarmıha çekildi kaderdaşı İsa misali…


Oysa kavimlerin kapısı, sözün anahtarıydı dil… Dil; Kürdün ülkesiydi, içinden alındığı ama hep içinde taşıdığı...  
Kuşkusuz esaret ve kuşatma altında yaşayan tüm halkların en derin ve en kanayan yarası dilidir. Çünkü insanın yarası neredeyse kimliği, kişiliği, ruhu, kültürü oradadır ve dil kavimlerin kültürlerin anahtarıdır. İşte sırf bu yüzden dilinden vurulmaya çalışılır esir halklar. İşte sırf bu yüzden lal edilmeye çalışılır kavimler.
Lal edilmeye çalışılır; çünkü lal edilirse bir insan bir ana rahmini kaybeder, bir düş sonlanır, bir stran susar, bir kilam duyulmaz olur.


Bir kavim susar, bir medeniyet, bir kültür yitip gider gök kubbenin altından.


Bundandır hep dilinden vurulmak. Bundandır "Türkçe konuş, çok konuş" dayatmaları. Çünkü dil saklandıkça Kürdün ruhunun izbe kuytularında umut hep var olacaktır, sözün kadim coğrafyasında.


Ax û ax, anamın dili. Ax û ax, sana sığınırım nicedir, ak gerdanı tülbent misali erden kız, ax û ax Mem misali zindana düşen, Siyabend misali uçurumdan düşen yiğit… Dervişin zikri, dengbêjin sesi, anamın sütü, yitik ülkemin sızlayan yanı.


Ey Yezdanê dîlovan! Ey İsa'nın Musa'nın, Muhammed'in rabbi! Ey İbrahim'i ateşten alan sonsuzluğun mimarı! Oy hawar! bir çocuk vuruldu dilinden, adı Mahir, kavmi çetin, dili tutsak…


Ey yeryüzü! Ey tarih, not düşün buraya: Asrın utancıdır belki!! Bir çocuk, bir işçi, bir penaber sırf dili yüzünden kendine aşık mahluklarca Antalya Kaş'ta dövülerek öldürüldü. Adı Mahir'di, kavmi çetindi, kaderi ise dili.


Oy hawar! Akdenizin maviliği esirgendi dağlı bir kabileden, kan kızılına döndü bir coğrafya. Feqî'yi gam sardı, Ehmed ağladı, Mela yas tuttu. Bir ülke vuruldu, bir turna sürüsü göçtü. Dili kanadı bir halkın Mahirce.
Bir kez daha vurulduk Mahirce. Bir kez daha dolandı boynumuza, dilimiz bir kez daha kanadı süt dişimiz.
Ax û ax Mahir! Bira dövülen ne sensin, ne bedenin! Ölüm uykusuna yatan ruhun değil, dilin. Çünkü biz akhileus misali ölümcül yaramızı dilimizden alırız, dilimiz yaramızdır. Sırf bu yüzden dilimizden vururlar bizi ve sen dilinden vuruldun. Fırat'ın öksüzü Dicle'nin yetimi yitmeleri bitmez, ülkemin acısını aşına katık edeni.
Ax Mahir, bira ax! Yazgısı doğmadan yazılan kavmin kadim acısı bizimkisi, ne seçişi ne vazgeçişi olan... Dilimiz yaramız, dilimiz ilk sevdaya tutulmamız, dilimiz kanayan sol yanımızdaki hasretin kapısı, dilimiz anamızın ninnisinde şifresi saklı yitik ülkemiz.


Ax Mahirê min ax! Bilemezler; diline bibexşîn olmayanlar Kürdün yarasını, bilemezler. Oysa Êzîdî kavillerinde güneşe secde eden coğrafyamızın kutsal dilini bilselerdi kıyamazlardı sana, kıyamazlardı güneşin sofrasında bağdaş kurmuş ülkenin çocuklarına.


Mahirê min, birayê min! Anaların ninnisinde saklı kadim coğrafyanın yiğidi! Toprağa düşerken bir kez daha mayalanan tohum! Korkma, eli nasırlı bir ananın rahminde notasız bir çığlık misali… Mayalanacağız zarını yırtan kelebek misali.


Ve sana söz veriyoruz Mahir'im; düşenler kalanlara devretti bu kavgayı. Kavga ki son ananın ninnisi, son dengbêjin kilamı susmadan bitmeyecek, ta ki özgür ülke inşa edilene dek, ülkemiz sol yanımızdan yeryüzüne inene dek.


Oxir be Mahirê min. Yolun yolumuz, kavgan kavgamız olsun.


Dilin ise yüreğimizin en saklı yerinde.