Heidegger, "Yeryüzüne fırlatılan insana" ait anlama yetisinin bu dünyada gerçekleştirdiği en önemli ve en ilkel başarısı olduğunu söyler. Sanırım bu fikri; geçmiş, şimdi ve gelecekle ilgili oluşan "Tarihsel bilinç" ile açıklamak çok yanlış olmasa gerek. Bilindiği gibi bireylerin, ruhsal, duygusal ve bilişsel gelişimlerinde de anlama yetisinin önemi göz ardı edilemez. Onun için de tarihsel bilinç bireylerin ruhsal, duygusal ve bilişsel şemalarından bağımsız değildir.
Bu çerçeveden baktığımızda Ortadoğu'da ve bugün Kürdistan’da hendeklerin arkasındakileri anlamak sanırım daha kolay olacaktır. 0-12 yaş arası bir çocuk düşünün her gün sokağından geçen polis arabası ya da panzerler görüyor ve ağabeyleri o panzerlere, polis arabalarına taş atıyor. Ya da köyüne gelen eli silahlı birileri onları köylerinden çıkarıp kentlerin varoşlarında yaşamaya mahkûm ediyor. Bu durumları yaşayan bir çocuğun ruhsal, duygusal ve bilişsel şemaları sizce nasıl oluşur? Büyüdüğünde nasıl bir psikoloji beklersiniz?
Diyarbakır’dan gelen bir dostum anlatmıştı; Yedi yaşındaki kuzeninin doğum gününde hediye olarak oyuncak bir polis arabası alıyor ve bir güzel paketliyor. Akşam götürüp hediyeyi veriyor, çocuk paketi heyecanla açıyor. Bir de ne görsün polis arabası. Dönüp soruyor hemen "Peki abe, taş nerede?"
Gözlem ile öğrenilen bu ve bunun gibi yüzlerce bilişsel kaydın sonradan ne olduğunu ve neye dönüştüğü bugün herkes camın arkasından izliyor sanırım. Onun için siz siz olun hendeklerin arkasındakileri biraz anlayın. Çünkü onlar oluşturdukları doğru ya da yanlış "tarihsel bilinçleri" ile o hendeklerin arkasındalar. Unutmayalım ki tarihsel bilincin oluşması bir süreç ve her birey kendi yaşantısı ile bu bilince ulaşır. Bu tam da Friedrich Nietzsche’nin "Varacağınız her yere kendi gözlerinizle varın" söylemi ile örtüşen bir durumdur.
Muktedirler durmadan, "1990’lara geri dönmeyeceğiz?" Diyorlar. Doğru söylüyorlar 1990’larda köyleri boşaltıp insansızlaştırıyorlardı, şimdi ise kentleri boşaltıyorlar.
Ey muktedirler! Ne yazık ki körsünüz, boşalttığınız o köylerdeki çocukların ellerinde bir zamanlar taş vardı, siz o zaman da onları anlamadınız, şimdi de anlamıyorsunuz. Anlamıyorsunuz çünkü o taş atan çocuklar, bugün toplarla tüfeklerle saldırdığınız hendeklerin arkasındaki çocuklar. Onlar büyüdüler.
Onlar çok basit olarak gelişen tarihsel bilinçlerinin arkasında duruyorlar. Polis arabası, panzer, siren ve telsiz duyduğunda aklına hemen taş geliyor, etrafına bakıp fırlatacak taş arıyor. Çünkü onlar ruhsal, duygusal ve bilişsel olarak artık sizin kodlarınıza ait değiller. Ama unutmayın ki bunu siz yarattınız. Fırat’ın Doğusu ve Batısı ayırımını yaparak bu kopuşun zeminini siz hazırladınız. Siz şimdi onların öğretmenlerini geri çağırdınız, yarın öbür gün bu öğretmenleri oralara tekrar geri gönderdiğinizde onlara hangi öğrenci saygı duyacak. Onlarda yarattığınız terk edilme sendromunu nasıl onaracaksınız? Durmadan Kitab-ı Mukaddesin dört kutsal ırmağından bir olan Fırat’ın batısına geçmeyin göndermesi yapıyorsunuz. Bunda haklısınız çünkü siz de hiçbir zaman Fırat’ın doğusunda muktedir olamadınız. Yüzyılın başında; Ermeni, Süryani ve Êzîdî halklara uyguladığınız soykırımdan sonra da muktedir olamadınız. Yaklaşık yüzyıldır girdiğiniz savaşın sonunda da muktedir değilsiniz?
Olamazsanız da çünkü sizin kökleriniz burada değil onun için de Fırat’ın Doğusu’nu anlayamıyorsunuz. "Fırat’ın Doğusu’na sefer olabileceğini ama zafer kazanılamayacağını" yaklaşık bin yıldır daha öğrenemediniz. At sırtında geldiğiniz ve talanlarla yok etmeye çalıştığınız ve bir türlü yok edemediğiniz ve muktedir olamadığınız bu toprakları ve bu toprakların insanlarını ne zaman anlamaya başlayacaksınız merak ediyorum. Siz bunu anlamasanız da Fırat’ın doğusunda bugün doğan çocuklar 6 yaşına bastıklarında oyuncak polis arabası gördüklerinde "Hani taş" diye soracaklardır. Kendi aralarında oynadıkları oyunlarda birileri panzer olacak diğerleri de onlara taş atacak ve o çocuklarla başka hendeklerde yine karşılaşacaksınız.
Varın siz düşünün yoksa yemek arası veren polislere; "Eee polis abi hadi zaman geldi" diyen taş atan ve hendek kazanların sesini hep duyacaksınız. Bir şeyi daha unutmayın onlar çocuk ve hep oyun oynamak ister çocuklar. Ama sizin oyun oynama vaktiniz çoktan geçti sanırım. Çocuk olmakta ısrar etmeniz sadece mezar taşlarını çoğaltacaktır.
Duydum ki oyuna doymayan çocuk Kürdistan’daki evlere temizliğe gidiyormuş, meğer ne kadar meraklıymışsınız ev temizliğine, buyurun bize de gelin camlarımız çok tozlandı da…