
Böylesine ürkütücü bir katliamın ardından evrensel bir yas oluşturan bu kıyıma karşı 12 saat boyunca sessiz kalan Türk basınının tavrına anlamak mümkün değildi. 12 saat boyunca katliama ilişkin tek bir haber metni, tek bir görüntüye rastlanmadı. Hep birden AKP’nin yapacağı açıklamayı sanki beklediler. 12 saat boyunca sessiz kalarak vicdansızlıklarını sergilediler. Bunun ne basın etiğinde ne de insanlık etiğininde yeri yoktur, bunun bile ötesine gittiler.
Genelkurmayın açıklamasından sonra dut yemiş Türk basını ve ilgili kişiler aniden dile geldiler. Utanmadan, abes ve samimiyetsiz senaryolarla demeçlerde bulundurlar. Bu suçu örtbas etmek için her biri bir kenarından çekiştirerek kılıf uydurmaya çalıştılar. İnsanının kanını donduracak dereceye getirdiler.
Dile kolay 35 gencecik beden katledildi. Dile kolay 35 evladı infaz ederek 35 ailenin yüreğini dağladılar. Milyonlarca insanı 35 yerinden lime lime ederek paramparça ettiler. Dile kolay 35 kişiyi katledip ardından ‘kontrol dışı gerçekleşti’ gibi samimiyetsiz söylemlere sığındılar.
Bunun adı insanlık suçu. Bunun adı ulusal katliam. Bunun adı zan altında kalarak operasyon yapmak. Bunun adı infazları olağanmış gibi göstermek. Bunun adı kafatasıcılık. Bunun adı imha, infaz, cellatlık. Bunun adı zulüm, rejim, firavunizm… Bunlar gibi tanımlarda sayısız gazete nüshasını doldurabilirim ama ne fayda, kime fayda, neye fayda?!
Nasıl olsa sözler uçuyor bu ülkede. Nasıl olsa yazılanlara çamurlu ayakkabılarla basılıyor. Nasıl olsa haykıran, çığlık atan dörtduvarlar arkasına atılıyor. Nasıl olsa direnen linç ediliyor, infaz ediliyor. Nasıl olsa bu ülkede ‘ölüm’ manavda, markette, kasapta, okulda, hastanede, kışlada, sokakta, camide, çadırda, evde, dağda, ovada, arabada, yayanda, eseninden hastasına, yedisinden yetmişine bedava dağıtılıyor. Ve buna vizite gerekçe olarak sadece Kürt olmak yetiyor.
yasaraxu@gmail.com