Türk siyasi tarihinde, ayak altında ezilmiş, onuru çiğnenip mağdur edilmiş Kürt’ün onur figürü, ilk defa 1950’de iktidar olan (Demokrat Parti) DP tarafından, siyaset sahnesine çıkarıldı.
Ancak bu, Türk ırkçılığına isyan edip karşı çıkan, dirsek gösterme ilkesinin insani refleksi değildi. Şark kurnazlığına dayalı çıkar arayışı, iktidar arayışında "şefkat gösterisi" fırıldağıydı.
DP, rakibi CHP ile aynı ırkçı yarılmanın malı, İttihatçı İsmet (İnönü) ve ekibi CHP’de kalmışsa, çeteci Galip Hoca (Celal Bayar) da DP’nin Cumhurbaşkanıydı.
Ama, DP’nin CHP karşısında Kürt oyuna ihtiayacı vardı. Tıpkı günümüzde, "tek millet" narasıyla ırkçılığın bayrağını doruklara yükselten AKP’nin, diş gıcırtılarını içine gömerek "kardeşim" demesi gibi, onlar da fedakarlığa katlanıp, Kürtlere, "sevgili vatandaş" diyorlardı: İhtiyaçtan doğan mecburiyetin Kürt açılımı...
Nitekim, Muş’tan Kasım Küfrevi, Ağrı’dan Celal Yardımcı’nın DP yönetimine alınması, Ağrı Dağı direnişinin liderlerinden Sipkanlı Xalis (Öztürk)'ten sonra, Şeyh Said ailesinden Melik Fırat’ın milletvekli listesine almasıyla "Kürt dostu" olmuş oluyor ve oylarını kar hanesine kanalize ediyordu.
Ancak, her şeye rağmen ilk dönem bir kalite vardı. İlerleyen zaman içinde, "siyasette fırıldak Kürtler dönemi" başlıyor ve fırıldakların taklası, 1990’larda utanç duvarlarını da aşıyordu.
Fırıldaklar, dün sövüp saydıklarına ertesi gün temmennah çakıyor, iki büklüm olup el öperek parti değiştiriyor, kimileri ertesi gün oradan da ayrılıp, aralanan öteki kapıdan içeriye giriyor, bu kez bir gün önce övdüğüne sövüyor, yeni efendisinin kucağında seçilip parlamentoya kuruluyordu.
Artık utanma yok, ayağa düşmüşlerin el, etek öpme dönemi, ücret (maaş, paye) mukabilinde şekilden biçime giren palyaçolar dönemi vardı. Kendini pazarlayan işini bilen, utançta ise rekor dönemiydi…
1990’larda Kürdistan yangın içinde, dağ, taş, tek kalmış ağaç kan çiçeği, AKP’nin kanattığı Roboskî gibiydi. İnsanlar diri diri yakılıyordu.
Kan ve ateş günlerinde, bakabilen gözler seçilmişlereydi. Belki, aldıkları oyların karşılığını ödemeye kalkışmasa bile, insan oğlunun vicdanı olup, "ayıptır, günahtır, suçtur, insanlığı yakmayın!.." diyecekler diye…
Kürtlerin oylarıyla seçilmişlerden kimileri, dünyada seçenle seçilmişler arasındaki ilişkide bir başka benzeri yok, ama insanlığın öldüğü bu yerde dönüp yere düşmüşlere bakan yoktu.
Bazıları parlamentoda da "korucubaşı" unvanlıydı. Kimi korucular can alan, yol kesen, köy yakandı.
Kimi seçilmişler kan ve ölüm deryasını da yöneten iktidarda bakandı. Şimdi AKP’ye aynı hizmeti vermek için milletvekili adayı olan Diyarbakır’ın Dicle ilçesinden Mehmet Salim Ensarioğlu, o günlerde, Tansu Çiller hükümetinde bakandı…
Haberiniz var mı Diyarbakırlılar, şerefse şeref, hadi koşun Ensarioğlu bir kere daha sizlerden oy bekliyor…
Tansu Çiller’in bir başka bakanı, Ağrılı Cemil Erhan’dı. Ağrı Dağı yangın içindeyken, Cemil Erhan, bir gün, İran yolculuğuna çıkıyor, fakat uçağın tekerlekleri yerden kesildiği an, Başbakan Tansu Çiller, onun görevden azledildiğini açıklıyordu. Cemil Erhan Bakan titriyle bindiği uçaktan, hiç bir şey olarak iniyordu. Buna rağmen, "vay benim onurum" deyip istifa etmeyi aklına getirmiyor, onurlu bir insan olarak gezisine devam ediyor, şerefli biri olarak ağırlanmayı bekliyor, sonra dönüp görevde eğilmeye devam ediyordu.
Bu Cemil Erhan, şimdi CHP’den aday…
Türk poitikacılar arasında, bunların benzeri görülmedi. Ne kadar ayıp ki, bu tipler azalacağına çoğalıyor.
Hangisini söyleyeyim: Sedat Bucak, Tansu Çiller’in korucubaşıydı. Susurluk çetesi davasında çetebaşıydı. Sedat Bucak, şimdi AKP’de ve CHP'de "Kürtlere hizmet" için yerine yeğenlerini hazırlıyor
Palulu Septioğlu kardeşlerden her biri bir partiden aday…
Kürtler ve Kürdistan adına ne kadar ayıp ki, dünyayı bilmem ama Türklerde de örneği yok…
AKP, dürüstlükleriyle ortada olan bunları kullanıp öne sürerek Kürtleri din, Kur'an gösterisiyle kandırıp dolandırmaya çıkıyor. Sokak aralarında ise Avrupa Birliği fonundan gelen parayla çocuklara 30 lira (yaklaşık 10 Euro) maaş dağıtıyor. Parayı alan baba, "onurumla, vicdanımı toptan 10 Euroya sattım" deme yerine, "AKP çok dindardır, oyum AKP’ye" diye bağırıyor…
Hadi Cemil Erhan, Ensarioğlu, Septioğlu, Mehmet Metiner, Orhan Miroğlu ve tekmil korucubaşları ayık öldü, utanç tatile çıktı arş ileri, marş ileri nimetlere…
Otuz liralık maaş cüzdanını cebine koyan babanın deyimiyle "APK çok dindar…"