
'Kürtler, Türkiye ve İmralı Barış Süreci: Tarihi Bir Fırsat' başlığı altındaki 10.Uluslararası Kürt Konferansı, Nobel Barış Ödülü sahibi Desmund Tutu, Şirin Ebadi ile yazarlar Vedat Türkali, Yaşar Kemal, Avrupa Konseyi İyiniyet Elçisi Bianca Jager, Sakharov ödüllü Leyla Zana ve ABD'li düşünür Noam Chomsky'nin himayesinde yapıldı. Konferans, Avrupa Birliği (AB) Türkiye Yurttaş Komisyonu (EUTCC) ile AP Avrupa Sol Grubu (GUE/ENG) tarafından düzenlendi.
Parlamento Başkanı'nın mesajı
Açılış oturumunda Avrupa Parlamentosu (AP) Sol Grup Başkanı Gabi Zimmer, AP Başkanı Martin Schultz'un mesajını okudu. Mesajda, "Şu anda Kürtler ve Türkler arasındaki barış sürecinin olumlu bir şekilde sonlanmasını umut ediyorum. Diyalog yolu, cesaret, kararlılık ve vizyon isteyen zorlu bir yoldur. Avrupa, sorunun çözümü noktasında tecrübesini sunmak istiyor. Avrupa Parlamentosu barış sürecini önemsiyor" denildi.
Gabi Zimmer ardından kendi konuşmasını yaptı. Zimmer, şunları söyledi: "Bu konferans önemli bir süreçte gerçekleşiyor. Barış süreci şu an kritik bir aşamadadır. Önemli ve cesaret veren adımlar atıldı. Bunlar, Türkiye'deki insanlara huzurlu ve kardeşçe bir yaşamı getirecek adımlardır. Ama bu sürecteki zaaflarını da biliyoruz. Barış süreci ve reformlar için henüz bir takvim yok. Bu konuya önem verilmeli. Karşılıklı güven ve samimiyet büyümeli, af talebi ciddiye alınmalı, Kürtçe okullarda öğretilmeli ve insanlar kendi dilini parlamento, sokak, resmi dairelerde rahatça kullanılabilmelidir."
PKK listeden çıkarılmalı
Açılış oturumunun diğer bir konuşmacısı da Avrupa Birliği Türkiye Yurttaş Komisyonu (EUTCC) Başkanı ve Bergen Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Karina Westrheim'di. Kürt sorunun çözümü durumunda bunun sadece Ortadoğu için değil Avrupa için de örnek oluşturabileceğini belirten Dr. Westrheim, Avrupa Birliği'nin PKK'yi 'terör örgütleri listesi'nden çıkartarak müzakereleri kolaylaştırmasını istedi. Westrheim, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın örgütü ve basın mensupları ile görüşebilmesinin koşullarının yaratılması, medyanın barışçıl bir dili yakalaması gerektiğini vurguladı.
Westrheim, şunları söyledi: "Bizler EUTTC olarak, her iki tarafa bu konferanslar için davetiye gönderdik ama AKP her defasında davetimize olumsuz yanıt verdi. Bu üzücü bir tutumdur ve yapıcı değildir. Ama biz her zaman davetimizi göndereceğiz. "
Amed Milletvekili Leyla Zana da, barış sürecinin sevindirici olduğunu ancak çözüm süreci ile ilgili projelerin kamuoyuyla paylaşılmasının gerekli olduğunu dile getirdi. Yasal ve anayasal güvenceler ile siyaset yolunun açılması gerektiğine vurgu yapan Zana, "PKK, sosyal ve siyasal alana dahil edilmediği takdirde, artık süreçte ciddiyetini sorgulayıcı bir hale gelir. Adil, özgür ve onurlu bir yaşam ancak taleplerin hayata geçirilmesiyle mümkündür. Kürt sorunu, Kürtlerin yaşadıkları tüm alanlarda idari, sosyal, kültürel ve siyasi sorunların çözülmesiyle mümkün olur" şeklinde düşüncelerini dile getirdi.
Zana, konuşmasının devamında, tüm farklı kesimlerin ihtiyaçlarını karşılayan eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik bir anayasanın yapımı, Türkiye'deki hasta tutsakların bir an önce bırakılması, Kürtlerin yüreğinde bir yara haline gelen Roboskî Katliamı'nın aydınlatılmasını, anadille eğitim imkanının sağlanmasını çözüm önerileri olarak sıraladı.
AP Gözlemci Grubu önerisi
4 Kasım günkü açılış oturumunun diğer bir konuşmacısı da Avrupa Parlamentosu Sol Grup Milletvekili ve AP Kürt Dostluk Grubu Başkanı Jurgen Klute, çözüm sürecinin devrimci bir sabır gerektiğini vurguladı. Klute, şunları söyledi: "AP Başkanı Martin Schulz'un 'Kürtlerin çabasını desteklediğini' vurgulaması önemlidir. Kürt sorununun çözümü için yaptığımız çalışmalar, Avrupa Parlamentosu'ndaki tüm fraksiyonları tarafından destekleniyor. Paris katliamı hepimizi şok etmişti. Kürtlerin kimliği ve talepleri susturuldu. Bunlara artık sessiz kalamayız. Kürtler şovlarla, sözcüklerle artık tatmin olmazlar. Geciktirme taktikleri yerine, somut adımlar görmek istiyorlar. Hasta tutsaklar başta olmak üzere siyasi tutsakların serbest bırakılması gerekiyor. Türkiye hukuk devletine geri dönüş yapması gerekiyor. Seçim sonrasına aktarılmayacak düzeyde bir acil adımlar var. Kürt sorunu için AP'nin bir gözlemci grubu oluşturmasını öneriyorum. Bunu Ankara'daki Türkiye-AB Karma Parlamenter Grubu toplantısında da dile getireceğiz. Türkiye-AB Karma Parlamenter Grubu bu görevi yerine getirebilir. Uluslararası kamuoyu ve Kürtler Türkiye"den somut adımlar beklemektedir. Medyanın dilini değiştirmesi, anadil reformu çok acil bir şekilde hayata geçirilmelidir. Umarım bundan sonra çözümü kutlamak için buluşuruz."
Avukat Antoine Comte konuştu
Klute'un ardından Paris'te katledilen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez'in ailelerinin avukatı Antoine Comte konuştu. Av. Comte, "Uluslararası ceza hakları, BM tarafından da kabul edilmiş bu prensipleri çözüm müzakerelerine dahil etmek gerekiyor. Müzakerelerin sağlıklı yürümesi için Avrupa devletlerinin PKK'yi terör listesinden çıkarması gerekir. Fransa'da üç Kürt kadını öldürüldü. Bu, bütün Avrupa'nın davasıdır. Bütün Avrupa sorumludur" dedi.
Chomsky ve Kemal'den mesaj
Comte'den sonra Noam Chomsky'nin görüntülü mesajı sunuldu. Chomsky, "Görüşmelerin ilerlemesine ilişkin, umut verici işaretler yok gibi. Daha geniş aktörlerin, uluslararası topluluğun da seferber olması gerekiyor diye konuştu.
Yazar Yaşar Kemal de gönderdiği yazılı mesajında Türkiye'de uzun bir süreden beri demokrasi özlemi çekildiğine vurgu yaptı. Kemal, mesajında şunları söyledi: "Çok uzun zamandır, demokrasi ve barışın özemini çekiyoruz. Bugün ise barışın dilini oluşturma aşamasındayız. Daha işin sonuna gelmiş değiliz. Hatalar bizi uçurumun başına da götürebilir. Demokrasi bir gereksinimdir. Demokrasi bir denge düzenidir. İnsanların onuruyla yaşadığı, kimsenin temel insan haklarından yoksun bırakılmadığı bir düzendir. Onuru ile yaşamak; kendi dilini ve kültürünü onurlu taşımak ve yaşatmak demektir. Bu temel insan hakkıdır. Ben büyük maceralardan geçerek gelmiş bu halkların, Kürtlerin, Türklerin, tüm Anadolu halklarının bütün olumsuzluklarının üstesinden gelerek, sağlıklı bir gelecek kurabileceğine inanıyorum."
Devlet, mutabakat ve reform
Açılış konuşmaları ve mesajlardan sonra konferansın birinci oturumuna geçildi. "Devlet, mutabakat ve toplumsal reform: Türkiye'de anayasal, siyasal ve sosyal reformlar" adıyla başlayan birinci oturumun moderatörlüğünü Jurgen Klute üstlendi. BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, Kürt sorununun çözümünde Avrupa'nın rol olması gerektiğini belirterek, süreci özetledi. Kışanak, tıkanmanın aşılması için Öcalan'ın koşullarının düzeltilmesini ve hasta tutsakların bir an önce bırakılması talep etti.
Birinci oturumda konuşan Akil İnsanlar Heyeti üyesi Hüseyin Yayman da Kürt sorununu yüzyıllık bir problem olduğunu; siyasi, ekonomik, etnik ve psikolojik yönleriyle karmakarışık bir sorun olduğunu belirtti. Yayman, 1920'den günümüze kadar Kürt sorunu ve devletin yaklaşımları konusunda tarihsel bir kesit sundu.
Prof. Doğu Ergil de Kürt sorununun artık çözüm zamanını geldiğine işaret etti. Doğu Ergil, şunları söyledi: "Kürt sorunu tanımı bile sorunludur. Kürt gerçeği iyi yönetilemediği için, sorun haline geldi. Kürtler, Kürt sorunun mağduru haline geldi. Kürtleri bugün çıktıkları siyasal sahada, demokratik katılımına onay verecekler mi yoksa bastırma ve sorun olarak görmeye devam mı edilecek?"
Prof. Ergil, dört parça Kürdistan'daki Kürtlerin günümüzde bir statü talep ettiğini ve bu gerçekliğin artık görmezlikten gelinemeyeceğinin altını çizdi.
Çözüme damardan girilmiyor
Gazeteci Hasan Cemal ise "Çözüme ilişkin bazı konular var ki onlara damardan girilemiyor. Ankara bazı konuları ne yazık ki ele almıyor. AKP'ye hakim muhafazakar ve milliyetçi zihniyet çözümü engelliyor. Bu anlamıyla AKP ve Erdoğan Kemalist milliyetçilikle benzeşiyor. Anayasa konusuna damardan girilmediği için tıkandı. Anadille eğitim, yerel yönetimler, seçim barajı gibi konusundaki sorun, hapisteki gazeteciler, hasta tutuklular ve Öcalan'ın koşullarının düzeltilmesi… Erdoğan'ın Kürt sorununu çözecek kararlılığı ve cesareti yok" diye konuştu.
'Türkiye'de iki çizgi var'
'Barış girişimi ve İmralı Süreci: Ulusalararası ve AB'nin rolü' adlı ikinci oturum ise dün gerçekleştirildi.
Moderatörlüğünü Søren Bo Søndergaard'ın yaptığı oturumun ilk konuşmasını Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Ertuğrul Kürkçü yaptı. Türkiye'de yaşanan 30 yıllık savaşın bilançosunu açıklayan Kürkçü, "Türkiye'de demokratik özyönetimin şlendiği yeni bir toplumun inşası gerekiyor. Kolektif hakların korunması gerekiyor. Biz demokratik haklar ve özgürlükler için mücadele verdik. Türkiye'de iki çizgi var. Birincisi Kürdistan Özgürlük Mücadelesi, ikincisi geleneksel üst sınıfların Türkiye'deki hakim sınıflar ile ortaklaşan geleneksel çizgidir. Bu iki çizgi arasında hakların inkarından doğan bir çatışma var. 30 yıl süren, 50 bin insanın yaşamını yitirdiği, milyonlarca insanın yerinden yurdundan edildiği ve maliyeti 300 milyar dolara mal olan bu çatışmanın bedelini halk ödedi. Ancak Öcalan, 2013 Newroz'nda yepyeni bir iklim yarattı" diye konuştu.
Türkiye'de yaşanan sürecin Avrupa Konseyi ve insan hakları örgütleri tarafından izlenmesi gerektiğini söyleyen HDP Eşbaşkanı Kürkçü, "Sürecin bir üçüncü göze ihtiyacı var" dedi.
Uluslararası arenada Kürdistan'ın dört parçaya bölünmesinin kabul edilmemesi gerektiğini vurgulayan Kürkçü, Rojava'daki devriminin Kürdistan'ı birleştireceğini ve barış zemini oluşturacağını belirterek, "Kamuoyundan, insan hakları örgütlerinden, hükümet ve istihbaratlardan Rojava'ya saldıranlara kırmızı kart göstermelerini isteriz. Rojava Devrimi uluslararası barışa destek verecektir. Avrupa'nın bunu dikkate alması lazım" diye kaydetti.
Oturumda söz alan Avrupa Sosyalist Parti (PES) Genel Sekreteri Yonec Polet, Türkiye'nin çözüm anayasal güvenceleri kabul etmesi ve Kürtleri de koruması gerektiğini söyledi. Türkiye-AB diyalogunun güçlü olması için katılımcı bir demokrasiye ihtiyaç olduğunu belirten Polet, adımları şöyle değerlendirdi: "Kuvvetli bir demokratikleşme paketi olmalıdır. Sadece PKK'nin geri çekilmesi değil, şiddetin tümden ele alınması, anti terör yasasının ele alınması, dil özgürlüğü, seçim barajının kaldırılması, Kürt halkının eşit vatandaşlık statüsü…"
Bunların yapılması ve Avrupa'nın daha fazla destek vermesiyle çözüme gidileceğini söyleyen Polet, "İmralı süreci önemlidir. Bizler bu sürecin destekçisiyiz" dedi.
5 önemli adım gerekli
Konferansa katılan ve ikinci oturumda söz alan bir diğer isim ise Uluslararası Kriz Grubu'ndan Huge Pope'ydi. Yıllardır Türkler ile Kürtlerin bu tarz konferanslarda biraraya geldiğini anımsatan Pope, şunları söyledi: "Bizler Kürt sorununun çözümünde PKK ve Türk devletini muhattap alıyoruz. İmralı süreci dahil olmak üzere dört rapor yayınladık. Güvenlik boyutu ile Kürt sorunu ayrı konumda. Hükümete 'bir taraftan PKK ile görüşmelere devam edin, diğer taraftan da toplumsal güvenlik konularını ele alın' dedik. Kürt militanları ve Kürt aktivistlerini 'terörist' olarak tanımlamak yapıcı değildir."
Pope, beş önemli adımın atılması gerektini belirterek, şöyle açıkladı: "Anadil serbestliği, AB merkezli denetim, anayasal reform, terörle mücadele yasasının değişmesi ve seçim barajının düşürülmesi."
Hükümet fırsatı değerlendiremedi
ABD'deki Columbia Üniversitesi İnsan Hakları Araştırmalar Enstitüsü'nden Barış İnşası ve Haklar Programı Müdürü Prof. David L. Phillips de Öcalan'ın Mart 2013 açıklaması ve gerillaların çekilmesinin önemli bir fırsat olduğunu ancak hükümet tarafından değerlendirilmediğini kaydetti. "İki tarafın da ateşkes ilan etmesi gerekiyor ancak Türk Hükümeti, Kürt halkının temsilcileriyle yürütülen görüşmelerde bu izlenimi vermiyor" diyen Philips, "Sayın Erdoğan 30 Eylül'de bir demokratikleşme paketi sundu. Bu sözde demokratikleşme paketi, insan haklarını o kadar dar düzeyde tutuyor ki bir demokratikleşmeden bahsedilemez. Kürtlere yönelik bir hakaret olduğunu düşünüyorum. Türban serbestleşirken, Kürt halkının anadili ve hakları Erdoğan tarafından tanınmadı. Anayasa içerisindeki etnik kimlik ibareleri değişmiyor. Erdoğan şu konuda çok başarısız oldu. 2009-2011 tarihlerinde hapse atılan Kürt aktivistlerin salıverilmesi konusundaki taahhütlerini yerine getirmiyor" şeklinde konuştu.
Türkiye'de demokrasiden bahsedilmesi için TMK ve TCK'deki bazı maddelerin değiştirilmesi gerektiğini söyleyen Phillips, "Anayasal reform istikrar ve barış için bir önkoşuldur. Çatışma süreçlerinden geçmiş ve anayasal reformlar gerçekleştirmiş ülkelerin deneyimlerinde ders çıkarılmalı" önerisinde bulundu.
Bazı bölgelere ek yetkinin verilmesi gerektiğini vurgulayan Phillips, "Esasen anayasal reform içerisinde özerklik yetkisinin yer alması gerekiyor" dedi.
Phillips, şöyle devam etti: "Özerklik çalışmaları egemenliğe giden yolda son derece faydalı. Yerel kurumlara özerklik hakları verilebilir. Yerel düzeyde yasama, yürütme ve yargı organları kurulabilir. Yerel kolluk kuvvetlerinin de konuşlandırılması son derece önemli olacaktır diye düşünüyorum. Ekonomik ve kültürel özerklik önemli. Eğitim, azınlık dillerinin okullarda kullanılması, yerel kamu kuruluşlarının kendi yerel dillerinde işlerini yapması, basın ve medyanın yerel dilde yayın yapması konusunda kültürel özerklik önemli. Bütün bu haklar ayrıcalık olarak görülmemeli, güvence altına alınmalı. Erdoğan asimetrik bir yaklaşım ile Türkiye"nin güneydoğusuna daha fazla yetki vererek bunu yapabilir… İmralı barış sürecinde, görüşmelerin farklı bir yaklaşıma ihtiyacı var. Barış tesisi ancak arabulucuların ve üçüncü tarafın katılımı ile mümkün olabilir."
Phillips, AB'ye şu çağrıda bulundu: "PKK'nin 'terör listesi'nden çıkarılmasının tüm taraflar için faydalı olacağını düşünüyorum. Bu şekilde Türkiye'deki barış süreci canlanır."
Bunun Suriye için de olumlu olacağını kaydeden Phillips, PYD'nin çalışmalarına dikkat çekerek, uluslararası finansman sağlanmasını istedi.
AB'nin kapasitesi var mı?
Almanya Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü’nden Günter Seufert, Türkiye-AB ilişkilerini değerlendirirken, "AB’nin Türkiye üzerinde baskı yapabilme kapasitesi var mıdır?" sorusunu sorguladı: "Türkiye’nin üyeliği bir takım AB üyelerince istenmiyor. Bunun sonucu olarak koşulsallık politikası biraz yıprandı. Şimdi artık yaptırımlar var ama ödüller kalmadı. Erdoğan hükümetini etkilemede biraz daha zayıf kalıyoruz. Türkiye STK’larında AB’ye güvenilir bir gözle bakılmıyor. Baskı kapasitesi zayıfladı."
Çok az çok geç
Yeşiller Grubu'ndan Belçikalı Avrupa parlamenteri Mark Demesmaeker, Türkiye'deki reformlar konusunda "Çok az şey çok geç yapıldı" dedi. Demesmaeker, "Reformlar hayal kırıklığı yarattı. Anayasa komisyonu çalışmalarına son verdi. Bu da son derece üzücü. Bu bir başarısızlığın kabulüdür. Bazen demokratikleşmeden de vazgeçildiğini düşünebiliriz" diyen Demesmaeker, "Yaşasın Özgür Kürdistan" diyerek sözlerini tamamladı.
Gazetemizin yazarlarından Günay Aslan da, Kürt ve Kürdistan sorununun yaratılmasında Avrupa’nın rolüne değinerek konuşmasına başladı. Bu sorunun Avrupa tarafından yaratıldığını belirten Aslan, Kürt sorununun nasıl ortaya çıktığını anlattı.
Soğuk savaş döneminde NATO’nun Kürdistan özgürlük mücadelesine verdiği zararları da anlatan Aslan, "Kürt özgürlük mücadelesinin bastırılmasında NATO’nun ABD’nin tahminlerin çok üstünde bir rolü var" dedi. Öcalan'a komplonun da bir NATO operasyonu olduğunu kaydeden Aslan, Kürt sorunu konusunda Avrupa’nın rolünün hep olumsuz olduğunu vurguladı. Aslan, "Barış süreci başladığı zaman Avrupa’da bir cinayet işlendi. Üç Kürt kadını öldürüldü. Bu cinayetin işlenmesine Avrupa onay verdi" dedi.
"Avrupa’nın izni olmasaydı Paris’te bu cinayet işlenmeyecekti" diyen Günay Aslan, 2006’da 9 çocuk barışçıl gösterilerde katledildiğinde Avrupa’nın Erdoğan’ı demokrasi kahramanı ilan ettiğine dikkat çekti.
Kürtlerin artık tarih sahnesine çıktığını kaydeden Aslan, "Avrupa ile artık açık konuşmamız gerekiyor. 'Bu sorunu sen yarattın. Bu sorunu çözmüyorsan, çözümünden yana politika izlemiyorsan uzak dur, köstek olma' demeliyiz" diyerek, konuşmasını şöyle bitirdi: "Türkiye’yi alkışlayanlar biraz da Kürtlerin mücadelesini alkışlasalardı daha iyi olacaktı. Kürtlerin yürüttüğü bu mücadeleye saygılı olmak lazım."
NİHAL BAYRAM/RIZA AYDOÐDU/BRÜKSEL