
Avrupa Kürt Kadın Hareketi (TJK-E), Paris’te 9 Ocak 2013’te katledilen Kürt kadın devrimciler Sakine Cansız (Sara), Fidan Doğan (Rojbîn) ve Leyla Şaylemez (Ronahî) için Fransa Parlamentosu’nda dün bir konferans organize etti. Fransa’nın katliamı ülkede daha önce işlenen benzer 25 cinayet gibi üzerini örtmeyi amaçladığına dikkat çeken konuşmacılar, adalet taleplerini yineledi.
“Kürt militanlar Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in dosyası ışığında, politika cinayetler ve adalet arayışı” isimli konferansa 3 kadın devrimcinin aile fertleri ve ailelerin avukatları, 1965’te Paris’te katledilen Fas bağımsızlık mücadelesi önderi Ben Barka’nın oğlu Bachir Ben Barka, politik cinayetler hakkında araştırmacı Nil Andersson ile HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş da katıldı. Açılış konuşmasını yapan Komünist Partisi Milletvekili Marie Georges Buffet, katliam karşısında Fransız devletinin yaklaşımının cumhuriyet değerleriyle bağdaşmadığını ifade ederek “Bu dosyaya ilişkin bütün araştırmalar, soruşturmalar sonuna kadar yapılmalıydı. Özellikle siyasi boyutuyla Fransa Cumhurbaşkanlığının bu konuda sorumluluğu olduğunu düşünüyorum” dedi. Konferans organizasyonunda yer alan Fransa Ulusal Kürdistan Dayanışma Koordinasyonu Sözcüsü Joël Dutto, sadece tetikçi üzerinden soruşturmanın yürütülemeceğini vurgulayarak, “Katliamın arkasındaki güçlerin aydınlanması konusundaki çabamız sürecek” diye belirtti.
Türkiye soruşturmada engel
Konferansın ilk oturumunda ise Paris Katliamıyla ilgili soruşturma masaya yatırıldı. Paris Katliamı soruşturmasında ailenin avukatlığını yapan Sylvie Boitel’in moderatörlüğünü yaptığı oturumda, dava avukatlarından Jean-Louis Malterre ve soruşturmanın Türkiye ayağını takip eden Av. Pınar Akdemir söz aldı. Av. Malterre, soruşturma dosyasının Haziran 2015’te kapandığını ve Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk edildiğini belirterek, “Sevk kararında dosyanın terör dosyası olduğu ifade edildi. Bu dosya içerisinde 3 bin 500 fasıl içeren bölüm bulunuyor. İsviçre, Belçika, ABD, Almanya ve başta Fransa’da soruşturma boyunca araştırma yapıldı. Soruşturma esnasında Türk makamlarından özellikle telefon trafiğine dair bazı bilgiler de talep edildi. Ama bu telep hiçbir zaman karşılanmadı” dedi.
Türkiye-Fransa işbirliği yapıyor
“Türkiye ve Fransa arasında adli bir işbirliği söz konusu” eleştirisinde bulunan Av. Malterre şöyle devam etti: “Özellikle Kürtler söz konusu olduğu durumlarda. Hatta Fransa’da bir hakim bu konuda görevlidir. Aynı hakim gidip Türkiye’de VIP’te uçuşlar yapıp üst düzeylerle görüşmeler yapıyordu. Gidip Türk makamlarına Fransa’daki dosyaları sunuyordu. Bu sıkı işbirliği 2013 yılına kadar sürdü. Ama cinayetin çözülmesine ilişkin bir işbirliğini görmüyoruz.”
Silah ortada yok
Av. Malterre, katliamın nasıl gerçekleştiğine dair kimi bilgileri de paylaştı. Üç Kürt kadına 10 kurşun sıkıldığını aktaran Av. Malterre, “Sakince Cansız’a üç, Leyla Şaylemez’e üç ve Fidan Doğan’a biri ağzının içine toplamda 4 kurşun sıkılıyor. Bu olay anına dair bilgilerin ışığında geride kalan boş kovanlara bakıldığında tek silah kullanıldığı ifade ediliyor. Ama silah ortada yok” dedi.
İstihbarat bilgileri gizliyor
Fransa İstihbaratı’nın elindeki bilgileri paylaşmadığı eleştirisinde de bulunan Av. Malterre şöyle konuştu: “Fransa istihbaratı belgelerini sundu. Güney’i tanımadıklarını belirtiyorlar. Ama Sakine Cansız’ı birgün öncesine kadar izlediklerini dosya içerisindeki tutanakların tarihinden anlıyoruz. Son dakikaya kadar Sakine Cansız izlenmiş. Güney’den haberlerinin olmaması imkansız. Fransız istihbaratının elinde veriler var ama bu paylaşılmıyor.”
Türkiye’de soruşturma gizli
Dosya avukatlarından Pınar Akdemir de katliamın olduğu dönemde Türk basınının ‘iç infaz’ söylemlerini yaydığına vurgu yaparak “Ardından Gülen Cemaati’ne mal edilmek üzerine kurulduğunu gördük. Bizzat bu Cumhurbaşkanı tarafından ifade edildi. Soruşturma üzerinde gizlilik kararı var. Böylesi bir soruşturmanın nereye varacağını da bilmiyoruz” dedi. Türkiye’deki soruşturmada Hollanda, Fransa, Almanya’dan bilgi istendiğini belirten Akdemir “Hollanda, Ömer Güney’in de gözaltına alındığı Hollanda dosyasını Türkiye’ye verdi. Dosya gizlilik kararı kaldırıldığı kısa sürede bu dosyanın yürütülme biçimini gördük” diye belirtti.
25 siyasi cinayet
‘Sakine, Fidan, Leyla’nın katliamları ışığında Fransa’da politik cinayetler’ başlıklı oturumun moderatörlüğünü Fransa Ulusal Kürdistan Dayanışma Koordinasyonu’ndan Sylvie Jan yaptı.
Politik cinayetler konusunda araştırmacı kimliğiyle bilinen Nils Andersson, Fransa’da yaşanan 25 siyasi cinayete dair bilgi verdi. Andersson, katledilenlerin Cezayirli, Tamil, Filistinli ve ezilen diğer halklardan olduklarını ve soruşturmalarda hiçbir sonuca ulaşılmadığını dile getirdi. Andersson “Sayısız avukat yıllarca mücadele verdi. Ama bugüne kadar bu konuda bir gelişme yok. Bugün aynı şeyi Leyla, Sakine ve Fidan katliam dosyası için yaşamamalıyız” dedi.
Fransa suç ortağı
Paris’te katledilen Mehdi Ben Barka’nın oğlu Bachir Ben Barka ise şunları söyledi: “Babamı kaybedişimizin 50. yılı. Adalet için bugün buradayız. Üç kadına dönük yaşanan suç, daha önce aydınlanmayan süreçlerin devamıdır. Bütün yaşananlara karşı elbette sessiz kalmamalıyız. Bu mücadeleyi yıllardır sürdüren biri olarak bütün cinayetlerin ortak noktaları var. Dışarıdan gelenlerin Fransa’da sürekli suç ortakları var. Bir takipsizlikten bahsettiğimizde Fransa’nın suç ortaklığını görebiliyoruz.”
İnfazların üzerini örttü
Tamil halkını temsilen konferansta bulunan Thira Thircuchchat, Paris’te şu ana kadar Tamil halkından 3 kişinin katledildiği ama herhangi bir yargılamanın yapılmadığına dikkat çekti.
İlk olarak 1996’da iki Tamil gazetecisinin Paris’te katledildiği ardından en son katliamın ise 8 Kasım 2012 tarihinde Paris’in orta yerinde yaşandığını belirten Thircushchat, Sri Lanka istihbarat birimlerinin işin içinde olduğu halde Fransa’nın olayların üzerini kapattığını vurguladı. Thircushchat, “Fransa şunu bilmeli, yaşanan cinayetler devlet terörüdür. Bütün siyasi cinayetler için adalet sağlanmalı” dedi.
Paris domino etkisi yaratabilirdi
Konferansa HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş da katıldı. “Tam da umudun büyümeye başladığı ve herkeste büyük bir heyecanın olduğu günlerde katliam haberi geldi” diyerek cinayetin işlendiği dönemi hatırlatarak sözlerine başlayan Demirtaş, Paris Katliamı’nın aydınlatılmasının yeni katliamların önüne geçebileceğini ancak bunun yapılmadığına dikkat çekti.
Eğer aydınlatılsaydı
“Şöyle bir ilişkiyi hatırlatmak istiyorum. Paris Katliamı ve son Paris’teki IŞİD saldırıları arasında, zorlama diyebilirsiniz ama bir bağ vardır. O zaman bunun üzerine gidilmiş olsaydı bu işin arkasındaki güçler çok açık biçimde teşhir edilmiş olsaydı kimlerin barış sürecini hedeflediği ortaya çıkmış olacaktı ve bunlar bir daha böyle bir sabote girişimine cesaret edilmeyecekti. Eğer bu yapılmış olsaydı, Kürt sorununun çözümünde belli bir noktaya gelinmiş olsaydı, Türkiye’nin Rojava’da PYD’yle ilişkisi gelişmiş olacaktı bunun imkanları doğacaktı. Bir gerilim yerine karşılıklı dayanışma ilişkisi olsaydı DAİŞ bu kadar büyüyemezdi. Ve belki de bu yıl Paris’teki katliamı yapamayacaktı. Paris Katliamı’nın aydınlatılmaması aslında böyle bir etkiye yol açmış olunuyor. Eğer Paris Katliamı aydınlatılsaydı belki de bu kadar insan hayatını kaybetmeyecek bu kadar insan mültecileşmeyecekti. Domino etkisinin görülmesi lazım” diye konuştu.
Elysee’de ağırlananlar neden Cenevre’de yok?
Şimdi Cenevre’ye katılmayan PYD ve Rojava temsilcilerinin bir süre önce Fransa’da Cumhurbaşkanlığı sarayında ağırlandığını hatırlatan Demirtaş, “O günden bu yana ne değişti? PYD olmadığı için Cenevre’den çözüm çıkmayabilir. Çünkü Suriye’de çözüm projesine sahip tek güç öz gücüne dayanan tek güç PYD’dir. Bu tür pragmatist yaklaşımların faturası hepimize çıkacaktır” eleştirisinde bulundu.
Demirtaş, Türk devletinin Kuzey Kürdistan’daki saldırılarına karşı AB’nin tutumuna tepki gösterdi. “AB sadece Kürtleri yalnız bırakmış olmuyor aslında kendi değerlerine ihanet ediyor” dedi.
Tam 3 yıl geçti
* Fidan Doğan’ın babası Hasan Doğan: Tam üç yıl geçti. Vahşice katledildiler. Aileleri ve Kürt halkını rahatlatacak bir gelişme olmadı. Belirsizlik uzadıkça cinayetin üzerinin kapanacağını düşünmeye başlıyoruz. Fransa Cumhurbaşkanı‘na soruyorum. Türkiye’ye gidip Hrant Dink ailesini ziyaret ettin. Bu çok güzeldi. Ama burada bize niye başsağlığı dilemedin.
* Sakine Cansız’ın kardeşi Metin Cansız: Fransa’ya birkaç şey söylemek istiyorum. Ablamı korumakla sorumluydunuz. Vicdanımızda zan altındasınız. Bu katliamın aydınlanması konusunda umudumuz azalıyor.
* Leyla Şaylemez’in babası Cumaali Şaylemez: Bu katliam kalbimizde büyük bir yara açtı. Fransa açısından bu katliam büyük bir ayıp. Fransa’nın servislerinin de bu katliamda payının olduğunu düşünüyorum.
Devlet cinayeti
Konferansın “Uluslararası boyutta cezasız kalan davalara dönük mücadele” başlıklı oturumunda 3 kadın devrimcinin aile avukatı Virginie Dusen, İsviçreli avukat Oliver Peter, Paris Barosu avukatlarından Alexandre Balguy-Gallois konuşmacı olarak yer aldı.
Katliamda avrupa devletlerinin sorumluluklarının altını çizen Av. Peter “Devlet cinayeti nedir? Devletin bir servisi tarafından gerçekleştirilen cinayettir. Bazen bu sadece lojistik destekte olabilir ama bunun devlet cinayeti olduğunu değiştirmez. Fransa topraklarında sayısız cinayet ve girişim de yaşandı. Örneğin Bask militanlarına karşı Fransa’da sayısız katliam girişimi oldu. Burada Avrupa devletlerinin sorumluluğunun düzeyi nedir diye sormak gerekiyor? Bu cinayetleri farklı ülkelerin istihbarat birimleri işlemiş olsa bile burada Avrupa’nın sorumluluğu yoktur diyemeyiz. Cinayetler Avrupa’da yaşanıyor. Devletler farklı boyutlarda bu sürecin içinde olmuşlardır” diye konuştu.
Fransa’nın sorumluluğu açık
Özellikle Kürt politikacıların ‘terör örgütleri listesi’yle kriminalize edilerek gizli servislerin hedefine sokulduğunu kaydeden Peter, “Kürtleri kriminalize etmekten derhal vazgeçilmesi boyutuyla işe başlamalıyız. Soruşturmaların bağımsız bir biçimde sürmesinin hukuksal basıncını sürdürmeliyiz” ifadesini kullandı.
Avukat Virginie Dusen ise “Paris Katliamı dosyasına bakıldığında devletin sorumluluğu bu konuda çok açık bir biçimde görülüyor. Bu anlamda Fransa’nın büyük sorumluluğu görülüyor” diyerek, bu insanları korumayarak Fransa’nın sorumluluğunun altını çizdi.
SELMA AKKAYA/PARİS