*  PKK kurucularından KCK Yürütme Konseyi Üyesi Rıza Altun, hem alanı hem de mekanı çok iyi bildiğini hatırlatarak, Fransa’nın desteği olmadan böyle bir katliamı yapmanın mümkün olmadığını söyledi:

* “Paris çok bilinçlice tercih edildi. Fransa’nın bütün koşulları böylesi bir saldırı için elverişlidir. Hem sicili bozuktur, hem Türkiye ilişkileri çarpıktır hem de Gladio açısından Fransa oldukça imkan sunan bir konumdadır.


* Ne kadar gizli, karanlık olursa olsun Fransa’da bir olayı çözmenin süresi 15 gündür. Sakine arkadaşın katledildiği yer, sürekli denetim altındadır. Aydınlatılmaması Fransa devletinin de içinde olduğunu gösteriyor.

* Kesinlikle üstünün örtülmesine müsaade etmeyeceğiz. Çözüm sürecinin selameti için olayın açığa çıkarılması çok önemlidir. Kitlesel eylemler, hukuki mücadele, diplomatik ve siyasi girişimlerle bu ısrarımız sürecektir.    


KCK Yürütme Konseyi Üyesi Rıza Altun, Türk devleti, Fransa ya da Almaya’nın istemesi halinde Paris Katilamı’nın netleşebileceğini belirterek, “Mesela Türkiye’de barış sürecini tutarlıca savunan birileri olsa bunu Türkiye boyutuyla rahatlıkla ortaya çıkarabilir. Bu olayı açığa çıkarmak ciddi bir güç gerektirir. Onun için Türkiye bu olayın açığa çıkmaması için elinden geleni yapıyor” dedi. Katliam ile hesaplananın tam tersi bir durumun açığa çıktığını; hesapların bozulduğunu kaydeden Altun, “Çözüm sürecindeki politik duruş ve sahiplenme yaklaşımıyla düşmanın bütün yönelimlerini boşa çıkarmış olduk” diye vurguladı.
PKK kurucularından KCK Yürütme Konseyi Üyesi Rıza Altun ile 9 Ocak Paris Katliamı’nı konuştuk.   

Sakine Cansız’ı nerede ve nasıl tanıdınız?

Sakine arkadaşı 77’de Ankara’da tanıdım. Ben o zaman Antep’te faaliyet yürütüyordum. Fakat sık sık Ankara’ya gidip geliyordum. Daha grup aşamasıydı. Esas tanışmamız ise daha sonra Kürdistan’da oldu.

Sakine Cansız denince aklınıza ilk gelen ne oluyor?

Sakine arkadaşın yaşamı hep bir kavga ve mücadele ile geçmiştir. Bu kavgayı her alanda vermiştir. Toplumun geriliklerine, bizim olumsuzluklarımıza karşı sürekli bir mücadele halinde olmuştur. Partiye gelmesi devrimsel bir karakter taşıyor, radikal bir çıkış anlamına geliyor. Parti içerisindeki çalışmalarında da sürekli bir radikal tutum içinde olduğuna hep tanıklık ettik.

Elazığ’da örgütlenme çalışmalarında birlikte kaldınız. O döneme dair neler söyleyebilirsiniz?

Ankara karşılaşmasından sonra Elazığ’da bir araya geldik. Sakine arkadaş geldiği zaman bizim oradaki yurtsever çevrenin kızları ile ilgilenip örgütlenme ve eğitim çalışmalarını üstlendi… Çatışmalarımız, kavgalarımız oluyordu; kendisini bu alanlardan da geri çekmiyordu. Tam tersine militan bir katılım gerçekleştirmeye çalışıyordu.

Sakine Cansız’ın Elazığ’da yakalanması nasıl oldu?

O zaman Antep’teydim ama olayı duydum. 79’un sonlarına doğruydu süreç 12 Eylül’e doğru gidiyordu. O dönem Şahin Dönmez, Hamili Yıldırım ve Sakine arkadaş oradaydılar. 79’un 17 Mayıs’ı sabahında başlatılan operasyonla arkadaşların bulunduğu evler basıldı. Baskında Sakine arkadaş, Şahin Dönmez, Hamili Yıldırım ile birçok arkadaş yakalandılar. Devlet Kürdistan’da ilk güçlü operasyonunu Elazığ’da yaptı. Elazığ pilot bölge olarak seçilmişti. İşkencelerde Şahin Dönmez itirafçı oldu. Onun çözülmesi genel olarak hareketin çok ileri düzeyde zarar görmesine yol açtı.
Sakine arkadaş şahsında en ufak zafiyet durumu ortaya çıkmadı. Şahin Dönmez ne kadar ihanet ettiyse sakine arkadaşta onun ihanetine karşı o kadar güçlü bir direniş yürüttü.

Amed zindan direnişi sürecinde Sakine Cansız ile birlikte kaldınız, hiç görüşme imkanınız oldu mu?

Sakine arkadaşı ancak 83 direnişinden sonra cezaevi koşulları biraz yumuşadığında, kadınlar koğuşuyla belli aralıklarla görüşme imkanı ortaya çıktığında görebildim. O günkü halini hatırlıyorum. İlk gördüğüm Sakine’den farklı bir duruşu yoktu. Yine canlıydı, hareketliydi, herkesle konuşan, herkesle ilgilenen bir durumu vardı.

Biraz cansızın o dönemki direnişinden bahseder misiniz?

Düşmanın Sakine arkadaşı aşmadan, onun çalışmasını, direnişini durdurmadan kadınlar koğuşunu teslim alması mümkün değildi. Böyle olunca Sakine arkadaş doğal olarak cezaevi yönetiminin, Esat Oktay’ın baş hedefi haline geldi. Herkesten çok ona işkence yapmak, onun iradesini kırmanın uygulamaları içerisine girdiler. Sadece Esat Oktay’a karşı değil, onun şahsında devlet sistemine karşı bir duruşu sergiliyordu.

Sakine Cansız kendi yaşamını ele aldığı kitapta “Hep kavgaydı yaşamım” diyor…

Zaten anlattıklarımdan çıkan da odur. Gerçekten yaşamı bir kavgaydı. Partiye gelişi bile büyük bir kavga ile oluyor. Daha sonra parti tarihi boyunca yürüttüğü mücadelesiyle de hep bir kavga içerisinde olmuştur. Onun için kitabına verdiği ad yerli yerine oturuyor.

Sakine Cansız cezaevinden çıktıktan sonra nerede ve nasıl karşılaştınız?

26 Aralık 1990’da cezaevinden çıktı. Avrupa’ya, oradan da Önderlik sahasına gittiğini duyduk. Zindan Konferansı da yapmışlardı. Onun belgeleri bize geldi. Ben ve Karasu arkadaş 92’de çıktık. Şam’a Önderlik sahasına gittik. Sakine arkadaş da dağa giden gruplar içerisindeydi bunun için kendisini görme imkanımız olmadı. Cezaevinden sonra ilk karşılaşmamız Kürdistan dağlarında Haftanin’de yapılan PKK 5. Kongresi’nde oldu. Farklı bir Sakine yoktu. Olgun ama kavga veren, kararlı bir Sakine gördüm.

Paris Katliamı’nı duyduğunuzda tepkiniz ne oldu?

Kandil’deydim ve hiç beklemediğim bir şeydi. Beklemediğim bir yerden böyle bir olayın olmasından kaynaklı çok sarsıldım. Sakine arkadaşın hedef alınması ve şahadeti gerçekten çok ağır gelmişti. Aslında o güne kadar böyle bir olaydan bu kadar etkileneceğimi hiç düşünmemiştim.

Siz de uzun bir dönem Avrupa’da, hatta Paris’te kaldınız. Hiç böylesi bir saldırıyı düşündünüz mü ve bu konuda hiç tedbir alır mıydınız?

Genel bir tedbirim de vardı. Fakat Sakine arkadaşın tedbir yoktu. Avrupa’da bir dönem birlikte kaldık. Sakine arkadaş çeşitli düzeylerde görevler aldı. Çeşitli ülkelere sürekli gidip gelirdi. İltica yeri de Fransa’ydı. Sık sık oraya geliyordu. Bende orda olduğum için görüşüyordum. O zaman ki durumu düşündüğüm zaman ciddi bir tedbir yoktu. Bir savunma yoktu. Sakine arkadaşın şehit düştüğü o büro en çok gittiğim yerlerden biriydi. Ben oraya giderken tedbire çok dikkat ediyordum. Çünkü o bölge biraz karışıktır. Ama Sakine arkadaş çoğu zaman tek ve açıktan hareket ederdi. Buda onu dış saldırılara karşı savunmasız bırakabiliyordu.  

Sizce neden Sakine Cansız hedeflendi?

Çözüm sürecini benimsemeyen, hazmetmeyen, önünü kesmek isteyen devlet içi kesimlerin, uluslararası bağlantıları kullanarak gerçekleştirdiklerini düşünüyorum.
Direk partinin oluştuğu günden bu yana içinde yer alan öncü sıfatı kazanmış arkadaşların hedef alınması gerekiyor. En rahat ulaşacakları yer Avrupa ve Avrupa’da da Sakine arkadaştı.
Hem alanı hem mekanı çok iyi bildiğim için Fransa’nın desteği olmadan, Fransa’da belli güçlerin desteği olmadan böyle bir eylemi yapmanın mümkün olmadığını düşünüyorum.
Türkiye’deki devlet oluşumlarının en güçlü olduğu ülke Fransa’dır. Paris’te devlet içerisine kadar sızmış kesimler var. Burada çok etkilidirler. Bu etkilerini kullanarak ve Fransa devletindeki bir takım kesimlerle ilişkilenerek bu eylemi ortak geliştirdiklerini düşünüyorum. Fransa’nın geçmişi bu konuda sabıkalıdır. Fransa bir biçimiyle Türkiye’ye çok benziyor. Asala’nın tasfiyesinde en güçlü eylemleri Türkler geliştirdi ve bu eylemleri de çoğunlukla Paris’te gerçekleştirdiler.

Paris’in çok bilinçlice tercih edildiğini mi düşünüyorsunuz?

Evet, çok bilinçlice Paris tercih edildi. Fransa’nın bütün koşulları böylesi bir saldırı için elverişlidir. Hem kendi sicili bozuktur, hem Türkiye’deki faşistlerle ilişkileri çarpıktır hem de Gladio ilişkileri açısından Fransa oldukça imkan sunan bir konumdadır. Uluslararası ittifak ile Türkiye ittifakı böyle bir olayın gelişmesinde birlikte hareket etmeyi öngördüler.
Sadece konjoktürel durumlarla, devletin bir kesiminin yaklaşımı olarak değerlendirmek, sadece çözüm süreci ile bunu ifade etmek doğru da olsa yeterli değildir. Bütünsel baktığımızda uluslararası ortak ittifaklara dayalı olarak Kürt Özgürlük Hareketi’ne ve kadın hareketine karşı bir yaklaşımın saldırısı olarak değerlendirmek daha doğru olur.

Neden uluslararası bir eylem planı olarak değerlendiriyorsunuz?   

Uluslararası derken Fransa’nın haberi olmadan yapılamayacağını belirtiyorum. İsrail, ABD ve Türkiye güçlerinin haberi olmadan gerçekleştirilemezdi, diyorum. Zaten bu katliamı Gladio ile değerlendiriyoruz. Kimi filli katılarak, kimi imkan sunarak, kimi rol oynayarak, kimisi de bildiği halde engellemeyerek olaya uluslararası bir boyut kazandırıyorlar. 


Katliamın aydınlatılmamasını neye bağlıyorsunuz?    
Ne kadar gizli, karanlık bir olay olursa olsun Fransa’da bir olayı çözmenin süresi 15 gündür. Sakine arkadaşın katledildiği yer, sürekli denetim altındadır. Aaydınlatılmaması Fransa devletinin de içinde olduğunu gösteriyor. Türk devleti, Fransa ya da Almaya da isterse bu olayı aydınlatabilir. Mesela Türkiye’de barış sürecini tutarlıca savunan birileri olsa bunu Türkiye boyutuyla rahatlıkla ortaya çıkarabilir. Bu olayı açığa çıkarmak ciddi bir güç gerektirir. Onun için Türkiye bu olayın açığa çıkmaması için elinden geleni yapıyor.

Katliam ile hedeflenen gerçekleşmedi mi?

Verilmek istenen mesajdan korkma, kendini geri çekme, kendini gizlemek yerine tam tersine duygu patlamaları ile sahiplenildi. Parti içinde de aynı durum yaşandı. Hesaplananın tam tersi bir durum açığa çıktı. Komplocular kendi amaçlarına ulaşamadı. Hesaplar bozulmuş oldu. Çözüm sürecindeki politik duruş ve sahiplenme yaklaşımıyla düşmanın bütün yönelimlerini boşa çıkarmış olduk.

Hareket olarak bu olayın üzerinin kapatılmaması ve olayın aydınlatılması için ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Kesinlikle üstünün örtülmesine müsaade etmeyeceğiz. Hem Kürt halkı kitlesel olarak hem de parti olarak buna en üst düzeyde sahip çıktık ve çıkacağız. Bütün hukuki yollar denenerek, bütün baskı unsurları kullanılarak bu olayın ortaya çıkarılmasında ısrar etmek gerekiyor. Çözüm sürecinin selameti için olayın açığa çıkarılması çok önemlidir. Bizim olayın peşini bırakmamız çok önemlidir. Bu durumu çok sıkı tutmamız ve hiçbir gevşemeye izin vermememiz gerekiyor. Aydınlatılıncaya kadar da kitlesel eylemler, hukuki mücadele, diplomatik ve siyasi girişimlerle bu ısrarımız sürecektir.

 Y.Ö. POLİTİKA/BEHDİNAN