Paris’te üç kadın devrimci, Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in katledilişlerinin üzerinden bir buçuk ay geçti. 9 Ocak’ta yapılan katliamdan şimdiye kadar kamuoyuna yansıyan bilgiler çok sınırlı. İlk iki haftalık süreçte daha çok katıl zanlısı olarak yakalanan Ömer Güney’e ilişkin kısmi bazı bilgiler dışında ortaya henüz tatmin edici bir sonuç çıkmadı.

Fransız yetkililerinin sessizlikleri ve Fransız basınında çıkan bazı haberler kuşkuları ve soru işaretlerini arttırıyor.
Evet, Fransız yetkilileri neden sessiz?
Paris Cumhuriyet Savcısı François Molins, 21 Ocak’ta yani katliamdan 12 gün sonra yaptığı açıklamada, katil zanlısının  Ömer Güney olduğunu, ancak bir DNA izine daha rastlandığını söylemişti. Bazı teknik bilgiler dışında en önemli açıklama buydu. O açıklamadan şimdiye kadar tam bir ay geçti ve farklı bir açıklama yok. Ömer Güney dışında tespit edilen DNA’nın kime ait olduğuna dair bir bilgi de henüz basına yansımadı.
Fransız savcılarının nelere ulaştığını bilmiyorum. Ama şimdiye kadar basına yansıyan birçok şey oldu. Ömer Güney’in MİT ajanı olduğu, Ankara ile sıkı fıkı bir ilişkisinin son ana kadar sürdüğü, hatta bazı yazarlar Oslo sürecinde kurulan ve daha sonra uyutulan, yeni başlayan süreçle birlikte tekrar aktifleştirilen hücrenin elemanı olduğu vs birçok şey söylendi.
Ortalığa saçılan bu kadar bilgi Ömer Güney’in zanlı olma pozisyonunu pekiştirdiği gibi arkasında farklı güçlerin olduğuna dair önemli ipuçları verdi. En azından kamuoyu bu konuda belli bir yargıya ulaştı.
Eğer bu bilgiler doğru idiyse Fransız savcılarının olayı çoktan çözmüş olmaları gerekirdi. Ya bilgiler yetersiz ve halen inceleme devam ediyor; ya da bilgiler yanlıştı, farklı şeyler üzerinde duruluyor. Her üç durumda da aradan bir buçuk ay geçmiş bir katliama ilişkin açıklama yapmak gerekmez mi?
Şimdiye kadar herhangi bir açıklama olmaması Kürt kamuoyu açısından; Gare du Nord gibi işlek ve Fransız istihbaratınca sürekli takip edildiği söylenen bir büroda işlenen cinayetin şimdiye kadar aydınlatılmaması şüpheleri derinleştiriyor. Buna paralel olarak son günlerde Le Parisien gazetesinde çıkan haberde bu şüpheyi doğrular nitelikteydi. Le Parisien gazetesinde, Fransız terörle mücadele hakimlerinin Paris katliamında "siyasi hesaplaşma ihtimalinden uzaklaştıkları"na dair bir haber yayınlandı.
Habere göre, Güney’in profilinde siyasi bir hesaplaşma yapabileceğini düşündüren bir unsura rastlanmadığı ifade ediliyor. Yine Güney’in sıradan bir sempatizan olduğu, ancak gözetleyen olabileceği, yönlendirilmiş olabileceği söyleniyor. Yani anlayabildiğim kadarıyla; Güney, ajan falan değil, sıradan biri. Hatta tetkikçi bile olmaya bilir. Yine kimin adına gözetlediği, kimin yönlendirmiş olabileceğine dair de henüz bir bilgi yok veya habere yansıtılmadı.  
Gazetede çıkan haberin kaynaklarının ne kadar doğru olduğunu bilemem, ama bu haberde şöyle bir koku yayılıyor sanki; zamana yaymak. Zaten soruşturmanın siyasal cinayet tezinden uzaklaştığını söylemek, soruşturmanın zamana yayılarak üstünün örtüleceği anlamına gelmiyor mu? Bunu da zaman gösterecektir.
Hal böyle olunca, BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın 11 Ocak’ta Paris’te "bu olay Fransa’nın Roboskî’sidir" tespitini ve  Roboskî olayının akıbetini hatırlıyor insana. Acaba Paris katliamının sonu da Roboskî gibi olur mu?
Kürt kadınları, halkı ve dostları tıpkı Roboskî’nin faillerinin ortaya çıkarılmasında ki kararlılıklar gibi 9 Ocak günden beri de sokaklarda. Yaptıkları her etkinlikte Paris’te katledilen üç devrimci anılıyor ve gerek Fransa’ya, gerekse de Türkiye’ye katillerin bulunması, olayın aydınlatılması çağrısı yapılıyor. Nitekim son olarak Kürt kadınları 8 Mart etkinliklerini Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’e adadılar.
Katliamın yapıldığı ilk günden beri Kürt kurumları, siyasileri, kadınları ve yediden yetmişe herkes bu katliamın aydınlatılması için eylemliliklerini sürdüreceklerini söyleyerek katliamı kınamışlardı. Yine Kürtler ve dostları; katliamı kimin yaptığını değil, kimlerin yaptırdığını öğrenmek istediklerini de bas bas bağırdılar.
Baştan beri talepleri ve yaklaşımları böyle olan bir halkın, bir buçuk aydır olayın aydınlatılmamasını daha derin sorgulamaya başlamaları anlaşılırdır. Yine şimdiye kadar katliamın aydınlatılmasına ilişkin ısrarlarının bundan sonrada sürdürebileceklerini tespit etmek yanlış olmayacaktır.