
Fransa İkinci Dünya Savaşı’nda bu yana ilk kez kendi topraklarında böylesine büyük bir katliama tanıklık ediyor. Katliam sonrasında, Cezayir Bağımsızlık Savaşı’ndan bu yana ilk kez ülke genelinde olağanüstü hal ilan ediliyor. İlk kez üç günlük ulusal yas kararı alınıyor. 8 canlı bomba ilk kez bu şekilde Paris sokaklarında, organizeli ve planlı bir şekilde hareket ediyor. Bu saldırının tek bir nedeni yok, tek sebebi de Fransa değil. Sonuçları da tek olmayacak.
Kobanê’ye yapılan saldırılar ile Paris’tekiler arasında bağlantı var. Kobanê’de DAİŞ’e sessiz kalanlar, göz yumanlar ve işbirlikçilik yapanların Paris’teki saldırılarda sorumlulukları var. Bu sadece Kobanê için de geçerli bir varsayım değil. Onun da öncesi ve sonrası var. Libya, Irak, Afganistan ve daha da öncesine kadar götürülebilecek, uzun bir tarihsel hatalar zinciri var. İster kelebek etkisi, isterse de bumerang veya domino etkisi diyelim, alınan kararlar ve uygulanan politikaların yol açtığı sonuçlar bunlar. Ne kadar anlaşılmıştır bilinmez ama dünyanın bir parçası savaşlar ve acılarla yıkılıyorsa, diğer ülkelerde de barış içinde yaşanılamazdı.
Paris’te hedef alınan gençlerdi. Charlie ile büyüyen bir kuşaktı. Bunlar siyahtı, beyazdı, melezdi. Diğer bir ifadeyle, hedonist ve şehir yaşam biçimiydi saldırganların hedefindeki. Bu tespit Fransa cumhurbaşkanlığı çevresi tarafından da dillendiriliyor. Ocak ayında başta Charlie Hebdo mizah dergisine yönelik olmak üzere düzenlenen saldırıları gerçekleştirenler Fransa’da büyüyen “teröristler”di. Saldırganlar, bu toplum içerisinde olup da, kendisini tanımayanlardan oluşuyordu. Bu kez, Fransız vatandaşı ve başka yabancı kökenli insanları Fransa’ya saldırmak üzere eğiten “terörist bir orduydu.” Yani hedef artık gazeteciler, Yahudiler veya polisler değildi. Tüm Fransa’ydı. Bu nedenle Cumhurbaşkanı François Hollande yönetimi bu kez yanıtın da farklı olması gerektiğini düşünüyor.
Hollande, ilk açıklamasında “bu bir savaş ilanı” dedi ve “terörist ordu” ifadesini kullandı. Ek güvenlik tedbirleri, olağanüstü halin uzatılması ve Suriye’de hava saldırılarının yoğunlaştırılması için gerekçeler hazır görünüyor. Mediapart durumu şöyle özetliyor: “Ulusal birlik lime lime oldu.”
Peki bundan sonra Fransa ne yapacak? Cumhurbaşkanı Hollande’ın saldırı sonrası açıklamasında DAİŞ’e karşı acımasız olacaklarını söyledi. Başbakan Manuel Valls ise her zaman yaptığı gibi daha ileriye gitti. Cumartesi akşamı TF1 kanalına katılan Valls, “Savaştayız. Saldırıya aynı düzeyde cevap vereceğiz ve bu savaşı kazanacağız” dedi. Hükümetin ilk elden harekete geçirdiği “iç tedbirler” arasında radikal imamlar ve radikal camilerin sınırdışı edilmesi ile vatandaşlık iptalleri var. İçerde güvenlikçi tedbirler arttırılmak istenirken, bu çerçevede istihbarat ve polise daha fazla olanak sağlanması öngörülüyor. İç operasyonlarda ordunun rolünün attırılması da öngörülen projeler arasında yer alıyor. Dışarıda ise özellikle Suriye’deki Fransız hava saldırılarının arttırılması gündemde. Hem içerde hem de dışarıda operasyonlara start verildi bile. İçerde yoğun gözaltı operasyonları, dışarıda yoğun bombardımanlar yapıldı.
Dış politika denince Suriye ilk akla gelen hedef olurken, Fransa’nın bu krize ilişkin bölgesel ittifakları ile olan ilişkileri temel sorunların başında geliyor. Fransa’nın Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan ile yakın ilişkileri yoğun bir şekilde sorgulanıyor. Aşırı sağdan iktidardaki Sosyalist Partisi’ne kadar her cenahtan milletvekili Rusya, Suriye, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar ile ilişkilerin gözden geçirilmesinden yana. Le Figaro gazetesine göre Hıristiyan Demokrat Milletvekili Jean-Frédéric Poisson, “Harekete geçirilmesi gereken olanaklar arasında, ittifaklarımızın gözden geçirilmesi kendisini dayatıyor. Her gün İslam Devleti (DAİŞ) ile savaşanlara yakınlaşmak gerekiyor” dedi.
24 Minutes gazetesine konuşan Paris Siyasal Bilimler Fakültesi’nden Federic Encel, Fransa’nın askeri anlamda geniş bir manevra alanı olmasa bile ikili oyun oynayan ittifaklarına baskı yapabileceğine işaret etti. Encel’e göre mali destek ve bombardımanların yoğunlaştırılmasının yanısıra Fransa’nın alanda savaşan Kürt güçlerine askeri yardımını öngörebileceğini belirtiyor. Diğer bir Fransız uzman Jean-Claude Allard ise üç eksende oynamak gerektiğini söylüyor: “Rusya destekli Suriye ordusu sayesinde kuzeyde bir operasyon, doğuda Amerikan hava desteğindeki Kürtlerin ilerleyişi ve güneyde Irak ordusuna destek.”
İki yüzlülük, gevşeklik, kötü niyetlilik, sahte hoşgörü, bir elitin ekonomik ve siyasi çıkarları kaosa yol açarken, bundan sonra saldırılara içeride ve dışarıda verilecek yanıt da özgürlüklerin korunması ve nefrete yol açmamak için hassas bir denge gerektiriyor. Liberation gazetesinin direktörü Laurent Joffrin, Paris saldırılarını “Mutluluğu öldürmek” başlığı altında değerlendirirken, değerlere sırt dönmemek gerektiğini vurguluyor. Yazısına, “Sadece özgürlük aşkı özgür kalmayı sağlayabilir. Misillemeyi bu inançlar yönetmeli” ifadeleriyle başlayan Joffrin, sözlerini şöyle noktalıyor: “Değerlere sırt dönmek, teröristler karşısında kaçmaya başlamaktır.”
Fransa’nın önünde ince ama keskin ve net bir çizgi duruyor. Fransa ya ilkeli bir mücadeleyle geleceğini kazanacak ve başarının anahtarını elinde tutacak ya da değerlerine sırt dönerek aynı kirli çıkar ilişkileri çerçevesinde savaşı derinleştirme ve nefreti arttırmayı seçecek.