Nuray BAYINDIR


Fransa’da kadınların yoğun olarak tarih sahnesine çıkışları 1789 Burjuva Devrimi ile gerçekleşir. Bu döneme kadar kadınlar hem çok ağır şartlar altında yaşıyordu hem de bu durumlarını değiştirecek bir mücadele olanağından yoksun durumdaydı.

1789 Devrimi’nin fiziksel gücünü oluşturan Paris “sans culotte’’ ayaklanmasında ellerinde kazma kürek ve mutfak gereçleriyle sokaklara dökülen kadınlar, devrimin önderleri durumundaydı. 1789’da toplanan hükümet temsilcileri arasında orta tabaka burjuvaziden iki kadın bulunuyordu.

1789 devrimiyle birlikte kadınlar ilk kez siyasi hak mücadelesine girişti. Ancak devrimin kazandırdığı insan hakları beyannamesi kadınları içermiyordu. Bu duruma tarihin ilk kadın feministi Olympe de Gouge, 1791 anayasasından önce Kral’a ve Kraliçe Marie Antoinette’e gönderdiği kadın hakları beyannamesi ile karşı çıktı. Bu beyannamede Olympe de Gouge, kadınlar meclisi kurulmasını ve kadınlara oy hakkı tanınmasını talep etmekteydi. “Mademki kadına giyotine çıkma hakkı veriliyor, öyleyse kürsüye çıkma hakkı da verilmelidir” diyordu. De Gouge 1793’te yayınladığı bir siyasi broşür nedeniyle tutuklandı ve giyotinle öldürüldü.

1789 Burjuva Devrimi’nin kadınlar açısından önemi, sadece birkaç sözcünün talepleri ile yetinmeyip kitlesel bir biçimde harekete geçmelerinde yatar. Paris kadınları 1789’da Versailles’i basıp, Kral’ı Paris’e davet etmişti. Devrimle birlikte gazete çıkarmış, siyasi kulüpler kurmuş, Bastille ve Versailles’da kitlesel gösterilere katılmışlardı. Convention dönemindeki kıtlıklar sırasında Sein Nehri boyundaki ticaret gemilerine saldırarak içindeki sabunlara el koymuşlardı.

Ancak devrim dalgası durulunca, 4 Kasım 1793 kararnamesiyle bütün kadın kulüpleri kapatıldı. Kadınlar 1792’den beri sahip oldukları meclislere gözlemci olarak katılma haklarını da yitirdi. Ellerinde sadece devrimle kazandıkları karşılıklı rıza halinde boşanma hakkı kaldı.

Kadınların tekrar mücadele alanlarına dönüşü 1848 devrimi sürecinde başlar. İşçi komisyonlarına delege olarak katılırlar. Kadın gazeteleri tekrar çıkmaya başlar. Çalışma saatlerinin 14 saatten 13 saate indirilmesi için mücadelede öncülük yaparlar.


Barikatlarda omuz omuza…

1870 Fransası’nda sınıf çatışmalarının giderek şiddetlenişi kadın hareketlerini de etkilemiştir. Bu dönemde de kadınlar kısa süre de olsa tarih sahnesinde rollerini oynarlar. İşçi sınıfından kadınlar yoğun bir şekilde komün hareketine katılır. Kadınlar komüne erkekle eşit haklara sahip vatandaşlar olarak kabul edilir. Seçme ve seçilme hakları vardır. Barikatlarda erkeklerle omuz omuza savaşırlar, siyasi kulüpler kurarlar. 19. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşen sanayi devrimi, kadınları kitlesel olarak emek sektörüne yöneltir. 1871’de Komün’ün uğradığı yenilgi sonrası Avrupa işçi hareketinin merkezi Fransa’dan Almanya’ya kayar. 1866’da 1. Enternasyonal kurulur. 2. Enternasyonal’in 1893 Zürih ve 1907 Stuttgart kongrelerinde kadın sorunu tekrar gündeme gelir. 12 ülkeden 50 delegenin katıldığı bu kongrede 1. Enternasyonal Sosyalist Kadınlar Kongresini destekleme kararı alır. Kongre, enternasyonal bir kadın örgütünün kurulması ve sekreterliğine Clara Zetkin’in getirilmesini kararlaştırır. 1910’da 2. Kadın Enternasyonali toplanır ve 1857’de 40.000 New York’lu kadın işçinin greve gittiği gün olan 8 Mart tarihi, Enternasyonal Kadın Günü olarak kabul edilir.

1929 Ekonomik bunalımı ilk önce kadınlara tokadını vurur, 1930-1939 yılları arasında Fransa’da kadınlar işlerinden evlerine gönderilir.

2. Dünya Savaşı yılları, Nazi işgalini yaşayan tüm ülke kadınları gibi Fransız kadınları için de ölüm kalım yıllarıdır. Yaşlarına, dinlerine, politik düşüncelerine, mesleki ve sosyal durumlarına göre çok çeşitli farklılıklar taşır. Ancak direniş savaşında dillere destan bir mücadele sergilerler. Komünistlerin kurduğu Ulusal Cephe’nin kurucu üyesi Madeline Braun’un yanı sıra Marie Madeleien Fourade, Luice Aubrac, Berty Albrecht ve yaşlılığında Kürt Basını ile Dayanışma Komitesi Üyesi olacak olan militan şair Madeleine Riffaud bu kadınlardan sadece birkaçıdır.


‘Özel olan politiktir’

Batı’da modern kadın örgütlenmesi 68 gençlik hareketi ile birlikte ivme kazanır. 2. Dünya savaşını izleyen yeniden inşa yıllarının ardından batılı ülkelerde oluşmakta olan “refah ve tüketim toplumları” kadını “gerçek tüketici” olarak keşfeder, reklamcılığın her alanında “güzel ve bakımlı” kadınlar, yeni tüketici modeli olarak sunulmaya başlanır. Kadının gerçek işinin “ailesinin bakımı, günlük ihtiyaçlarının karşılanması, mutluluğu, iyiliği’’ için çalışmak olduğu her yolla vurgulanır. 

Kürtaj hakkının yasak olması vb. gibi gerekçeler kadınların örgütlenmelerine nesnel bir alan sunar. Ancak kadınların harekete geçmelerini sağlayan en büyük dinamik 1968 Öğrenci Hareketleri olur. Mücadelenin içinde kitlesel olarak yer alan genç kadınlar bir süre sonra anti-otoriterlik, geleneksel iktidar ilişkileri ve hiyerarşik örgütlenme biçimlerinin sorgulanması sürecinde hala ikincil konumda olduklarını fark eder. Sürece önderlik eden feminist kadın hareketi, birçok ülkede benzer taktikler geliştirir. Küçük gruplar halinde “bilinç yükseltme’’ grupları kurarak örgütlenme biçimleri denenir. Eylemleri genellikle ekonomik, hukuki ve cinsel baskılara karşı gelişir. 

Meslek hayatlarında eşit işe eşit ücret ve eşit şans talepleri eskisiyle benzerlik taşırken, taleplerine cinsel baskıya karşı olma, serbest ücretsiz kürtaj hakkını da ederler. 70’li yıllarla birlikte “cinsel özgürlük” alanında geliştirdikleri eylemlerde temel sloganları “özel olan politiktir’’ ve “bedenim bana aittir” olur. Buradan anlaşılacağı gibi geleneksel aile yapısına ilk kez köklü bir eleştiri getirilir. 


Kadın mücadelesinde kendi deneyimim

Türkiye’de gerçekleşen 1980 12 Eylül faşist askeri darbesinden sonra Avrupa’ya sürgün gelen politik mülteciler içinde önemli oranda kadınlar da yer almaktaydı. Başlangıçta Türkiyeli ve Kürdistanlı dernek çatıları altında faaliyet yürüten kadınlar, sonraki yıllarda kendi özgün örgütlülüklerini de yarattı. 

 1983 başında Paris’te kurulan Anadolu Halklarıyla Dayanışma Derneği’nin (Anadolu-Der) kurucu başkanı seçilmiştim. Bu görevi 1985 sonuna kadar sürdürdüm. Sözkonusu dönemde Paris’te belli başlı Türkiyeli ve Kuzey Kürdistanlı örgüt taraftarlarının kurduğu en az 10 dernek bulunuyordu. Kurulu dernekler içinde tek kadın başkandım. Bu durum uzun yıllar böyle sürdü. Kadınlar, göçmen işçi derneklerinin yönetiminde nadiren yer alıyordu.  

1980’lerin başından itibaren Paris’e yerleşen Türkiyeli ve Kürdistanlı kadınlar, başlangıçta göçmen işçi dernekleri içinde kadın kolları biçiminde örgütlenirken; Kürt Özgürlük mücadelesinin ivme kazanması ile birlikte Fransız kadın örgütleriyle de irtibata geçti. 

Başkanı olduğum Anadolu Der imzalı ilk bildiriyi el yazıyla yazdığımı hatırlıyorum. Türkiye’den kaçak yollarla Fransa’ya gelenlerin iltica başvurusu yapmak için dernek kapılarında kuyruk oluşturdukları bir dönemdi. Çoğu insan evsizdi. Gündüzleri Dernek’te pişen çorba ile karnını doyuranların akşamları çay ocağını işleten arkadaştan yalvar yakar geceleri dernekte kalma izni koparmaya çalıştıklarından haberdardım. Anadolu Der’i yeni kurmuştuk, henüz daktilomuz bile yoktu. İltica sorunları ve göçmenlik politikasının tartışılacağını belirttiğimiz toplantı tarihini yazdığımız bildiriyi alan almayana aktarmış, ertesi gün dernek tıklım tıklım dolmuştu.

Türkiyeli örgütlerin birçoğu süreç içinde tasfiye olup dernekleri de kapanınca, buralarda yer alan kadınların bilinçli kesimi bağımsız dernekler ve kadın grupları tarzında örgütlendi. Ancak toplum yaşamında özgür irade oluşturmada önemli bir yer edinemediler. 

1988 Nisan başında Bonn’da gerçekleşen geniş katılımlı Türkiyeli Kadınlar Toplantısı’nda oluşturulan komisyon üyeleri, 18-19 Haziran 1988 tarihlerinde yine Bonn’da bir araya gelmişti. İki gün süren toplantı sonrasında komisyon önüne geniş katılımlı ikinci bir toplantı düzenleme, konuşmaların alındığı bantları çözüp tutanakları bölgelere gönderme görevleri koymuş, düzenlenecek toplantının gündemini belirlemiş ve bu organizasyonu yürütmek üzere farklı ülkelerden tertip komitesini seçmişti.

28-29 Ocak 1989 tarihindeki toplantıya değişik ülkelerden 263 kadın katılmıştı. Toplantının gündemi “1- Kadın sorunu nedir? Özgün müdür? başlığı altında a) Feminizm nedir? b) Feminizm-Sosyalizm ilişkisi, 2- Geleceğe yönelik perspektifler ve öneriler”den oluşmaktaydı. Fransa delegesi olarak katıldığım bu toplantı, hafızamda derin bir iz bıraktı. 

Aynı dönem hem Türkiye ve Kürdistanlı kadınlarla sürdürdüğüm ilişkilerin yanı sıra, Fransız sivil toplum örgütlerinden kadınların önderlik ettiği, aralarında Türkiyeli, Şilili, Çadlı, Haitili, Zaireli, İranlı, Eritreli kadınların bulunduğu “Fransa’da Mülteci Kadınlar Grubu”nun kuruluşunda ve yönetiminde yer aldım. Bu grup çalışmamız düzenli aylık toplantılarımız ve CİMAD’ın bize sunduğu olanaklarla haftalık mültecilere danışmanlık çalışmalarımızla uzun süre devam etti.

1992 yılı sonlarından itibaren Özgür Gündem gazetesinde Fransa muhabiri olarak çalışmaya başladım. Sekiz yıl süren gazeteciliğim döneminde en çok da Kürt Kadın Hareketiyle yakın ilişki içinde oldum. Yaptığım haberlerin ve röportajların önemli bir kesimini Avrupa ve ağırlıklı olarak Fransa’daki kadın eylemliliklerine ayırdım. 

3 Aralık 1994 tarihinde Özgür Ülke Gazetesinin bombalanmasından sonra, değerli arkadaşım eski Ürün Dergisi yazarı merhum Nuri Samyeli ile birlikte Fransız gazetecisi, yazarı, aydını, bilim insanı ve politikacıların destek verdiği “Düşünceye Özgürlük ve Kürt Basınıyla Dayanışma Komitesi”ni kurduk. 

Kürt kadın örgütlülüğü

Dünya çapında kadın hareketliliğin yükseldiği bir aşamaya gelmiştik. Kürt kadınlar ise Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin 1984 15 Ağustos atılımı ile birlikte hem askeri, hem siyasi hem de demokratik örgütlenme alanında kendini görünür kılmaya başlamıştı. 



Özgürlük Hareketine bağlı olarak ilk Kürt Kadın Örgütlenmesi Eylül 1987 tarihinde Almanya’nın Hannover kentinde YJWK (Kürdistan Yurtsever Kadınlar Birliği) adıyla kuruluşunu ilan etti. Bu örgütlenme 1991 yılında Kürdistan Özgür Kadın Hareketi (TAJK) olarak isim değişikliğine gidecekti. 1995 yılında Kürt Kadın Hareketi yaptığı bir kongre ile bu kez adını YAJK (Kürdistan Özgür Kadınlar Birliği) olarak değiştirdi. Özgürlük hareketi içinde yer alan gerilla kadınlar 1998 yılından itibaren özgün kadın ordulaşmasına gitme kararı alırken, sivil alanda da Kürdistan Özgür Kadınlar Cephesi (EJAK) olarak çalışmalarını yürütüyordu. Görüldüğü gibi Kürdistanlı kadınlar mücadelenin geldiği seviye, dünyada yaşanan değişime, gelişmelere ve sürece uygun olarak hem örgütlenme düzeylerini yükseltti hem de buna uygun isim değişikliklerine gitti.

Kürdistan Özgürlük Hareketi içinde özgün örgütleriyle yer alan kadınlar elbette Fransa‘da da bu duruma uygun yapılarını kuracaktı.  

1995 yılında düzenlenen Uluslararası Demokratik Kadınlar Birliği Kongresine katılan Avrupa’daki Kürt kadınlar, bu kongrede hem 90 ülkenin üye olduğu Kadınlar Birliği’ne alındı hem de bu birliğin yönetim kuruluna seçildi. Üç gün süren kongrede en çok Kürt kadını ve yaşadığı baskılar dile geldi. Bu kongreden sonra Fransa’da Kürt sorunu daha çok tartışılır duruma geldi.


4. Uluslararası Kadın Konferansı

Çin’in başkenti Pekin’de 5 Eylül 1995 günü başlayan ve 15 Eylül 1995 günü sona eren 4. Dünya Kadınlar Konferansına Kürt kadınlar da katıldı. Kadın hareketleri arasında gittikçe önemli bir örnek oluşturan örgütümüz, Dünya Kadınlar Konferansı’nda da ilgi gösterilen örgütlerden biri olmuştu. Bu konferansa dünya çapında katılan 2000 gazeteciden biri de Özgür Politika Gazetesi adına bendim.

Konferans süresince yapılan onlarca atölye çalışmasında Kürt kadınlar dünya kadınlarına hitaben seminerler verdi. Kürt kadınların dünya kadın mücadelesine önemli katkılar sunacağı birçok çevre tarafından daha o dönemde dile getirilmişti. 

Tarih 25 Kasım 1995’i gösterdiğinde kadın haklarını savunmak ve kürtaj hakkına yönelik saldırılara karşı Paris’te aralarında Türkiyeli ve Kürdistanlı kadın örgütlerinin de olduğu 140 örgütün düzenlediği yürüyüşe 40 bin kadın katıldı. Paris caddeleri 70’li yıllardan bu yana böylesi bir kadın kitlesiyle ilk kez karşılaşıyordu. 

Yine 12 Mart 1999 tarihinde Fransız kadın örgütü Femmes Solidaire (Dayanışmacı Kadınlar Örgütü) ve YAJK, 1999 yılının 15 Şubatı’nda uluslararası bir komplo ile Türkiye’ye kaçırılan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve tutuklu Kürt kadın politikacı Leyla Zana ile dayanışma amacıyla bir gece düzenledi.

Fransız kadın hareketi ile Kürt kadın hareketi arasındaki ilişkiler gittikçe gelişmekteydi. Nitekim 10-11-12 Aralık 1999 günlerinde Fransız Kadın Hareketi’nin düzenlediği Ulusal Kadın Kongresine EJAK da 5 kişilik bir delegasyonla katılım göstermişti. Üç gün süren kongre boyunca 21. yüzyıla girilirken kadının toplumdaki yeri ve sorunları dile getirilerek, ağırlıklı olarak 2000 yılında yapılacak olan Dünya Kadınlar Yürüyüşü, dünyadaki yoksullaşma ve şiddet tartışıldı. Dünya Kadınlar yürüyüşü 8 Mart 2000 ile 17 Ekim 2000 tarihleri arasına sürecekti. Paris’te yapılan 2000 yılının ilk Dünya Kadınlar Yürüyüşünün organizatörleri arasında EJAK da yer almaktaydı.


Sistemi değiştirme gücüne sahip

Tarihsel toplumsal süreç incelendiğinde kolaylıkla görülür; tüm toplumsal sorunların temelinde kadına olan yaklaşım gizlidir. Günümüze kadar toplumun asıl sorununun kadına karşı düşmanlık temelinde düzenlenen yaşam ilişkileri olduğu hep gözden kaçırıldı, görmezlikten gelindi ve önemsenmedi. 

Sistemin kabuğu şimdi en zayıf olduğu halkadan kırılıyor. Rojava’da din kılıfına bürünmüş kadın düşmanlığının en zalim ifadesi IŞİD’e karşı ölümüne meydan okuyan özgür kadın direnişi, insanlığın kendini yeni baştan sorgulamasını gündeme getirdi. Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) savaşçılarının Rojava’da elde ettikleri kazanım ve deneyim, bölgedeki diğer kadınları da direnişte en ön saflarda yer almaya itti. Tüm bu gelişmelerin yanı sıra bilim, eğitim ve diplomaside her geçen gün gelişim gösteren Kürt kadını, son olarak Jineoloji Konferansı’nı da gerçekleştirdi. Kürt kadınlar, devrimle birlikte toplumsal, siyasal, diplomatik ve askeri alanda; kısacası her yerde.

Avrupa’da Kürt kadınlar, yıllardır kadın merkezli toplumsal gelişmeyi hedefleyen çalışmalar yaptı, gerici değer yargılarının toplumsal yaşamdaki etkilerine karşı mücadele verdi. Büyük bedeller pahasına bulunduğu her alanda örgütlü olmanın avantajıyla kendi iradesini güçlendirdi ve ev yaşamının dışına çıktı, kurumlaşmalarını yarattı. 

Özgürlük Hareketi öncülüğünde yaşanan kadın devrimi, bu sistemi kökten değiştirecek devrimci bir öz taşıyor.