Fransa Gündemi

Fransa baharı yaşıyor. Havalar mevsim normallerine ulaşırken, siyaset arenasının havası çalkantılı... Hafta başı anketlerde birinci olan Sarkozy, Libya seferinden dönenlerin çıkınlarından çıkan belgelerle sarsıldı. Kaddafi’nin 2007 seçimlerini finanse ettiğine dair belgelerin çıkması Sarkozy’i sarsar mı... daha da güçleniyormuş gibi bir görüntü duruyor ortada... Fransa ve Fransızlar için siyaset hileler, entrikalar, seçim hesaplarıyla dönerken, Fransa’da yaşayan Kürtlerin gündemiyse bambaşka. Kürtler Fransa’da yaşıyor ama yürekleri, yaşamları sökülüp geldikleri topraklardaki gelişmelerle sarsılıyor. Yüzyılların esareti, son 30-35 yılın can bedelleri, kayıplar, liderlerine uygulanan tecrit, KCK operasyonları sarmalındaki acılar, umutlar birleşip Kürtlerin gündemine oturuyor. Fransa’da siyaset arenasında neler yaşandığı aslında pek onların umrunda değil.
Strasbourg kentinde 15 Kürt bedenini süresiz-dönüşümsüz açlığa yatırmış... 15. günlerini geride bıraktılar. Talepleri çok net; liderlerinin özgürlüğü, Kürt halkının bir satüye kavuşması!  Paris Kürt derneğinde Strasbourg’da yaşanan dönüşümsüz açlık grevi ile dayanışma amacıyla geçtiğimiz hafta sonundan itibaren belli aralıklarla açlık grevleri başladı. Bu açlık grevlerine katılımın büyük bir çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor. İçlerinde savaş madurları, eski açlık grevcileri, gerilla anaları, kayıp yakınları, tutsak anaları... Kime dokunsanız herbirinin kadın kimliği dışında savaşla birlikte yakalarına yapışan başka kimlikleri var. Acılarını sorsanız; inceden inceye sızlayan yaraları, cezaevinde onyıllardır bulunan evlatlarının hasreti, daha birkaç hafta önce kayıplarının bulunan kemiklerinin hüznü, yıllardır dağ başlarını arşınlayan kızlarına duyulan özlemleri...
Dernek binası içerisinde üzerlerine geçirdikleri önlükleriyle onlar şimdi birer eylemci. Yüreklerine gömdükleri bu acılar çizgileşse de yüzlerinde bunlardan hahseden yok. Onlar şimdi önderleri yoldaş bildiklerinin canları yanmasın diye mütevazi bir katkı yapmaya çalışıyor. Tüm yaşanmışlıklara rağmen umutlarını ve neşelerini kaybetmemiş bu kadınlar mücadeleye bağlılıklarını her karede tazeliyorlar. Aynı kadınlar başka bir nedenle gezemedikleri Paris sokaklarını eylemci olarak dolaşıyor.
14 Mart günü İena Caddesi üzerinde sokakta buldukları insanlara bildiri dağıtmaya çalışıyorlar. Bildiri uzatılan bir Fransız, karşısında dil bilmeyen gence; “burası sizin ülkeniz değil ki. Sizin sorununuz Türkiye ile. Neden burada eylem yapıyorsunuz. Ülkenize gidip orada yapın” diyor. Kürt kadınlarının, Kürt insanının sokakta sesini duyurma çabası böyle yanıtlanıyor bir Fransız tarafından... Kürtlerin ülkesi, Kürtlerin vatanı neresiydi? Oysa Kürtler için artık; topraklarından koparıldıktan sonra her yer eylem yeri, her yer koparıldığı toprağın özlemiydi. Genç bildiriyi uzatıp “teşekkür” ederek uzaklaşıyor. Bütün bu cümleleri anlasaydı da ne diyecekti; Kürtlerin hangi acısını anlatacaktı... “Bizim geldiğimiz yerlerde insanlar yakılır, daha sonra insanlık zaman aşımına mı uğrar” diyecekti... yoksa “ülkemizin her karış toprağı bir toplu mezar mı”, ya da taş atan çocukları, KCK tutuklularını, gazetecileri, savunma yapan avukatları, saçını kestiği için tutuklanananları mı anlatsaydı... Çünkü dertlerimiz; bir çırpıda anlatılacak kadar kısa değildi!
Fransa siyasetçilerinin sıkça vurguladığı entegrasyon sorunu; Kürtler için bir gündem bile değil. Evet; Kürtler yaşadıkları bu topraklarda ülkenin gündeminden kopuk... Fransa’nın siyaset ortamından uzak... daha onlarca şey sıralayabiliriz. Bütün bunların olması kadar da normal olan bir şey yok aslında. Çünkü Kürtlerin gözü hep geride bıraktıklarında. Dernek binalarında açlık grevlerine girmiş anaların yaşadıklarını unutup Fransa’ya entegre olmaları mümkün mü! Bir Fransız ya da Fransa’da yaşayan diğer göçmen gruplarından hangisi “bugün acaba ailemden kimi götürdüler” diye düşünmek zorunda kalıyor! Televizyonu hangisi bu nedenle izliyor! Hangisi 30-35 yıldır; dili, kültürü, kimliğini yaşamak için onbinlerce insanını savaşta kaybetmiş ya da hangisi yakınlarının mezarlarını bile bilmiyor! Bu nedenle Strasbourg grevcilerini, sokakta eylemde olan Kürtlerin taleplerini anlamak Fransızlar için güç... Oysa ki ülkelerinin bu tablonun yaratılmasındaki payı da bir okadar büyük...