
Gerçekte KCK tutuklamaları Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme planının bir parçası olarak gündeme geldi. Asker çizmelerini giyen Türkiye’nin yeni ‘Milli Şef’i, kendisiyle aynı siyasi nesepten olan Thatcher’dan ödünç aldığı ‘terörizmin oksijenini kesme’ sözü ile hem bu operasyonların devam edeceğini anlatıyor hem de gerekliliğine işaret ediyordu. KCK’nin ‘paralel devlet’ olduğu iddiası, kuzuyu midesine indirmek isteyen kurdun onu suyu bulandırmakla itham etmesinden farksızdı. ‘Paralel devlet’ AKP savcılarının bu iş için icat ettikleri bir hukuki kılıftı. Yeni ‘Milli Şef’ minareyi çalma niyetini aşikar edince, emrindeki savcılar da ona uygun böylesi bir kılıf hazırlamakta gecikmediler. Asıl niyet ise ‘siyasetin önünü açmak’ adına dışarıda demokratik siyaset yapan tek bir Kürt bile bırakmamak, bu temelde Kürdistan’da AKP siyasetinin önünü açmak, aynı anlama gelmek üzere oluşturulan ‘Kürt Haması’nı Kürtler içinde siyasetin en önemli öznesi haline getirmekti.
AKP’nin Kürtlere yönelik bu imha siyasetinin kendi buluşu olduğunu iddia etmek, sadece AKP’nin Türkiye’de iktidarının gelmiş geçmiş en kukla iktidarlardan biri olduğunu gizlemeye hizmet eder. Aslında bu türden tasfiye planları hemen her zaman Washington’daki bazı kuruluşlar tarafından hazırlanır. Genel çerçevesi çizilen ve genellikle hazırlayanın adını taşıyan planlar uygulanmak Ankara Hükümetlerinin önüne konulur. Bunlardan biri geçmişte basına da yansıyan ‘Barkey Planı’ydı. Yani kamuoyuna lanse edildiği gibi ABD’nin Kürt sorununda AKP Hükümetine desteği sadece keşif uçuşlarıyla sağlanan anlık istihbaratla sınırlı değildir. PKK’yi tasfiye etme planının öncüsü ABD’dir. AKP’nin rolü ABD’nin bölgedeye Ortadoğu’ya planlarında kendisine layık gördüğü taşeronluktan ibarettir. Halis uşağın keline merhem bulmak küresel hegemonun görevleri arasındadır.
Bu tür planların içeriği üç aşağı beş yukarı aynıdır: Öncelikle ‘ortak düşman’ olan PKK’nin silahlı güçlerine ‘çelik’ gösterilecek. Yani mutat askeri operasyonlar daha da yoğunlaştırılıp aralıksız sürdürülecek, gerilla güçleri havadan ve karadan ağır bombardımanlarla bunaltılacak. Bununla eşzamanlı geliştirilen siyasi soykırım operasyonlarıyla PKK’nin tabanı zayıflatılacak, böylece ‘denizi kurutma’da mesafe alınacak. Tabii özel savaş propagandasına da hız verilecek. Özellikle medya gözünü orkestra şefinin çubuğundan ayırmayacak, tek sesli olacak ve sürekli PKK’nin ‘sonunun geldiğini’ dillendirecek. Bu arada örgütlendirilen işbirlikçiler halkın siyasi temsilcileri diye lanse edilecek. Sonuçta ‘marjinalleştirilen’ PKK devletin dayattığı koşullarda ‘silah bırakma’ya mecbur edilecek. Gerillanın teslim olma süreci başlayınca, işte o zaman ‘af’ çıkarılacak. Silahsızlandırılan güçlerden bir bölümü sistemin içine çekilirken, üç yüz kişi civarındaki bir yönetici grubu Avrupa ülkelerine gönderilecek. Özeti budur.
Türkiye’nin yeni ‘Milli Şef’inin -Almancasıyla Führer’inin- Himmler’i olmak isteyen Tayyar Şamil’in açıklamaları da böylesi bir planın yürürlükte olduğunu doğruluyor. Himmler Tayyar, Führer’inin “Kürt sorunu yoktur, Kürt vatandaşlarımın sorunları vardır” cümlesine daha da anlaşılır kılıyor. “PKK’nin Kürt sorunu yoktur, Kürtlerin PKK sorunu vardır” diyor. Himmler taslağının sözlerine bakılırsa, PKK ezilip bitirilince Kürt sorunu da çözülmüş oluyor. Yeni ‘Milli Şef’ unvanı Erdoğan’ın kişiliğine cuk diye oturuyor. Erdoğan Kürt sorununda ‘Milli Şef’ İnönü ile aynı çizgidedir; imha ve inkâr siyasetini onun bıraktığı yerden devralıp daha da ileriye taşıyor. Kırk yıla yaklaşan son Kürt direnişini de ezerek, “Hayali Kürdistan burada meftundur” ibaresini bu ülkenin dağlarına son bir kez kazımaya çalışıyor. Baba-oğul çatışmasında oğul çoğunlukla babanın kimliğine bürünür. İstediği kadar İnönü’yü eleştirsin, Başbakan kesinlikle bir İnönü mukallidi olarak Kürtlerin karşısına dikiliyor.
Himmler Nazi Almanya’sında Yahudi sorununun ‘nihai çözümü’nden sorumlu komisyonun baş yöneticisidir. Yarı Alman oluyor, başka bir deyişle Yahudi kanı da taşıyor. Tayyar Şamil’in geçmişi araştırılsa, bu noktada Himmler’le benzer özellikler taşıdığına ilişkin kanıtlar bulunabilir. Himmlerleşme, biraz da hâkim etnisiteye kendini kanıtlama çabası oluyor. PKK onun efendilerinin mezara yatırdığı Kürtleri diriliş mücadelesine kaldırırken, Teyyar Efendi daha kumda oynuyordu. Şimdi elinde masat, Kürt kasabı olma hevesiyle Kürtleri kesecek ‘çelik’ bıçakları biliyor. Atlantik ötesindeki sahte Şeyhülislam’ın talim ve terbiyesinden geçmiş bu zat, efendisinin Kürtlere ilişkin fetvası hayat bulsun diye tepeden tırnağa şiddet ve yalan kesiliyor.
Himmler Tayyar AKP savcıları ile komutanlarının işlerini kolaylaştırmak için PKK’nin gücü hakkında istatistikler hazırlıyor. PKK’nin Türkiye’nin her tarafına dağılmış yirmi bin kadrosunun olduğunu belirtiyor. Sempatizan düzeyindeki iki yüz bin kadar kadar ‘kadro’yu da bu sayıya ekliyor. PKK’yi ‘ezmek’ adına öncelikle bu yirmi bin kişinin saf dışı bırakılması gerektiğini söylüyor. Böylece siyasi soykırım hamlesinin ilk etabında zindanlara doldurulacakların sayısı da netleşmiş oluyor. İkinci etap, ‘sempatizan’ dediği insanları insanların etkisizleştirilmesidir. Demek ki siyasi soykırım operasyonları kapsamında ‘Sultan’ın zindanlarına kapatılması gerekenlerin alt sınırı yirmi bin, üst sınırı ise iki yüz yirmi bin oluyor. Himmler Tayyar’ın diğer bir işi herhalde Führer’ine tercümanlık yapmak olmalıdır. Nitekim yeni ‘Milli Şef’in “İster kadın ister çocuk olsun, güvenlik güçlerimiz gereken neyse onu yapacaktır” cümlesini de bu biçimde daha anlaşılır kılıyor. Tabii Kandil’in ezilmesini de yapılacaklar arasına yerleştiriyor. Himmler Tayyar’ın hezeyanlarına bakılırsa, PKK ile mücadelede belirleyici olan siyasi soykırım operasyonlarının mutlaka sürdürülmesidir. Gerillanın bitirilebileceğine o da inanmıyor. Führer’i gibi o da çözüm yolunu gerillanın ‘oksijenini kesme’de buluyor. Bu konu artık netleşmiştir. ‘Cam Kırıkları Gecesi’ çoğullaşacak, Mayıs ayına kadar tutuklamalar hızlanarak devam edecek,kar kış demeden gerillaya yönelik karadan ve havadan saldırılar sürdürülecektir. Çünkü Führer böyle buyuruyor.
Gelelim sonuca: Himmler Tayyar sonuçta bir affın gündeme geleceğini söylüyor. Türk’ün şefkati işte bu oluyor. Oksijeni kesilen gerilla “Tamam, teslim oluyorum” diyecek ve rol değiştirip kurtarıcı pozisyonuna giren celladının ‘şefkatli kolları’na atılacak. Belli ki Teyyar Efendi hoş rüyalar görüyor. Be adam, bakalım Kürtler ve gerilla seni affecek mi? Kimin kimi affetmesi gerekiyor? Atlantik ötesindeki CIA ajanı sahte Şeyhülislam gibi vaiz koltuğuna kurulup ‘olsa’ diye biten cümleler kurmak ve özgürlük savaşçılarına küfürler, hakaretler ve beddualar yağdırmak kolaydır. Birazcık vicdanı olanlar yaptıklarınızı mutlaka bir kenara not ediyor. Gün gelecek yaptıklarınızın hesabını mutlaka vereceksiniz.
“Oy teyyare teyyare, götür beni o yare!” Kılavuzu bu Teyyar Efendi ise, Führer’in işi bayağı zor görünüyor.