Rusya’nın ev sahipliğinde yapılan G20 zirvesi son yılların en dikkatle izlenen zirvelerinden oldu. Zira dünyanın en büyük 20 ekonomisi ile IMF, OECD ve AB’nin katıldığı zirveye ABD ile Rusya arasındaki Suriye krizi damgasını vurdu. Rusya’nın kültür başkenti olarak kabul edilen Saint Petersburg kentindeki zirve, gelişmiş ve gelişmekte olan 20 ülkenin liderini buluşturdu. 3 bin gazetecinin akredite olduğu zirvenin resmi gündemi küresel ekonomi sorunları ve ülkeler arasında yapılacak finansal anlaşmalardı. Ancak asıl gündem Suriye’ye yönelik olası bir askeri müdahale konusuydu.


Dünyayı yönetenler katıldı

Zirveye; ABD Başkanı Barack Obama, Almanya Başbakanı Angela Merkel, Japonya Başbakanı Şinzo Abe, Hindistan Başbakanı Manmohan Singh, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Güney Afrika Cumhurbaşkanı Jacob Zuma, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Brezilya Cumhurbaşkanı Dilma Rousseff, İtalya Başbakanı Enrico Letta, Güney Kore Devlet Başkanı Park Geun-Hye, Arjantin Devlet Başkanı Cristina Fernandez de Kirchner, İngiltere Başbakanı David Cameron, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın da aralarında bulunduğu liderlerin yanı sıra BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, Avrupa Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Genel Sekreteri Angel Gurria ile Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Christine Lagarde de katıldı. Dünya ekonomisine yön veren liderler dün hem ikili görüşmeler hem de heyetler arası görüşmeler yaptı.

Resmi gündem ekonomiydi

St. Petersburg’daki Konstantin Sarayı‘ndaki zirve Suriye krizinin gölgesinde kalsa da zirvenin resmi gündeminde küresel ekonomi vardı. Bugün de devam edecek olan zirvede, piyasalarda devam eden istikrarsızlık, küresel dengesizlikler, işsizlik, büyüme konuları ele alınıyor. G20 liderlerinin zirve sonunda çok uluslu şirketlerin vergiden kaçınmalarını önlemek için bir anlaşma imzalamaları bekleniyor. ABD ekonomisini canlandırmak için devreye sokulan teşvik programı ve Euro Bölgesi’ndeki durum da zirvenin gündeminde yer alıyor. Zira Amerikan yönetimi, kredi krizinin ardından devreye sokulan gevşek para politikasına son verme eğilimindeyken, bazı gözlemciler yatırımcıların düşük faiz ve kolay para ortamına hala ihtiyaç duyduğu uyarısı yapıyor.

Ama asıl Suriye konuşuldu

Bunlar liderlerin basın önünde yaptığı resmi görüşmelerin gündemini oluşturuyor. Ancak ikili görüşmelerde asıl konu Suriye’ye yönelik olası bir askeri harekattı. Zirveye liderlerin Suriye konusundaki görüş ayrılıkları damgasını vurdu. ABD, ısrarla “Kimyasal saldırıyı Esad yaptı“ derken, Rusya aksini öne sürüyor ve Obama yönetimine, “İddianı kanıtla ve belgeleri BM Güvenlik Konseyi’ne sun” diyor. Ev sahibi Rusya’nın Devlet Başkanı Vladimir Putin, zirvenin hemen öncesinde yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletler kararı olmadan Suriye’ye yapılacak bir müdahalenin “saldırganlık” olacağını söyledi. Putin, Beşar Esad’ın muhaliflere karşı üstün durumdayken ve Birleşmiş Milletler silah denetçileri Şam’dayken böyle bir saldırı gerçekleştirdiğini düşünmenin “gülünç” olacağını söylüyor.  Diğer yandan Putin, kimyasal silah kullanıldığını ve bu silahlara kimin başvurduğuna ilişkin kesin kanıt bulunması halinde “kararlı ve ciddi” adım atmaktan çekinmeyeceklerini de Çarşamba günü verdiği demeçte açıklamıştı.
ABD Başkanı Barack Obama ise uluslararası toplumun “inandırıcılığının” risk altında olduğunu savunuyor. Obama önceki gün İsveç’te yaptığı açıklamada, bütün dünyanın kimyasal silahlar konusundaki “kırmızı çizgide” ısrar etmesi çağrısını yineledi. ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi ise zirveden sadece bir gün önce kimyasal silah saldırısı iddiaları nedeniyle Suriye’ye askeri harekat yapılmasına onay veren bir önergeyi kabul etti. Önümüzdeki hafta Senato’da ve Temsilciler Meclisi’nde oylanacak olan önerge, Obama’ya Suriye’ye harekat için 90 süre tanıyor.

Obama ile Putin kutuplaşması
İki ülke arasında ABD’nin tüm dünyayı izlediğini belgeleriyle ifşa eden CIA ajanı Edward Snowden’e Rusya’nın sahip çıkması üzerine başlayan gerginlik Obama yönetiminin Suriye’ye yönelik askeri harekat hazırlığı içine girmesiyle neredeyse kopma noktasına geldi. Gerginlik, G20 zirvesinin oturma planını bile değiştirtti. Oturma planı, Obama ve Putin’in yakın olmaması için Kiril alfabesi yerine Latin alfabesine göre yapıldı. İlk oturma planında ABD Başkanı Barack Obama ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında sadece Suudi Arabistan Kralı Abdullah yer alıyordu. Yeni planda Obama ile Putin arasında aralarında İngiltere Başbakanı David Cameron’ın da bulunduğu 5 lider yeralıyor.

Soğuk savaştan bile kötü
Moskova ile Washington arasındaki ilişkiler soğuk savaş döneminden beri en kötü seviyesinde buluyor. Öyle ki Putin ile Obama zirvede ikili görüşme yapmaya dahi yanaşmadı. ABD-Rus ilişkilerinin yakın geçmişin en gergin döneminden geçtiğine işaret edilirken, iki ülke liderini bir araya getirecek ikili görüşmenin 50 yıldan fazla bir süredir ilk kez iptal edildiğine de dikkat çekiliyor.

İkna platformuna dönüştü

Aslında zirve bir anlamda ABD ile Rusya için diğer ülkeleri ikna fırsatına dönüştü. Zira hali hazırda çoğu ülke Suriye konusunda net bir tutum almış değil. ABD’nin yanı sıra; Türkiye, Fransa ve Suudi Arabistan gibi ülkeler askeri müdahale gerektiği görüşünü savunan devletler arasında. Ancak ABD sınırlı ve kara operasyonu içermeyen bir harekattan yana, Türkiye ise ‘vur çık olmaz daha kapsamlı bir operasyon olmalı’ fikrini savunuyor. Fransa ise “ABD yoksa ben tek başıma saldırmam” diyerek koalisyon oluşturulmasını istiyor. Almanya kimyasal saldırıya yanıt verilmesini isterken kendisinin askeri harekatta yer almasının mümkün olmadığını belirtiyor. Rusya gibi BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olan Çin de Suriye’ye müdahalenin önünü açacak girişimleri veto hakkının yardımıyla engellemişti. Rusya ve Çin gibi İran da Suriye’ye saldırıyla başlayacak bir savaşın tüm Ortadoğu’yu yangın yerine çevireceği ve bölgeyi uzun yıllar çıkamayacağı kaosa sürükleyeceği uyarısında bulunuyor. İtalya, BM kararı olmadan yapılacak bir müdahaleye karşı çıkarken, diğer bazı Avrupa devletleri ile Kanada, Avustralya, Güney Kore ve Japonya gibi ülkelerin de kaygıları olduğu biliniyor. İngiltere ise Parlamento’nun onay vermemesi nedeniyle askeri harekatta yer almayacağını zaten deklare etmişti.

ST. PETERSBURG