Gasp, bir ülkeyi, malı, mülkü zorla ele geçirmektir. Hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılması da gaspçılıktır.
Yurt gaspçıları, tıpkı dolandırıcılar gibi, yüzlerinin orta yerinde donmuş bir gülücükle yaklaşırlar, göz diktikleri toprakların insanlarına. İyilikler saçıp, bağışlar sunarak...
Kürtler, güler yüzle, masallardaki kurtlar gibi kuzu postu altında meleyerek gelen, dayanak bulup ayağı yere değdikten sonra, vicdandan habersiz katil kesilen gaspçıların mağdurudur.
Ancak Kürtler, yer yüzünde dolandırılan ilk halk değildir. Onlar, dolandırcılığın evrensel tarihinde, sadece bir halkadır. Mesela, İspanyol ve Portekizlileri takiben yola çıkan Avrupalı açlar, tutunamayan sabıkalılar, 16. yüzyılda, yüzlerine sıvadıkları gülüşle, Amerika kıtası sahillerine boşaldıklarında, selagları, yerlilerin yabancısı oldukları ayna, tarak ve renkli cam boncuk gibi göz alıcı armağanlarla doluydu.
Hapishane kaçkınları, iyilik ve güzellik saçan birer ermiş gibi davranıyor, önlerine çıkan yerliye gülümseyip bir boncuk, önemsediklerine tarak ya da ayna sunuyorlardı.
Osmanlılar da, boncuk, ayna, düdük ve tarakla değil, ama Perslere karşı koruma kalkanı rolüyle, Kürdistan’a yanaşmış, adım adım ilerleyerek ayağına yer etmiş, içeride satın aldığı güçle gasbı tamamlamıştı.
Günümüzde Türkler, Kuzey Suriye’de biraz Osmanlı, biraz da Amerika kıtasındaki Avrupalı sabıkalıydı. İkisinin karması ama, selaglarında boncuk yerine çocuklara şeker, istene çorba vardı.
Kuşatma altındaki Kürtlerin şehirlerini yerle bir eden, evleri, iş yerlerini talan geçiren, para edecek ne varsa çalıp kamyonlara yükleyen, kendi yurdunda mültecileşenlere giden ekmeğe el koyan Türkler, Suriye’de, göz yaşartıcı şekilde hisli ve insan düşkünüydü.
Bırakın bebekleri, ihtiyarları katletmeyi, çocukların üstüne benzin döküp yakmayı, gördüklerine sevinç delisi olarak sarılıyor, Amerika kıtası sahillerinde boncuk, ayna dağıtan Avrupalı sahtekarları taklit eder gibi, insan hayatına değer veriyor, cömertlik ediyorlardı.
200 dolar maaşlı kiralık askerleri, çocuklara şeker, kaynayan kazanlardan, gelip geçen açlara kepçe kepçe çorba dağıtıyorlardı. Onların hallerini gören, mal, mülk gasbına çıkmış hırsız, can almakla görevli katil adayı değil, gökten inmiş melek sanıyordu.
Öylesine insan, o kadar naiftiler ki, bakanın gözleri yaşarıyordu. Onlar, kuzey Suriye’de “insan”dı. Ama Kürdistan’da ne o, ne bu, IŞİD (DAİŞ)’le öz kardeş derekesinde “kendileri” idi, onlar.
Arap’ı dolandırıp kandırmak için, çocuklara şeker, açlara çorba dağıtanlar, Kürdistan’da hem “hırt” hem de “kurt”tu. Dini bayramda bile, vicdani esintiler kesik, güçsüz, savunmasızlara karşı, “maşallah bir tanesi dünyaya bedel”di.
Tanklarının hücumuyla evlerini kaybetmiş Şırnaklıların, tepelerde açtıkları bez çadırlara yiyecek götürmeye de değil, bayram nedeniyle selam vermeye gidenlerin yolu, “düşmana selam yasahtır” denilircesine kesiliyor, geri püskürtülüyorlardı.
Ay, insanlıklarının din ve vicdanlarını seveyim ben onların ki, gasp edilip tanklarla kuşatılmış 24 ayrı Kürt şehrinin belediye binasının fethi, gün ağarırken açıklanıyordu. Zafer, nedeniyle ortalık mehter marşıyla zangırdıyor, binaların pencerelerine, Türk bayrakları geriliyor, Kürtçe tabelalar sökülüyordu.
Belediyeler, o ana Kürt seçilmişlerin yönetimindeydi. Kürt halkına ait binaların kapıları hep açıktı.
Türk devletine ait bütün binalar, polis, asker kurumları, yargı, valilik, kaymakamlık ve bağlı kuruşların hepsi, bombalara da dayanıklı beton blokların gerisinde nefesleniyordu. Direğe asılan bayrakların başına nöbetçiler konuyordu.
Türk devleti, Kürdistan’da korkuya esirdi. İnsanların özgürce girip çıktıkları tek yapı, Kürtlerin yönetimindeki belediyelerdi.
TC gaspedince, onlar da tankların çemberine alınmıştı.
O halde neydi? Kürdistan’da, işgalci bile değillerdi. Onlar keni korkularına esirdi. Kale görünümlü, zırhlı kışlalar, karakollar ve beton blokların gerisinde mahpustu.
Sen, seçilmişlerin hakkını, hukukunu gasp edip çalarak, belediyelere el koyuyor ve fetih yapmış gibi bayrak çekiyorsan eğer, orası senin değildir. Bundan sonra da senin olmayacak.
Yakın dünün tarihi, bize bu hallerin anlamını, netçe fısıldıyor. Gaspçının, direnenler karşısında payidar olup, ayakta kaldığı görülmemiştir. Hitler de Paris’i, Prag’ı işgal ederken, binaları gasp etmiş, bayrağını çekmiş, çalışanları dışarı atıp yandaşlarını oturtmuştu.
Britanya Hindistan’da, Amerika Vietnam’da koruganların gerisine sığınmıştı.
Hey adamım baksana, senin haberin yok ama, dünya değişiyor. Halklar, artık kaderini ele alıp yurt hırsızlarını kovuyorlar.
Faşist Franko’nun darağaçları kurduğu Katalonya, özerklikten bağımsızlığa geçişi yaşıyor. Britanya adasında İskoçya, Galler de...
Kürtler yeterince bedel ödedi. Sen de gideceksin. Duysana, Birleşmiş Millet senin suç dosyanı tutarak, gidişini haber veren ilk zilleri çalmaya başladı.